Leu'ażżibennehu ‘ażâben şedîden ev leeżbehannehu ev leye/tiyennî bisultânin mubîn(in)
"Bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirmedikçe kesinlikle onu ağır bir şekilde cezalandıracağım, ya da kafasını keseceğim."
"Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlıyacağım!"
Neml Suresi'nin 21. ayeti, Hz. Süleyman'ın Hüdhüd'ü bulamayışı üzerine verdiği kararı ve bu kararın gerekçesini dilbilimsel olarak ele almaktadır. Ayet, tehdit, ceza ve delil sunma gibi temel kavramlar üzerinden, ilahi otorite ve sorumluluk ilişkisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azab' kelimesini, 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' anlamındaki 'azb' kökünden türemiş olarak açıklar. Ayetteki 'lâ'uazzibennehû' ifadesi, Hüdhüd'ün itaatsizliği veya mazeretsiz kaybolması durumunda karşılaşacağı şiddetli ve caydırıcı cezayı, yani özgürlüğünün kısıtlanmasını veya acı çekmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'azab'ı 'cezalandırmak' olarak yorumlar ve bu bağlamda 'şedîden' kelimesiyle birlikte kullanıldığında, cezanın ağırlığını ve şiddetini vurgular. Ayetteki kullanım, Hz. Süleyman'ın otoritesini ve emrine karşı gelmenin sonuçlarını göstermektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'azab' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi cezayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, bir peygamberin (Hz. Süleyman) otoritesi altında, itaatsizliğe karşı uygulanan dünyevi bir cezayı temsil eder. 'Şedîden' kelimesi, bu cezanın sadece bir uyarı değil, aynı zamanda fiziksel bir yaptırım olabileceğine işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'azab' kelimesinin 'cezalandırma' anlamında kullanıldığını ve 'şedîden' sıfatıyla nitelendiğinde, bu cezanın şiddetini ve ağırlığını vurguladığını belirtir. Ayetteki 'azâben şedîden' ifadesi, Hüdhüd'e verilecek cezanın sıradan bir uyarıdan öte, ciddi bir yaptırım olacağını açıkça ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'azab'ın mastar olarak fiilin anlamını pekiştirdiğini ve 'şedîden' ile birlikte kullanıldığında, cezanın niteliğini ve derecesini belirttiğini ifade eder. Bu ayette, Hz. Süleyman'ın tehdidinin ciddiyetini ve kararlılığını gösteren bir vurgudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şedîd' kelimesini 'güçlü, kuvvetli, şiddetli' olarak tanımlar. Ayetteki 'azâben şedîden' ifadesi, Hüdhüd'e uygulanacak cezanın sadece bir 'azab' değil, aynı zamanda 'şiddetli' bir azab olacağını, yani acı verici ve caydırıcı nitelikte olacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ebu'l-Bekâ, 'şiddet'in bir şeyin kuvvetli ve katı olması anlamına geldiğini belirtir. Bu bağlamda, 'azâben şedîden' ifadesi, cezanın hafif veya geçici olmayıp, aksine kalıcı ve etkili bir nitelik taşıyacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zebh' kelimesini 'boğazlamak, kesmek' olarak açıklar. Ayetteki 'lâ'ezbehannehû' ifadesi, Hüdhüd'ün mazeret sunamaması durumunda karşılaşacağı nihai ve en ağır cezayı, yani hayatına son verilmesini ifade eder. Bu, Hz. Süleyman'ın otoritesinin ve disiplininin ne denli ciddi olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zebh' kelimesinin Kur'an'da genellikle kurban kesme veya öldürme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Hüdhüd'ün itaatsizliğine karşı verilecek en uç ceza olarak, canına kastedilmesini ifade eder ve tehdidin ciddiyetini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sultân' kelimesini 'delil, hüccet, güç, yetki' olarak açıklar. Ayetteki 'bi-sultânin mubînin' ifadesi, Hüdhüd'ün kayboluşu için sunacağı mazeretin sadece bir açıklama değil, aynı zamanda güçlü, ikna edici ve açık bir kanıt olması gerektiğini vurgular. Bu, Hz. Süleyman'ın adalet anlayışını ve delile dayalı hüküm verme prensibini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sultân'ın 'hüccet ve burhan' (delil ve kanıt) anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Hüdhüd'ün kendisini savunmak için getirmesi gereken şeyin, şüpheye yer bırakmayacak kadar açık ve güçlü bir gerekçe olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sultân' kavramının Kur'an'da genellikle 'otorite, güç, delil' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Hüdhüd'ün getirmesi gereken 'sultân-ı mübîn', onun yokluğunun meşruiyetini ispatlayacak, Hz. Süleyman'ın sorgulamasını ortadan kaldıracak nitelikte bir 'açık delil'dir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mübîn' kelimesini 'açık, belli, açıklayıcı' olarak tanımlar. Ayetteki 'sultânin mubînin' ifadesi, Hüdhüd'ün sunacağı delilin sadece bir delil olmakla kalmayıp, aynı zamanda herkes tarafından anlaşılır, şüphe götürmez ve ikna edici olması gerektiğini vurgular. Bu, Hz. Süleyman'ın adil yargılama talebini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'mübîn'in 'açıklayan, açıklığa kavuşturan' anlamına geldiğini belirtir. Bu bağlamda, Hüdhüd'ün getireceği delilin, onun yokluğunun nedenini tam olarak açıklığa kavuşturması ve herhangi bir belirsizliğe yer bırakmaması gerektiğini ifade eder.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Le üazzibennehü” muhakkakki ona azâb ederim eğer habersiz kaçmış gitmişse. Ordudan kaytarmışsa ve yahut “azâben şediden” hemde şiddetli bir azapla onu azab ederim. Ve yahut, “ev le ezbehenne hü” Ve yahut onu boğazlarım keserim. “ev le ye’tiyennî bi sûltanin mübîn.” Bana açık bir delil ile gelmeli makul bir mazaret ile gelmez ise ya onu öldürürüm ya da azab ederim.