İçeriğe atla
Neml 40Cüz 19 · Sayfa 380

Neml Sûresi 40. Âyet

النمل

Sohbete sor

Kâle-lleżî ‘indehu ‘ilmun mine-lkitâbi enâ âtîke bihi kable en yertedde ileyke tarfuk(e)(s) felemmâ raâhu mustekirran ‘indehu kâle hâżâ min fadli rabbî liyebluvenî eeşkuru em ekfur(u)(s) vemen şekera fe-innemâ yeşkuru linefsih(i)(s) vemen kefera fe-inne rabbî ġaniyyun kerîm(un)

Kitaptan bilgisi olan biri, "Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş halde görünce şöyle dedi: "Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir."

Neml Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(27/40) “Yanında kitaptan bir ilm bulunan zat da dedi ki: Ben onu daha gözünü açıp kapamadan getiririm. Ne zamanki -Hz. Süleyman-onu -tahtı- yanında yerleşmiş olarak gördü, dedi ki: Bu Rabbimin lütufundandır, tâki beni imtihan etsin ki, şükür mü ederim yoksa nimete karşı nankörlük mü ederim ve her kim şükür ederse ancak kendi nefsi lehine şükür eder. Ve kim de nimete karşı nankörlükte bulunursa, şüphe yok ki, Rabbimin hiç bir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.” Kâlellezî indehü ilmün: Yanında ilim olan bir kimse. Yukarıda cinlerden bir ifrit denmişti. Burada yanında ilim olan bir kimse deniyor.

minel kitabi ene âtike bihi kalbe: Hangi ilim, kitaptan

yanında ilim olan bir kimse dedi ki, ben onu sana getirim Daha evvel. Gözünü açıp kapayıncaya kadar. İfrit çok hızlı ama, sen yerinden makamından kalkıp bir adım atıncaya kadar zaman içerisinde getiririm dedi. Ama bu zatta gözünü açıp kapama kadar kısa bir zaman içinde getiririm dedi. Bakın şu sür’ate. O gün yemende san’a denilen yer, Habeşistanda olduğunu da söylüyorlar, kitaplar Yemen diyor. Kendisi Kudüste bakın Oradan oraya az mesafe değil. O günün vasıtasıyla at gidişiyle belki 2 aylık mesafe. Göz açıp kapaması bu nasıl sür’attir. Bazıları tefsirlerde o günlere göre yorum yapıyorlar. Allah yerleri katladı, kapakladı, Bazıları toprak altından yürüttü de getirdi diyorlar. Çünkü maddenin parçalanması, çözümlenmesi daha bu tefsirler yapılırken bilinmediği için, maddeyi gurup, kütle olarak geldiğini zannediyorlar.

Kütle olarak gelmesi mümkün değil. Çünkü o sür’ate dayanamaz yanar. Demek ki bu geliş kütle halinde gelen bir geliş değil. Şu anda insânlık daha henüz bunu bilemiyor. Değişik bir sistemde getirilen geliş. Tahmin ediyor. Atomlara ayrıştırılması, atomları ayrıştırıyor ama toplayamıyor sonrada. Neden toplayamıyor? Çünkü içindeki madde ruhu çıkıyor. Bir daha o ruhu toplayıp ta o ruhun yapışkanlığında yani birlikteliğinde o dağılan atomları toplayamıyor bir daha. Dağıtıyor ama toplayamıyor. Onun rûh-u oradan ayrılıyor. Maddi rûh yani. O arşı, o tahtı, neyse yani şu maddeyi birleştiren bir madde rûh-u var. O rûh bunda dağıldıktan sonra yapma imkânı olmuyor şimdilik. Ama bir gün onu da bulacaklar. Ayrıldıkları zaman onun mevcut ruhu, yani toplayıcı esas ona sûret süliet veren rûh-u belki muhafaza edecekler. Sonra o rûh-u ona iade edecekler. Maddi parçalarını, O rûh onları anında toplayıverecek. Çünkü ne varsa bu âlemde hepsinin bir rûh-u var. Bir eşya bütün duruyorsa rûh-u var. Enerji rûh zaten. Rûh’tan başka bir şey değil ki,

Yalnız diyor, burada kendisine kitaptan ilim verilen bir kimse deniyor. Yani bu rahmân-i yönden ilimle bu işin olacağını söylüyor. Öteki ifrit. Cinlerde ilimle ama başka türlü yapıyorlar.

Felemmâ: Vaktaki.

Reâhü: sana göz açıp kapayıncaya kadar getiririm diyen kimse tahtı getirdi. Süleymân (a.s.) da o vakitte onun tahtının geldiğini gördü. Rüyet etti.

müstekarran indehü: İstikrarlı geldiğini yani bozulma-dan geldi, kâle: dedi.

Bu benim rabbımın fazli keremindendir. Lütfu ihsânıdır. dedi. Başımıza ne türlü bir hadise gelirse gelsin, ister nefsimize uygun gelsin, isterse tabiatımıza uygun gelmesin, her halükârda bu Âyet-i söylemek bizler için çok büyük lütuf olacaktır. heze min fadli Rabbî diyor. Başımız ağrısa daha fazlası ağrıyabilir diye şükür babında ya rabbi, heze min fadli Rabbî bu Âyet-i okuyabiliriz.

liyeblüvenî e eşküru em ekfüru: Rabbim böylece de denemiş oluyordu bu oluşuma karşı şükür mü edeceğim, inkar mı edeceğim , ve men şekera: kim ki şükür ederse , fe innemâ yeşküru li nefsihî: Kim ki şükür ederse kendi nefsine şükür etmiş olur.

ve men kefera fe inne Rabbî ganiyyün kerîm: Kim ki inkar edrse Allah bunların hepsinden gani, kerem sahibidir diye kendi düşüncesini söylüyor. Bunun üzerine Süleymân (a.s.) bir tedbir olsun diye dedi ki;

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(7)