Kâle ‘ifrîtun mine-lcinni enâ âtîke bihi kable en tekûme min makâmik(e)(s) ve-innî ‘aleyhi lekaviyyun emîn(un)
Cinlerden bir ifrit, "Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim" dedi.
Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var." dedi.
Neml Suresi 39. ayet, Hz. Süleyman'ın tahtın getirilmesi talebine cinlerden bir ifritin verdiği cevabı aktarır. Ayet, 'ifrit', 'kaviyy' ve 'emîn' gibi kavramlar üzerinden gücü, hızı ve güvenilirliği vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ifrit' kelimesini 'irtifât' (yükselme, baş kaldırma) kökünden türemiş olarak kabul eder ve 'şiddetli, azgın, kurnaz' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, tahtı kısa sürede getirebilecek kadar güçlü ve asi bir varlığı tanımlar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ifrit' kelimesini 'mârid' (asi, isyankar) ve 'şerîr' (şerli) olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, cinin sadece güçlü değil, aynı zamanda emre itaatsizliğe meyilli, ancak bu durumda Hz. Süleyman'ın emrine amade olan yönünü vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ifrit'i 'şiddetli, kuvvetli, kurnaz ve hilekar' olarak tanımlar. Ayetteki 'ifrit'in tahtı getirme vaadi, onun bu özelliklerini, yani hem fiziksel gücünü hem de işi becerebilme yeteneğini ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kıyâm' kelimesinin 'bir yerden ayrılmak, kalkmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kabl-e en tekûme min makâmike' ifadesi, ifritin tahtı getirme hızını, Hz. Süleyman'ın oturduğu meclisten ayrılmasından daha kısa bir süreye sığdıracağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kıyâm'ın temel anlamının 'ayakta durmak' olmakla birlikte, 'bir işe girişmek, bir yerden ayrılmak' gibi mecazi anlamlara da geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Hz. Süleyman'ın 'makam'ından (oturduğu yerden) kalkması, toplantının bitişini veya yer değişikliğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kuvvet' kelimesini 'bir şeyi yapmaya muktedir olmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'lekaviyyün' ifadesi, ifritin tahtı taşıma ve getirme konusundaki olağanüstü fiziksel kapasitesini ve bu işi yapmaya yetkinliğini vurgular.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kuvvet'i 'bir şeyi gerçekleştirmeye yarayan kudret' olarak açıklar. İfritin 'lekaviyyün' demesi, onun bu zorlu görevi yerine getirecek yeterli güce sahip olduğunu, yani sadece hızlı değil, aynı zamanda güçlü olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'kuvvet' kavramının genellikle fiziksel veya manevi bir üstünlüğü ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'lekaviyyün' ifadesi, ifritin diğer varlıklara nazaran sahip olduğu olağanüstü fiziksel gücü ve bu gücün tahtı getirme eyleminde nasıl tezahür edeceğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'emîn' kelimesini 'güvenilir, emanete riayet eden, hıyanet etmeyen' olarak açıklar. Ayetteki 'emîn' ifadesi, ifritin sadece güçlü olmakla kalmayıp, aynı zamanda emanet edilen tahtı eksiksiz ve zarar görmeden getireceğine dair bir güvence verdiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'emîn'i 'güvenilir kişi' olarak tanımlar ve bu kişinin emanete hıyanet etmeyeceğini belirtir. İfritin bu vasfı, Hz. Süleyman'ın tahtın güvenliği konusundaki endişelerini gidermeye yönelik bir taahhüttür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'emn' kökünden türeyen kelimelerin 'güven, emniyet, emin olmak' gibi anlamlar taşıdığını belirtir. Ayetteki 'emîn' kelimesi, ifritin sadece fiziksel gücünü değil, aynı zamanda ahlaki bir vasfını, yani emanete sadakatini vurgular.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(27/39) “Cin tâifesinden bir ifrit dedi ki: Ben onu daha sen makamından kalkmadan sana getiririm ve şüphe yok ki, ben ona elbette güç yetiririm ve bana güvenebilirsiniz.” Kâle ifrîtün minelcinni: Onların içerisinden, cinni taifenin ileri gelenlerinden bir ifrit ene âtîke: ben onu sana getiririm. Ne zaman bihî kable en tekume min mekamike: Sen oturduğun makamdan kalkıp 1 adım ileriye gidinceye kadar geçen zamanda getiririm onun arşını diyor.
ve innî aleyhi lekaviyyün emînün: Bu hâdiseler gönlümüzde de oluyor. Kûr’ân-ı kerîm’de geçmiş, olmuş, mucizevi hakikatlerden bir çoğu mucizelikten çıkmış, günümüzde tabii hâle gelmiştir. İşte cep telefonları hüd hüd kuşudur. Anında haber alıp getiriyor. Suyu görmesi peykleri gösteriyor. Bugün bunlar artık müteşabihlikten
muhkem tarafına geçmiş oluyor. 1400 sene evvel Kûr’ân-ı kerîm’in 4 de 3ü müteşabih iken, şimdi 4 de 1 i müteşabih hükmüne girmiş oluyor. Çünkü ifade ettiği şeyler fiziken, fiilen yaşanmaktadır. Kûr’ân-ı kerîm o yüzden bütün asırları kapsamına almış bir kitaptır. Ve daha henüz çözümlenmiş değildir. Nûh (a.s.) mın gemisi. Öyle arabalar yapılıyor ki. Bazıları çözülecek. İfritin söylediği böyle bir şeyin olabileceğinden. T.V. madde naklinin ilk habercisi. Arşının yüzeysel nakli olmakta şimdi. 3 boyutlu değil. Noktacıklardan meydana gelen yüzey nakli var. İşte bunu şimdi, noktalardan sonra atomlardan meydana gelen fiziki nakli de olacak. Kûr’ân-ı kerîm sadece dua, ölü kitabı değil. Yaşayan ölülere okunacak kitap ki yaşayanlar dirilsin. Aslında diri zannettiğimiz kendimizin aslında ölü varlıklar olduğumuzu ancak Kûr’ân-ın nûru ile aydınlanarak, Kûr’ân’da ki, Hay esmâsı’nın verdiği hayatla can bularak yaşayan varlıklara dönüşmemiz gerektiğini bizlere bildiriyor.
Yoksa ölü, zâten ölmüş, neyini dirilteceğiz, ona da faydalı olur o yönü de var, okunduğu zaman nûru onlara da gidiyor ayrı ama, ölünün okuduğu Kûr’ân oradaki ölülere ne kadar fayda eder. Biz ölü hükmündeyiz. C. Hakkın Hay ismiyle dirilmemişiz. Nefs ismiyle dirilmişiz. Nefsi emmâre ismiyle dirilmişiz. Yaşadığımızın farkında değiliz. gaflet içindeyiz. Ne zaman ki şuur sahibi oluyoruz. Benliğimiz ortaya çıkıyor. Benmişim, diye kimliğimizi hissediyoruz. o zaman yaşamaya başlıyoruz. Daha çoçuk gibi emeklemeye başlıyoruz. Akıl yaşımız daha emekleme çağında, isterse sûret yaşımız 60-70 olsun. Veledi kalp, İsmâîl olmazsa kâ’be’yi kuramıyoruz yalnız başımıza. Sen makamından ininceye kadar ben onu getiririm, dedi. Ve devam ederek bu yapacağın şeyin ciddiyetini anlatmak için innî aleyhi lekaviyyün emînün: Muhakkakki ben bu söylediğim sözde doğruyum ve eminim dedi. Mutlak
olarak ben bu işi yaparım. Sakın şüphede kalma diyor.
Süleymân (a.s.) ma.
O konuşmasını bitirince başka birisi söz alıyor, o hususta.