Emmen yebdeu-lḣalka śümme yu'îduhu vemen yerzukukum mine-ssemâ-i vel-ard(i)(k) e-ilâhun me'a(A)llâh(i)(c) kul hâtû burhânekum in kuntum sâdikîn(e)
Yoksa, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var!? De ki, "Eğer doğru söyleyenler iseniz kesin delilinizi getirin."
(Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz kesin delilinizi getirin haydi!
Neml Suresi'nin 64. ayeti, Allah'ın yaratma, tekrar yaratma ve rızık verme kudretini vurgulayarak O'nun birliğini ispatlamayı amaçlar. Ayet, müşriklerin iddialarına karşı delil getirme çağrısıyla meydan okur ve tevhidin temel prensiplerini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bedeʾe' fiilinin bir şeyin başlangıcını, ilk ortaya çıkışını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yebdeʾu' kelimesi, Allah'ın yaratılışı ilk defa, örneksiz ve benzersiz bir şekilde başlatan olduğunu vurgular. Bu, O'nun mutlak kudretinin ve eşsizliğinin bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yebdeʾu' kelimesini 'yuhdithu' (yaratır, meydana getirir) olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın varlıkları ilk kez, yoktan var etme gücüne sahip olduğunu ve bu gücün sadece O'na ait olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'bedʾ' kavramının Kur'an'da 'yaratılışın başlangıcı' anlamında kullanıldığını ve genellikle 'iʿâde' (tekrar yaratma) ile birlikte anıldığını belirtir. Ayetteki 'yebdeʾu' kelimesi, Allah'ın yaratma eyleminin ilk ve nihai kaynağı olduğunu, dolayısıyla O'nun ilahlık vasfının temelini oluşturduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'iʿâde' fiilinin bir şeyi önceki haline döndürmek veya tekrar yapmak anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'yuʿîduhu' kelimesi, Allah'ın ilk yaratılışı gerçekleştirdiği gibi, ölümden sonra da diriltme ve tekrar yaratma gücüne sahip olduğunu, bu gücün O'nun tek ilah olduğunun kanıtı olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'iʿâde'nin bir şeyin başlangıcından sonra tekrar meydana getirilmesi olduğunu açıklar. Ayetteki 'yuʿîduhu' ifadesi, Allah'ın ahiretteki diriltme gücünü, yani ölüleri tekrar hayata döndürme kudretini vurgular ve bu, O'nun mutlak egemenliğinin bir parçasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iʿâde'nin Kur'an'da genellikle 'baʿs' (diriltme) anlamında kullanıldığını ve 'bedʾ' ile birlikte Allah'ın yaratma ve ahiret kudretini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yuʿîduhu', Allah'ın yaratma döngüsünü tamamlayan, ölümden sonraki hayatı da var eden tek güç olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk' kelimesinin hem dünyevi hem de uhrevi faydaları kapsayan bir nimet olduğunu belirtir. Ayetteki 'yerzuku' kelimesi, Allah'ın gökten yağmur ve yerden bitkilerle insanlara ve tüm canlılara hayatlarını sürdürmeleri için gerekli olan her türlü nimeti sağlayan tek varlık olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rızk'ın Allah tarafından verilen her türlü faydalı şey olduğunu açıklar. Ayetteki 'yerzuku' ifadesi, Allah'ın sadece yaratmakla kalmayıp, yarattıklarının yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan tüm imkanları da sağlayan, dolayısıyla ibadete layık tek ilah olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rızk' kavramının Kur'an'da Allah'ın insanlara ve diğer canlılara bahşettiği maddi ve manevi tüm lütufları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yerzuku', Allah'ın yaratma ve diriltme gücünün yanı sıra, hayatın devamlılığı için gerekli olan tüm kaynakları da temin eden mutlak kudret sahibi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bürhân'ın, bir şeyin doğruluğunu açıkça ortaya koyan, şüpheye yer bırakmayan kesin delil olduğunu belirtir. Ayetteki 'bürhâneküm' kelimesi, müşriklerin Allah'tan başka ilahlar edindikleri iddialarını destekleyecek hiçbir mantıklı ve kesin kanıtlarının olmadığını, dolayısıyla iddialarının temelsiz olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'bürhân'ı, bir iddiayı ispatlamak için kullanılan, aklen ve naklen geçerli olan güçlü delil olarak tanımlar. Ayetteki 'bürhâneküm' ifadesi, Allah'ın birliğine karşı çıkanların, kendi iddialarını destekleyecek hiçbir somut ve ikna edici delile sahip olmadıklarını, bu nedenle batıl yolda olduklarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'bürhân'ın, bir şeyin hakikatini ortaya çıkaran, şüpheyi gideren açık ve net delil olduğunu açıklar. Ayetteki 'bürhâneküm' çağrısı, Allah'ın yaratma, diriltme ve rızık verme kudretine karşı, müşriklerin ortak koştukları ilahların hiçbir yetkiye sahip olmadığını kanıtlamalarını talep ederek, tevhidin kesinliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sıdk'ın, sözün gerçeğe uygun olması, kalbin ve dilin uyumu olduğunu belirtir. Ayetteki 'sâdikîn' kelimesi, müşriklerin Allah'a ortak koşma iddialarının doğru olmadığını, eğer doğru olduklarını iddia ediyorlarsa bu iddialarını ispatlayacak delil getirmeleri gerektiğini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sıdk'ı, sözün ve fiilin gerçeğe uygunluğu olarak açıklar. Ayetteki 'sâdikîn' ifadesi, Allah'ın birliğine karşı çıkanların, iddialarının aksine, gerçekte doğru sözlü olmadıklarını, zira iddialarını destekleyecek hiçbir kanıt sunamadıklarını ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sıdk' kavramının Kur'an'da 'doğruluk, dürüstlük, gerçeğe uygunluk' anlamında kullanıldığını ve genellikle 'hak' kavramıyla ilişkili olduğunu belirtir. Ayetteki 'sâdikîn' kelimesi, Allah'ın birliğine dair delillerin apaçık ortada olduğunu, bu gerçeği inkar edenlerin ise sözlerinde samimi ve doğru olmadıklarını vurgular.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ
إِلَّا اللَّهَ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
(Kûl lâ ya’lemü men fissemâvâti vel ardılgaybe illellahü vema yeş’urüne eyyane yüb’âsüne)