Kul lâ ya'lemu men fî-ssemâvâti vel-ardi-lġaybe illa(A)llâh(u)(c) vemâ yeş'urûne eyyâne yub'aśûn(e)
De ki: "Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler."
De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
Neml Suresi 65. ayet, Allah'ın mutlak gayb bilgisine sahip olduğunu vurgularken, yaratılmışların bu bilgiye erişemeyeceğini ve kıyamet vaktini dahi bilemeyeceklerini ifade eder. Ayet, 'bilmek', 'gayb' ve 'diriltilmek' gibi temel kavramlar üzerinden tevhid inancının bir yönünü ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî'ye göre 'ilm' (bilgi), bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Ayetteki 'la ya'lemu' ifadesi, gaybın hakikatini ve tüm detaylarını Allah'tan başkasının kuşatamayacağını, dolayısıyla bu bilginin yalnızca O'na mahsus olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'i, bir şeyin olduğu gibi idrak edilmesi olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, göklerde ve yerde bulunan hiçbir varlığın, gaybın mahiyetini ve zamanını Allah'ın bildiği gibi bilemeyeceğini, bu bilginin yaratılmışların kapasitesini aştığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'gayb'ı, insanlardan gizli olan, onların bilgisi dışında kalan şeyler olarak açıklar. Ayetteki 'el-gayb' ifadesi, özellikle kıyamet vaktinin ve gelecekteki olayların bilgisini kapsar ki bu bilgi sadece Allah'a aittir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'gayb'ı, insanların ulaşamadığı, göremediği ve bilemediği her şey olarak yorumlar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın gaybı bilmesi, O'nun her şeyi kuşatan ilmini ve yaratılmışların sınırlı bilgisini karşılaştırmak için kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'gayb' kavramının Kur'an'da genellikle insan idrakinin ötesindeki metafizik gerçeklikleri, özellikle de kıyamet ve ahiret gibi konuları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'gayb', Allah'ın mutlak ve münhasır bilgi alanını temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'şu'ûr'u, ince ve gizli şeyleri idrak etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'mâ yeş'urûn' ifadesi, insanların diriltilme vaktinin yakınlığını veya ne zaman gerçekleşeceğini en ufak bir şekilde bile hissetmediklerini, bu konuda tamamen bilgisiz olduklarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî'ye göre 'şu'ûr', bir şeyin farkına varmak, onu hissetmektir. Ayetteki kullanımı, insanların kıyametin ne zaman kopacağı konusunda hiçbir sezgiye, bilgiye veya farkındalığa sahip olmadıklarını, bu bilginin tamamen Allah'a ait olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ba's'ı, ölüleri diriltmek ve kabirlerinden çıkarmak olarak açıklar. Ayetteki 'yub'asûn' ifadesi, kıyamet gününde insanların tekrar hayata döndürüleceklerini, ancak bu olayın vaktinin sadece Allah tarafından bilindiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ba's'ın temel anlamının bir şeyi harekete geçirmek, göndermek veya diriltmek olduğunu ifade eder. Ayetteki pasif formdaki 'yub'asûn', insanların kendi iradeleriyle değil, Allah'ın emriyle diriltileceklerini ve bu dirilişin zamanının kendileri için meçhul olduğunu vurgular.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْآخِرَةِ بَلْ هُمْ فِي
شَكٍّ مِنْهَا بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ
(Beliddareke ilmühüm fil âhirati bel hüm fî şekkin minhe el hüm minhe amune)