Kâle innî urîdu en unkihake ihdâ-bneteyye hâteyni ‘alâ en te/curanî śemâniye hicec(in)(s) fe-in etmemte ‘aşran femin ‘indik(e)(s) vemâ urîdu en eşukka ‘aleyk(e)(c) setecidunî in şâa(A)llâhu mine-ssâlihîn(e)
Şu'ayb, "Ben, sekiz yıl bana çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birisini sana nikahlamak istiyorum. Eğer sen bunu on yıla tamamlarsan, o da senden olur. Ben seni zora koşmak da istemiyorum. İnşaallah beni salih kimselerden bulacaksın" dedi.
(Şuayb) Dedi ki: "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem. İnşaallah beni iyi kimselerden bulacaksın."
Kasas Suresi 27. ayet, Hz. Musa ile Medyenli yaşlı adam arasındaki evlilik anlaşmasının şartlarını dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Ayet, 'nikah', 'ücret karşılığı çalışma' ve 'salihlik' gibi temel kavramlar üzerinden bir ahdin ve karşılıklı yükümlülüklerin semantik derinliğini sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nikâh' kelimesinin asıl anlamının 'birleşme' olduğunu belirtir. Ayetteki 'ünkihake' ifadesi, evlilik akdiyle birleşmeyi, yani nikahlamayı ifade eder ve bu, şer'î bir akitle helal kılınan birleşmedir. (el-Müfredât, s. 809)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nikâh' kelimesinin mecazi olarak 'evlendirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanım, bir babanın kızını bir erkeğe eş olarak vermesi eylemini açıkça ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 104)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nikâh' kavramının Kur'an'da sadece cinsel birleşmeyi değil, aynı zamanda toplumsal bir sözleşme ve aile kurma eylemini de ifade ettiğini vurgular. Bu ayetteki 'ünkihake' ifadesi, bu toplumsal ve ahlaki sözleşmenin başlangıcını işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ecr' kelimesinin bir iş veya hizmet karşılığında verilen bedel olduğunu belirtir. Ayetteki 'te'cürenî' ifadesi, Hz. Musa'nın Medyenli yaşlı adam için yapacağı çalışmanın karşılığı olarak kızını nikahlamayı teklif etmesini ifade eder. (el-Müfredât, s. 16)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ecr'in bir işin veya hizmetin karşılığı olan mükafat olduğunu açıklar. Bu ayetteki 'te'cürenî', Hz. Musa'nın belirli bir süre çalışarak bu evliliği hak etmesi anlamında kullanılır. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 1, s. 12)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ecr' kelimesinin Kur'an'da hem dünyevi hem de uhrevi karşılıkları ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'te'cürenî' ifadesi, dünyevi bir hizmet karşılığında evlilik gibi bir mükafatın teklif edildiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hicce' kelimesinin 'sene' veya 'yıl' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'semâniye hicacin' ifadesi, sekiz yıl sürecek bir hizmet süresini açıkça ifade eder. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 336)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hicce' kelimesinin 'yıl' anlamında kullanıldığını ve bu kullanımın Arap dilinde yaygın olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu kelime belirli bir zaman dilimini, yani sekiz yılı işaret eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 147)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şakk' kelimesinin asıl anlamının 'ayırmak, yarmak' olduğunu, mecazi olarak ise 'zorluk, meşakkat' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'eşukke aleyke' ifadesi, Medyenli yaşlı adamın Hz. Musa'ya ağır bir yük yüklemek veya onu zorlamak istemediğini gösterir. (el-Müfredât, s. 453)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'eşukke aleyke' ifadesinin 'sana zorluk çıkarmak' veya 'sana ağır gelmek' anlamında kullanıldığını açıklar. Bu, Medyenli yaşlı adamın Hz. Musa'ya karşı merhametli ve kolaylaştırıcı bir tutum sergileme niyetini belirtir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 105)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salâh' kelimesinin 'fesadın zıttı' olduğunu, yani 'doğruluk, iyilik, uygunluk' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'min es-sâlihîn' ifadesi, Medyenli yaşlı adamın sözünde duran, dürüst ve iyi niyetli bir kişi olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 479)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'salih' kelimesinin hem dünyevi hem de uhrevi anlamda 'doğru ve iyi işler yapan' kişiyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'es-sâlihîn', Medyenli yaşlı adamın ahlaki dürüstlüğünü ve vaadine sadık kalacağını ifade eder. (el-Külliyyât, s. 556)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salih' kavramının Kur'an'da sadece bireysel dindarlığı değil, aynı zamanda toplumsal uyumu ve doğru davranışları da kapsadığını belirtir. Medyenli yaşlı adamın bu ifadeyi kullanması, onun hem Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getiren hem de insanlarla olan ilişkilerinde dürüst olan bir kişi olduğunu gösterir.
Kasas Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Yaşlı adam): O mertebenin İnsân-ı Kâmil-i Mûseviyyet-tenzîh, mertebsinin tâlibine, benim gönlümden doğan iki lâtif zuhurumdan birini ücretli olarak “sekiz yıl çalışmânâ karşılık.” sana vereceğim. Sekiz sayısının ifade ettiği değer, Mertebe-i İbrâhimiyyet’in tevhid-i ef’âl sırasıdır ki, seyr-u sülûk’ta sekizinci mertebedir, Şuayb (a.s.) da o’nun torunlarından olduğundan aynı zamanda bu mertebenin asâleten varisidir ve tâlib olanlarına da devretme salâhiyyeti vardır. Bu yüzden evvelâ sekiz sene, demiştir. Bilindiği gibi hacc ve Umre ziyaretine gidenlerin Kâ’be’i Muazzamayı tavaf etmeleri gerekmektedir, bir tavaf, yedi şaft-dönme’den meydana gelmektedir. Bu şaftlar tamamlanınca tavaf bitmiş olmaktadır ve ondan sonraki sekizinci fiil ise, makam’ı İbrâhîm’in arkasında namaz kılmaktır. İşte bu Kâ’be’i Muazzamada’ki sekiz, İbrâhîmiyyet mertebesidir.
“Eğer on yılı tamamlarsan o da sendendir.” Dokuz sayısı da, seyru sülûk’ta, “tevhid-i Esmâ” Mûseviyyet
mertebesi’dir ve mûseviyyet mertebesi bütün bağlantıları ile(9) sayısı üzeredir. Tur dağında Cenâb-ı Hakk Mûsâ (a.s.) dokuz levha vermiştir. Beni İsrâîl’e (9) felâket gelmiştir. V.b. (10) sayısı ise gene Mûsâ (a.s.) verilen suhufların birinde yazılı olan (10) emirdir. Ayrıca (10) İseviyyet teşbîh mertebesidir. İşte bu iki sene, yani (9) ve (on) “o da sendendir.” Hükmü ile Mûsâ’nın, istidat, kabiliyyet ve gayretine bırakılmıştır. Ancak sekiz mertebenin gereklerinin tahsili ve icablarının yerine getirilmesi şart koşulmuştur.
İşte bu şartın karşılığında kendisine tevhid-i Ef’âl’in lâtif idraki’nin verileceği beyan edilmiştir. Mûseviyyet mertebesinin tahsili ise kendisine ve Hakk’ın lütfuna bırakılmıştır. Çünkü (Yaşlı adam):ın mertebesi sekize kadar’dı daha yukarısı yoktu. O’nu da Mûsâ gerçekleştire-cekti. Ayrıca eskiler (10) sayısına “aşere-i kâmile” demişlerdir. Çünkü tek sayıların sonu çift sayıların da başıdır ve (10) sayısının önünden sıfır kaldırırsak gene geriye bir kalırki aslına dönüştür. Yani her şey birden, zuhur edip gene bir’e dönmektedir.
“İnşaallah beni sâlihlerden bulacaksın." Bu gerçekleri ve görevini yerine getirmek için de sâlih olması gerektiğini de idrak ederek, bunu nefsine bağlamadan “Allah dilerse” bunları tamamlamaya çalışacağım temennisinde bulunmuştur. Ve her halde on seneyi tamamlamıştır. Aşağıda ki Âyet-i Kerîme de zâten bunu belirtmektedir.
Yukarıda bahsedilen (8) (9) (10) sayıları’da (13)’e bağlıdır. Dileyen (13 ve Hakikat-i İlâhiyye) kitabımızda, İbrâhîmiyyet, Mûseviyyet ve İseviyyet bölümlerine bakabilirler.