İçeriğe atla
Kasas 5Cüz 20 · Sayfa 385

Kasas Sûresi 5. Âyet

القصص

Sohbete sor

Venurîdu en nemunne ‘alâ-lleżîne-stud'ifû fî-l-ardi venec'alehum e-immeten venec'alehumu-lvâriśîn(e)

Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.

Kasas Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

O gün yaşanılanlar îtibarıyla Mısır’da bugün ise her

okuyan için kendi beden mülkünde.

Fir’âvn un yerine aklı küll’den gelen hakikât bilgilerini vâris bırakmayı istiyorduk.

Herbirerlerimizin insân olması dolayısıyla Âdem (a.s.)’dan başlayan bir seyrimiz vardır, ister inkâr ehli isterse imân ehli olsun. Bu seyir zâhiren gözükmüyor olsa dahi kişiler istese de istemese de bâtınen olmaktadır. Bu seyrin farkında olanların yolculukları Efendimiz (s.a.v) vasıtasıyla mi’rac’a ulaşmakta, diğerlerinin ise kendi hakikâtleri ile küfürlerine ulaşmaktadır ki, bu da bir yoldur kimse durup dururken küfür ehli olmamaktadır. “Bu kadar cehâlet nasıl elde edilir?” şeklinde sorulan bir soruya cevap olarak “eğitim ile elde edilir” denilmiştir. Hiç eğitim görmemiş sıradan bir insân dahi çoğu zaman yoğun olarak zâhiri eğitimler almış olmalarına rağmen ilâhî hakikâtlere bu kadar duyarsız olan kişilerden daha mantıklı haraket etmektedir.

Bunları bu şekilde bildikten sonra Hakk yolunda olan seyre gelirsek, bu kişiler bu seyir sırasında nefsi emmâre ve levvâme tarafından sınırlandırıldıklarından dolayı ilâhî hakikâtlere karşı zayıf düşmektedirler. Hakka yürüyen yoldaki seyir de bu şekilde bir müddet zayıflamaktadır, yakın tarihimizde dahi birçok örneklerini görebileceğimiz gibi Kûr’ân-ı Kerîm okumalarının yasaklanması, İslâmiyetin gereklerini uygulamaya çalışanlara karşı yapılan bu gibi olumsuz yaptırımlar hep burada belirtilen zayıflatma hükmüne girmektedir ancak Hakk ehli, ama evlerinde ama değişik yerlerde, hem zâhiren hem bâtınen bu seyirlerini devâmettirdi. Bu şekilde bu seyri durduracaklarını zannedenler amaçlarına ulaşamadılar çünkü seyrin devâmetmesi Hakk’ın muradıdır. Hakk’ın muradını da kimsenin durdurması mümkün değildir, ancak Cenâb-ı Hakk’ın (c.c)’ın bütün esmâi ilâhîyyesi açığa çıkmak istedikleri için zaman zaman Rahmân ismi zaman zaman Kahhar ismi daha geniş faaliyet alanı bulmaktadır, diğer isimleride buna benzer şekilde kıyaslayabiliriz. İşte bu şekilde yaşanan devreler Mûseviyyet mertebesinin yani

tevhidi esmâ mertebesinin hakikâtini anlatmaktadırlar.

Âdem (a.s.)’dan Mûsâ (a.s.)’a kadar geçen süre içerisinde insânlık bir seyir yapmış ise seyri süluk yolundaki dervişte Âdemi hakikâtleri idrâk ederek Mûseviyyet mertebesine geldiğinde bu anlatılan tehlike karşısına çıkacaktır.

Burada ayrıca tenzih mertebesinin hakkıyla idrâk edilememesi sonucu olarak yanlış tenzih yapılması ile tekrar nefsi emmâre mertebesine düşme tehlikesine işaret edilmektedir.

Tevhîd-i ef’âl yani İbrâhîmiyyet mertebesinde Yusuf (a.s.) vasıtasıyla Mısır’a gidilerek oraya hâkim olunmasına rağmen daha sonra derviş gevşeklikler göstermeye başlayınca Mısır’ın eski ahalisi hakimiyeti eline almaya başlıyor. İnsânlık âlemi İbrâhîm (a.s.)’a gelinceye kadar “sırat-ı müstakîm” üzere yani dünyâya paralel olarak yol almakta idi ancak zâti hakikâtlerin ortaya çıkmasıyla hullet yani dostluk mertebesi başlayınca gerçek isrâ yani “sıratullah” başlamış oldu. Sırat-ı müstakîm Kâbe’nin kapısına kadar getirmektedir oradan arşa ise sıratullah îtibarıyla çıkılmaktadır. Hakka doğru yürüyüşüne Mûsâ (a.s.) mânâsı ve âsâsı ile devâmeden bu seyir Îsâ (a.s.) ile gökyüzüne çıkmakta ve orada fenâfillâh hükmü ile sükût etmektedir. Bundan sonra İslâm’ın kemâli olan hazreti Resûlullah (s.a.v) devri başlamaktadır ki bununda hakikâti “Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr” (İsrâ, 17/1) Âyet-i Kerîme’sidir. Bu muhteşem oluşum içerisinde görüldüğü gibi “isr”in “esrâ”ya dönüşmesi vardır. “İsr” kelimesinin “esra” olması için “r” harfinin önüne bir (Elif) üstün okutan bir (y) “Yakîyn” harfi gelmesi gereklidir ve “isr” dediğimiz Mûseviyyet mertebesi de Muhammediyyet mertebesine doğru gelen mertebenin bir adıdır. Mescidil Harâm’dan Mescidil Aksa’ya kadar “esrâ” sürecinde yürüyüş yani yatay gidiş bitiyor ve yukarıya doğru yükselme başlıyor.

Eğer derviş bu yola gerçek mânâda ve samimi olarak yönelmiş ise Cenâb-ı Hakk (c.c) bundan dolayı zayıf düştüğü halde ona yardım etmektedir.

Kişi hangi mertebede ise o mertebenin mirası kendisine yüklenmektedir ve aynı şekilde bulundukları mertebe îtibarıyla kendisindeki esmâi ilâhîyyenin önderleri kılınmaktadırlar.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)