İçeriğe atla
Kasas 4Cüz 20 · Sayfa 385

Kasas Sûresi 4. Âyet

القصص

Sohbete sor

İnne fir'avne ‘alâ fî-l-ardi vece'ale ehlehâ şiye'an yestad'ifu tâ-ifeten minhum yużebbihu ebnâehum veyestahyî nisâehum(c) innehu kâne mine-lmufsidîn(e)

Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.

Kasas Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Mûseviyyet mertebesinin sahnesi açıldıktan sonra, burada artık oyuncular ortaya çıkarak fiili olarak uygulaması başlıyor.

Seyri sülûk içerisinde bu mertebeleri henüz aşmamış isek ve daha yeni yeni bu mertebelere geliyor isek burada karşımıza gelen Mûseviyyet mertebesinin karşıtları da

Fir’âvn ve Hâmân olarak isimler almaktadır, çünkü her mertebenin bir karşıtı vardır ve her mertebede bunu görmekteyiz, bu eksi ve artılar olmayınca hayât olmuyor zâten teklik oluyor ki o teklikte Hakk’a mahsûstur denilmiştir. Efendimiz (s.a.v) ’in dahi karşısında Ebû Cehiller, Ebû Süfyanlar vardı, yani Muhammedi mertebeye ulaşınca dahi bunlar ortadan kalktı demek değildir, bu oluşumlar ölünceye kadar devâmetmektedir.

Akıl olarak biz Mûseviyyet mertebesini temsil etmekteyiz ve biz her ne kadar daha önce nefsi emmâreyi geçmiş olsakta her mertebenin kendine ait nefsi emmâresi yani tam zıttı olduğu için bu mertebenin nefsi emmâresinin aldığı isim Fir’âvn ve yardımcısı yani levvâme nefs Hâmân’dır. İşte bu kuvvetlerin bulunduğu yeryüzü yani bizim beden mülkümüz bu mertebede Mısır olarak belirlenmiştir. Çünkü Mısır’da Nil nehri vardır ve onun bereketi, hakikâti, yaşam kaynağı vardır ve aynı zamanda çöl hakikâtleri yani vahdet hakikâtleri de orada yaşanmaktadır.

Fir’âvn ve Hâmân yani nefsi emmâre ve levvâme bu yerleri bu mertebede hükmü altına almıştır ve Rahmâniyyeti temsil eden Mûseviyyet kavminide hükmü altına almıştır.

Öldürdüğü erkek çocuklarından kasıt ise aklı küll’ün zuhurlarıdır. Aklı küll’den gelen anlayışları, vâridatları ortadan kaldırmaktadır çünkü aklı küllden gelen bu bilgiler onun en büyük düşmanıdır. Mûsâ hükmünde olan bu bilgilerin doğmaması için bütün çocukları öldürmektedir. Nefsi emmâre kendisi nefsi küll taraftarıdır ve aynı şekilde kendisi ile ilgili olan nisâları hayâtta bırakmakta ve nefsânileştirmektedir.

Zâhiren Fir’âvn câhil bir insân değildi, eğitilmiş, makam ve mertebe sâhibi yönetici bir kimse idi. Kendisinde bu kadar büyük güç ve kuvvet buluncada bunları kendisine ait zannetti bâtınen dahi nefsi emmârenin beden mülkündeki gücü bu kadar yüksek mâhiyettedir. Fir’âvn tafsili ve yaygın olan bu âlemleri bu şekilde kendisine mâl

etmek sûretiyle bozgunculuk yapıyordu aynı şekilde nefsi emmârede fikirlerde ve düşüncelerde onların sâhibi benim diyerek bozgunculuk yapıyordu yani Hakk’ın varlığını kendisine mâl etmekteydi.

Bu nedenle bu mertebe bir hayli mücâdele gerektiren bir yer bir mertebedir.


Bu konu ile ilgili olarak Muhiddîni Arabî hz.leri Fusûsul Hikem’de şöyle buyurmaktadır:


Mûsâ yüzünden çocukların öldürülmesinin hikmeti, onun yüzünden öldürülen her birinin hayâtı, ona yardım ile geri dönmesi içindir. Çünkü her biri Mûsâ olmak üzere öldürüldü. Oysa ki, cehil vakî değildir. Şimdi her birinin hayâtının, yanî onun yüzünden öldürülmüş olanın hayâtının, Mûsâ'ya âit olması gereklidir. O da fıtrat üzere tertemiz hayâttır ki, nefsani sıfatlar ile kirlenmiş değildir. Belki o fıtrat üzeredir. Böyle olunca Mûsâ, o olmak üzere öldürülenlerin hayâtının hepsi oldu. Bundan dolayı, rûhlarının istîdadına tahsis edilen şeyden, bu öldürülenler için hazır bulunan her bir şey Mûsâ'da mevcût idi. Ve bu Mûsâ'ya ilâhî tahsistir. Ondan evvel bir kimse için olmadı.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)