İçeriğe atla
Ankebût 48Cüz 21 · Sayfa 402

Ankebût Sûresi 48. Âyet

العنكبوت

Sohbete sor

Vemâ kunte tetlû min kablihi min kitâbin velâ teḣuttuhu biyemînik(e)(s) iżen lertâbe-lmubtilûn(e)

Sen şu Kur'an'dan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi.

Ankebût Sûresi

“Vemâ kunte tetlû min kablihi min kitâbin velâ tehuttuhu biyemînik(e) izen lertâbe-lmubtilûn(e)” (29/48) Sen şu Kur’an’dan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi. (29/48)


Haberlerde rivayet edilmiştir ki اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ الْقَلَمُ “Allah'ın ilk yarattığı-(zuhur-tecelli) kâlem” dir. Diğer bir haberde de اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ الْعَقْلُ“Allah'ın ilk yarattığı-(zuhur-tecelli) akıl” dır. (Keşfü'l-hafa, I, 309 (823)) Diğer bir haberde ise, “Allah'ın ilk yarattığı-(zuhur-tecelli) şey, bir cevherdir ki yüce Allah ona heybetle baktı, o eridi ve sıcaklık yaydı. Ondan bir duman ve köpük çıktı. Dumandan gökler, köpükten yer yaratıldı” -(zuhur-tecelli) buyrulmuştur. (Fahru'r-Razi, Mefatihu'l-Gayb, XXX, 78.) Bu haberlerin hepsi birden gösteriyor ki, kâlem, akıl ve yaratılmışların-(zuhur-tecelli) aslı olan o cevher hepsi aynı şeydir. Yoksa haberler arasında zıtlık olurdu.”
Kadi Beydavi de bunları şöyle özetler:

“Vel-Kâlem”, Levh'i yazan veya kendisiyle yazılandır. Ona yemin edildi. Çünkü faydaları çoktur.” (el-Beydavi, a.g.e., II, 537.) Celaleyn Tefsiri'nde de şöyle denir: “Kâlem, bütün olanların Levh-i Mahfuz'da yazıldığı şeydir.” (Celaleddin Mahalli ve Celaleddin Süyuti, Tefsiru'l-Celaleyn, II, 230.) Bunu, kâlem cinsinin tanıtımı olarak anlamak mümkün ise de, Süyuti'nin maksadı, bunun daha önce sözü edilen, bilinen kâlem olmasıdır.

Bütün bunları gözden geçirdikten sonra biz de bu kanaate geliyoruz: Bilindiği gibi, daha önce kendisinden söz edildiği için, sonradan başına belirlilik takısı olan « اَلْin getirildiği isimler de, cins isim cümlesindendir. عَلَّمَ بِالْقَلَمِ
Kâlemle öğretti” kriterine göre, kendisiyle insana ilim öğretilen kâlem cinsinin bildiğimiz ve insanların kullandığı kâlem olduğu açıktır. İnsan kâlemi de Allah'ın yaratmasıyla-(zuhur-tecelli) olmuştur. Bu da ilk yaratıldığından-(zuhur-tecelli) beri olmuş ve olacak ve hatta sonsuza kadar olacakları ve söyleneni ve düşünüleni mümkün olduğu kadar yazmaktadır. Şüphe yok ki, gerek hakikat gerek mecaz, her ne mana ile olursa olsun, kâleme yemin edilince, bundan bir tek bilinen kâlem dahi kastedilse, yine kâlem cinsinin ve dolayısıyla insan kâleminin de bir şeref ve değeri anlaşılmış olur. Eğer bu yeminin cevabında, kendisine hitap edilen kişi özellikle Hz. Peygamber'in kendisi olmasaydı da hitap genel olsaydı, burada عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ اْلاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ “O, kâlemle öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak,96/4-5) gibi, insan kâleminin kastedildiği açık olurdu. Çünkü bütün insanlığın bizzat kullanmak suretiyle bilebildiği kâlem o olurdu. Daha önce sözü geçen kâlem olması kastedildiği takdirde de bunlardan biri veya bir kısmı olurdu. Bununla beraber bundan mecaz olarak, insan kâleminin bereket kaynağı olan yaratılış-(zuhur-tecelli) kâleminin kastedilmiş olması ihtimali de bulunurdu. Fakat burada hitap özellikle ilahi nimete kavuşturularak hakkında, وَاِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Muhakkak ki sen büyük bir ahlak üzeresin.” buyrulan Hz. Muhammed (s.a.v.)'in zatına ait olması ve bu yüce ahlak kavramının içine
وَمَا كُنْتَ تَتْلُوا مِنْ قَبْلِه۪ مِنْ كِتَابٍ وَلاَ تَخُطُّهُ بِيَم۪ينِكَ
“Sen Kur'an'dan önce ne bir kitap okuyor, ne de elinle yazıyordun.” (Ankebut, 29/48) ve ayrıca وَمَا كُنْتَ تَدْر۪ى مَا الْكِتَابُSen önceleri, kitap nedir, iman nedir, bilmezdin.” (Şura, 42/52) ayetlerinin ifade ettiği manalar da dahil olmakla, nimetin ve Hz. Peygamber'in sahip olduğu ahlakın yüceliği insan kâleminden değil, doğrudan doğruya “yaratılış kâlemi”nden meydana gelmiş, bun-dan önce de ilahi mülkün büyüklük ve oluşundan söz edilmiş bulunması sebebiyle burada Peygambere yemin olunan kâlemden maksat, ona bildirilmiş ve önceden bilinmiş olan “yaratılış-(zuhur-tecelli) kâlemi” veya “ilk kâlem” veya “yüce kâlem” denilen ilahi kâlem olması gerekir.[43]

“ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)