İçeriğe atla
Ankebût 64Cüz 21 · Sayfa 404

Ankebût Sûresi 64. Âyet

العنكبوت

Sohbete sor

Vemâ hâżihi-lhayâtu-ddunyâ illâ lehvun vela'ib(un)(c) ve-inne-ddâra-l-âḣirate lehiye-lhayevân(u)(c) lev kânû ya'lemûn(e)

Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!

Ankebût Sûresi

“Vemâ hâzihi-lhayâtu-ddunyâ illâ lehvun vela’ib(un) ve-inne-ddâra-l-âhirate lehiye-lhayevân(u) lev kânû ya’lemûn(e)” (29/64) Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! (29/64)


Yolumuza Fusûs’ul Hikem ile devam edelim;

Hak kendini duyuş ve görüş ile vasf eder, “Bu sıfat ise, işi­ten ve gören her hayvan hakkında umumidir. Ve vücûdda hayevandan başka yoktur. Bu âlemde ne varsa zaten hepsi hayevandır. Madenler de hayvan, bitkiler de hayvan, insanlar da hayvan, melekler de hayvan, su da hayvan, toprak da hayvan, ne varsa hepsi “HAY” dır. Aksi halde bu âlem ölü dememiz gerekir. Bu âleme bir isim vermemiz gerekirse bu âlem kocaman bir hayvandır. Ama bizim anladığımız manada böğüren, meleyen hayvan değildir. An be an “Hay” olandır. Gören ve duyan her hayvan hakkında umumidir. Ve de vücutta hayvandan başka yoktur, yani vücutta “Hay” den başka bir şey yoktur. Onun için Sıfat-ı Subutiyenin birincisi “Hay” dır. Hayat ilimden bile daha geniş olmaktadır. Evvela hayat lazım ki orada ilim zuhura çıksın.

Vücutta hayvandan başka bir şey yoktur. Çünkü bu gördüğümüz bütün bu çokluk, vücud-i mutlak-ı Hakk'ın, esmâ bakımından taayyününden başka bir şey değildir. Ve on­ların vücûdu, vücûd-i hakîkî-i Hakk'a kılıf olmuş birer vücûd-i i'tibârîdir. Binâenaleyh "halk" dediğimiz bu âlemin suretlerinin bâtını ve "hüvîyyet'i Hak'tır. Ve onların hüviyyeti Hak olunca, Hakk'ın hayât, ilim, sem", basar, irâde ve kudret gibi sıfât-ı külliyye ve cüz'iyyesi onlarda mevcûd olur. Fakat mahlûkattan ba'zılarının taayyünü bu sıfatın zuhu­runa mâni' olduğundan mahsus olmaz. Yani oraya tahsis edilmiş olmaz. Oluşumu gereği oradan çıkmaz, İşte bu hakikatten gafil olan perdeliler eşyâ-yı mevcûdenin ba'zısında "hayat" vardır, ba'zısında da yoktur zannederler. Tabiatçılar gibi taş, toprak, su gibi varlıklara cansız derler, Halbuki vücûdda "hayât" sahibi olmayan bir şey yoktur. Fakat onların hayâtı, bu dün­yâda ba'zı nâsın idrâkinden bâtın oldu ve gizli kaldı. Yani bu işi anlayamadılar bazılarında gizli kaldı. Bu hakikat âhirette herkese istisnasız aşikâr olur. Yani bugün burada batın oldu ama ahirette bu aşikar olarak ortaya çıkacaktır. 50/22 ayetinde şöyle…

﴿٢٢﴾ لَقَدْ كُنْتَ فِى غَفْلَةٍ مِنْ هَذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاۤءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ

50/22-) Lekad kunte fiy ğafletin min hazâ fekeşefna anke ğıtaeke febasarukel yevme hadiyd;

50/22- "Andolsun bundan gaflet içinde (kozanda yaşıyor) idin... Senden perdeni kaldırdık! Bugün artık görme kuvven pek keskindir!" (denilir).

Çünkü

﴿٦٤﴾ وَمَا هَذِهِ الْحَيَوةُ الدُّنْيَاۤ اِلا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ الاَخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ لَوْكَانُوا يَعْلَمُونَ

29/64-) Ve ma hazihil hayatüd dünya illâ lehvün ve leıb* ve inned darel ahırete lehiyel hayevan* lev kânu ya'lemun;

29/64- Şu dünya hayatı bir eğlence ve bir oyundan başka bir şey değildir! Sonsuz gelecek vatana gelince; işte asıl bilinçlilik-yaşam yurdu odur... Kavrayabilse-lerdi!

(Ankebût, 29/64) âyet-i kerîmesinde beyan buyrulduğu üzere âhiret, hayat yurdudur. Fakat sen zannetme ki, dünyâ hayat yurdu değil­dir. Dünyâ da böyledir. Şu kadar var ki, âlemein hakikatlerine vakıf oldukları kadar, Allah’ın kulları arasında husûsiyyet ve efdaliyyet zahir olmuştur, her şeyin hayâtı bulunduğu ba'zı kullardan gizli kalmıştır.

Onun için bu hakikati Allah’ın kullarından ba'zıları bilir, ba'zıları bilmez, inkâr eder. Binâ­enaleyh idrak anlayışı daha çok olan kimsede Hak Teâlâ hükümde, id­râkinde bu umûmiyyet hâsıl olmayan kimseden daha ziyâde zahir olur. Nitekim Ali (kerremallâhü vecheh) efendimiz buyururlar ki: "Biz Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz ile seferde idik.

Teveccüh ettiğimiz hiç bir taş ve ağaç yok idi ki, Resûlullah (s.a.v) Efendimiz'e selâm vermesin." Şimdi, bunu işiten felâsife, böyle şey olmaz, diye inkâr ederler. Zîrâ onlar eşyanın hakikatlerinden gafildir. يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا (Rûm, 30/7) ya'nî "Onlar hayât-ı dünyâdan zahir olanı bilirler"; zahir ve mah­sûs olmayanı bilmezler. Yani hem zahir ve hem tahsis edilmiş hususi olanları bilmezler. Sadece zahiri bilirler şartlanmışlıkları ile zahir kafasıyla bilirler, zahir ama tahsis edilmiş olanı bilmezler.

Cenâb-ı Şeyh (r.a.) buyururlar ki: İşte ben sana üstünlüğü îzâh ettim; ve bu îzâhât üzerine esmâ-i ilâhiyenin Hak olduğuna ve esmâ-i ilâhiyye ile isimlenmiş olan zuhur yerlerinin Allah'ın gayrisi olmadığına artık senin şübhen kalmadı. Binâenaleyh ' 'Halk Hakk'ın hüviyyetidir, diyen kim­se doğru söylemez" diyerek Zeyd ile Amr arasındaki tefâzulu görüp hicaba düşme; yani neden birisi üstün de diğeri daha yan tarafta diye sakın Allah’ın hüviyeti halktır, diyen kimse doğru söylemiyor deme. Yani halk Hakkın hüviyetidir de diyor. ve bu görülen yüksekliğe, fazilete göre onların hüviyyetlerini başka başka zannetme!

Zîrâ onların bâtınları ve Rabb-i hâssları esmâ-i ilâhiyyedir. Esmâ-i ilâhiyye ise Hak'tır; ve bu isimlerin zuhur mahali olan müsemmâ, isimlenme Allah'ın gayri değildir. Ve onların cümlesinin medlulü yani duhul yerleri vücûd-i vâhid olan Allah'dır.[56] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)