Fe-iżâ rakibû fî-lfulki de'avû(A)llâhe muḣlisîne lehu-ddîne felemmâ neccâhum ilâ-lberri iżâ hum yuşrikûn(e)
Gemiye bindikleri zaman dini Allah'a has kılarak O'na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah'a ortak koşuyorlar.
Baksana, gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O'na has kılarak (ihlasla) Allah'a yalvarırlar. Fakat onları salimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah'a) ortak koşmaktadırlar.
Ankebut Suresi 65. ayet, insanın zor durumda Allah'a yönelişini ve kurtuluş sonrası nankörlüğünü 'ركب', 'دعا', 'أخلص', 'نجا' ve 'أشرك' gibi temel fiiller üzerinden ele alarak, tevhid ve şirk arasındaki zıtlığı vurgular. Ayet, bu kavramların semantik derinliğiyle insan psikolojisinin ve inanç değişimlerinin çarpıcı bir resmini sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ركب' kelimesinin bir şeyin üzerine çıkmak, onu kullanmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ركبوا في الفلك' ifadesi, insanların denizde yolculuk etmek üzere gemiye binmelerini, yani bir araca tutunarak hareket etmelerini ifade eder. Bu durum, insanların acizliğini ve bir araca muhtaç oluşunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ركب' fiilinin 'binmek' anlamında kullanıldığını ve 'في الفلك' ile birlikte gemiye binme eylemini mecazi olarak değil, doğrudan ifade ettiğini belirtir. Bu bağlamda, denizde yolculuk edenlerin yaşadığı tehlike anına bir giriş teşkil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دعاء' kelimesinin bir şeyi kendine doğru çekmek, istemek anlamına geldiğini ve Allah'a yönelik kullanıldığında O'ndan yardım dilemek, O'na yalvarmak olduğunu ifade eder. Ayetteki 'دعوا الله' ifadesi, insanların tehlike anında tüm benlikleriyle Allah'a yönelip O'ndan kurtuluş talep etmelerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dua' kavramının Kur'an'da Allah ile kul arasındaki doğrudan iletişimi, kulun acizliğini itiraf ederek Allah'tan yardım dilemesini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'دعوا' fiili, insanların çaresizlik anında Allah'ı tek kurtarıcı olarak görme eğilimini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إخلاص' kelimesinin bir şeyi başka şeylerden arındırıp saf hale getirmek olduğunu belirtir. 'مخلصين له الدين' ifadesi, dini sadece Allah'a tahsis etmek, ibadeti ve itaati sadece O'na yöneltmek, hiçbir şirki karıştırmamak anlamına gelir. Bu, tehlike anında ulaşılan tevhidin zirvesini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'إخلاص'ın kalbi şirkten ve riyadan arındırmak olduğunu ifade eder. Ayetteki 'مخلصين' kelimesi, gemideki insanların ölüm korkusuyla tüm dünyevi bağlardan sıyrılarak, sadece Allah'a yönelip O'nun birliğine tam bir teslimiyetle dua ettiklerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ihlas' kavramının Kur'an'da Allah'a karşı samimiyetin ve O'nun birliğine tam bir bağlılığın temelini oluşturduğunu açıklar. Bu ayetteki 'muhlisîn' hali, insanların zor durumda iken Allah'a karşı gösterdikleri bu saf ve katışıksız imanı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'نجا' fiilinin bir şeyden kurtulmak, selamet bulmak anlamına geldiğini belirtir. 'نجّاهم' ifadesi, Allah'ın lütfuyla onları boğulmaktan veya tehlikeden kurtarıp güvenli bir yere çıkarmasını ifade eder. Bu, Allah'ın kudretinin ve merhametinin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'نجّاهم' kelimesinin 'kurtardı' anlamında kullanıldığını ve bu bağlamda Allah'ın, gemideki insanları denizin tehlikelerinden ve boğulmaktan emin kıldığını açıklar. Bu, insanların Allah'a verdikleri sözü unutup şirke düşmelerinden önceki ilahi lütfu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'شرك' kelimesinin bir şeyi başkasıyla ortak kılmak anlamına geldiğini belirtir. 'يشركون' ifadesi, Allah'ın kendilerini kurtarmasından sonra, O'na verdikleri sözü unutup, O'nunla birlikte başka ilahlar edinmelerini veya O'nun nimetini başkalarına atfetmelerini ifade eder. Bu, tevhidin zıddı olan şirki gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirk' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak birliğine ve egemenliğine karşı gelmek, O'nun ilahlık vasıflarını başkalarına atfetmek olduğunu açıklar. Ayetteki 'yüşrikûn' fiili, insanların tehlike anındaki samimi tevhidlerinden sonra, kurtuluşun ardından tekrar eski şirk inançlarına dönmelerini, yani Allah'a ortak koşmalarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şirk'in Allah'ın zatında, sıfatlarında veya fiillerinde O'na ortak koşmak olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'yüşrikûn' fiili, insanların Allah'ın kendilerine bahşettiği kurtuluş nimetini unutup, bu nimeti başkalarına atfetmeleri veya Allah'tan başka varlıklara tapınmaları şeklinde tezahür eden nankörlüklerini ve şirklerini vurgular.
Ankebût Sûresi
“Fe-izâ rakibû fî-lfulki de’avû(A)llâhe muhlisîne lehu-ddîne felemmâ neccâhum ilâ-lberri izâ hum yuşrikûn(e)” (29/65) Gemiye bindikleri zaman (fırtınaya yakalanınca kurtulmak için) dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar. (29/65)
Bilindiği gibi Nûh a.s. ve yanında bulunanlar nefsi emmare tufanından “fülk” gemi ile kurtulmuşlardı. (Murat Derûni)
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنِي
فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
(Vesnâgilfülke bi egnüninâ ve vahhinâ ve lâ tühatıbnî fillezîne zalemû innehüm muğrakune)
11/37. “Gemiyi bizim nezaretimiz ve vahyimiz ile yap ve zulm etmiş olanlar hakkında bana müracaatta bulunma. şüphe yok ki, onlar boğulmuşlardır.” Bu emir üzere Nûh gemiyi yapmaya başladı bu hususta tarih kitapları birçok tarifler yaparlar. Biz o yönüne bakmayacağız. Zulm etmiş olanların zâten akıbetleri belli olduğundan onlar hakkında bana müraca at ta bulunma. Şüphe yokki onlar evvelâ nefislerinde sonra da suda boğulmuşlardır. Burada gemi “fülk” ismi ile anılmaktadır. Nûh’un kavmi böyle bir aracı hiç. Bilmiyorlar idi. Bu gemi Hakk’ın vahyi ve nezaretinde yapılıyor idi, yâni ustası Hakk idi. Nûh ise onun elinde gemiyi yapan âleti idi.
“Fülk” (ebced) hesap sayısı ile toplam (130) sayı değerindedir, sondaki sıfırı alırsak geriye (13) kalır ki, bağlı olduğu yer bellidir.
Bunun diğer bâtın-î hali ise, “nefs” deryasından kurtulmak için, kişi kendi gönlünde (Nûhiyyet) mertebesi itibari ile bağlı bulunduğu yerin tarif ve nezaretinde kendisini “nefs” selinden koruyacak gönül “fülk” ü nü, gemisini kendi imkânları ile oluşturması gerekecektir. Bu tehlikeli mertebeden - bölgeden ancak böyle geçilmesi mümkün olacaktır.[57] “ İz- -T-B- ” İşte kişi seyrinde bu mertebeyi geçer ve hakikat-i ilahiyye deryasından tekrar beden karasında nefsi emmarenin karanlığına dönerse tekrar hayali ilahlarını, Allah’a ortak koşmaya başlar. Onun için eski şartlanmış yaşantı haline dönmeden seyr-i sülluka devam etmelidir. (Murat Derûni)