Vevassaynâ-l-insâne bivâlideyhi husnâ(en)(s) ve-in câhedâke lituşrike bî mâ leyse leke bihi ‘ilmun felâ tuti'humâ(c) ileyye merci'ukum feunebbi-ukum bimâ kuntum ta'melûn(e)
Biz, insana, ana babasına iyilik etmesini emrettik. Şayet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.
Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.
Ankebût Suresi'nin 8. ayeti, insanın anne babasına karşı sorumluluklarını ve Allah'a şirk koşma durumunda bu sorumlulukların sınırlarını belirler. Ayet, 'vasiyet', 'ihsan', 'şirk' ve 'dönüş' gibi temel kavramlar üzerinden insanın hem dikey (Allah ile) hem de yatay (insanlarla) ilişkilerini düzenler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vasiyet (وصية), bir şeyi başkasına ısmarlamak, ona bir işi yapmasını emretmek veya bir şeyi ona bırakmaktır. Ayetteki 'vassaynâ' ifadesi, Allah'ın insana anne babasına karşı iyilik yapma yükümlülüğünü kesin bir emir ve tavsiye olarak bildirmesini ifade eder. Bu, sadece bir öğüt değil, aynı zamanda dini bir görevdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vasiyet (وصية), burada 'emrettik' anlamındadır. Allah'ın insana anne babasına karşı 'hüsnen' (iyilikle) davranmasını emretmesi, bu emrin bağlayıcılığını ve önemini vurgular. Mecazi olarak, bu emir, insanın fıtratına yerleştirilmiş bir sorumluluk olarak da anlaşılabilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Vasiyet kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara yüklediği ahlaki ve dini sorumlulukları ifade eder. Bu ayetteki 'vassaynâ', Allah'ın insanlara anne babalarına karşı iyi davranma yükümlülüğünü bir 'ilahi buyruk' olarak bildirmesi anlamına gelir. Bu, sadece bir sosyal norm değil, aynı zamanda dini bir vecibedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn (حسن), bir şeyin güzel olması, iyi olması demektir. 'Hüsnen' (حُسْنًا) ise, burada 'ihsan' (iyilik yapma) anlamında masdar olarak kullanılmıştır. Ayetteki bağlamda, anne babaya karşı söz ve davranışlarda en güzel ve en iyi tutumu sergilemeyi, onlara karşı şefkatli ve saygılı olmayı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hüsn (حسن), burada 'bir masdarın sıfatı' olarak gelmiştir ve 'davranışta güzellik' anlamına gelir. Yani, anne babaya karşı yapılan muamelenin en iyi, en güzel ve en uygun şekilde olması gerektiğini vurgular. Bu, sadece maddi yardım değil, aynı zamanda manevi destek ve saygıyı da kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hüsn (حسن) kelimesi, Kur'an'da genellikle 'iyilik', 'güzellik' ve 'doğruluk' anlamlarında kullanılır. Bu ayetteki 'hüsnen', anne babaya karşı gösterilmesi gereken davranışın niteliğini belirler; bu davranışın hem ahlaki hem de estetik açıdan en üst düzeyde olması gerektiğini ifade eder. Bu, onlara karşı her türlü kaba ve kötü sözden kaçınmayı da içerir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şirk (شرك), Allah'a ortak koşmak, O'nunla birlikte başka ilahlar edinmektir. Ayetteki 'li-tüşrike' (لِتُشْرِكَ), anne babanın, çocuğu Allah'tan başkasına ibadete veya O'na ortak koşmaya zorlaması durumunu ifade eder. Bu durumda, Allah'ın birliği ilkesi, anne babaya itaatin önüne geçer.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şirk (شرك), Allah'ın rububiyetinde veya uluhiyetinde başkasını ortak kılmaktır. Bu ayette, anne babanın isteği ne olursa olsun, Allah'a şirk koşma emri geldiğinde, bu emre itaat etmenin caiz olmadığını açıkça belirtir. Bu, tevhid inancının mutlak önceliğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şirk (شرك), Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve Allah'ın mutlak birliğine (tevhid) karşıt bir durumu ifade eder. Bu ayette, anne babaya itaatin sınırını çizen bir kavram olarak karşımıza çıkar. Şirk, Allah'ın hakkına tecavüz olduğu için, hiçbir dünyevi otoriteye bu konuda itaat edilemez.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rücu (رجوع), bir şeyin geldiği yere geri dönmesidir. 'Mercî' (مرجع), dönülecek yer demektir. Ayetteki 'ileyye mercî'ukum' (إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ), tüm insanların ölümden sonra Allah'a döneceğini ve O'nun huzurunda toplanacağını ifade eder. Bu, ahiret inancının ve hesap verme sorumluluğunun bir hatırlatıcısıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mercî' (مرجع), dönüş yeri ve zamanı anlamına gelir. Bu ayette, Allah'a dönüş, insanların dünyadaki amellerinin karşılığını göreceği nihai durak olarak vurgulanır. Bu ifade, anne babaya itaatin sınırını belirledikten sonra, nihai otoritenin Allah olduğunu ve herkesin O'na hesap vereceğini hatırlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rücu (رجوع) kökü, Kur'an'da genellikle 'geri dönmek', 'dönüş' ve 'ahirete intikal' anlamlarında kullanılır. 'Mercî'ukum' ifadesi, insanların dünyadaki eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmek üzere Allah'a dönecekleri gerçeğini pekiştirir. Bu, hem bir uyarı hem de bir teselli unsuru taşır; zira adalet nihayetinde Allah tarafından sağlanacaktır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' (نبأ), önemli ve büyük haber demektir. 'Ünebbi'ukum' (أُنَبِّئُكُمْ), 'size haber vereceğim, bildireceğim' anlamına gelir. Ayetteki bu ifade, Allah'ın ahirette kullarına dünyada işledikleri tüm amelleri, iyilikleri ve kötülükleriyle birlikte eksiksiz bir şekilde açıklayacağını vurgular. Bu, ilahi adaletin tecellisidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nebe' (نبأ), 'haber vermek' ve 'bildirmek' anlamındadır. 'Ünebbi'ukum' ifadesi, Allah'ın her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan sıfatını yansıtır. İnsanların gizli veya açık yaptıkları her şeyin Allah katında kayıtlı olduğunu ve ahirette bunun hesabının sorulacağını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nebe' (نبأ) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın peygamberler aracılığıyla veya ahirette insanlara bildireceği önemli ve kesin haberleri ifade eder. Bu ayetteki 'fa-ünebbi'ukum', Allah'ın nihai yargı gününde insanların tüm amellerini ortaya koyacağını ve buna göre karşılık vereceğini bildiren bir 'ilahi beyan'dır. Bu, sorumluluk bilincini pekiştirir.
Ankebût Sûresi
“Vevassaynâ-l-insâne bivâlideyhi husnâ(en) ve-in câhedâke lituşrike bî mâ leyse leke bihi ‘ilmun felâ tuti’humâ ileyye merci’ukum feunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûn(e)” (29/8) Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim. (29/8)
Âyet zât mertebesi âyetlerindendir.
“vassaynâ” Biz tavsiye ettik kısmı zât mertebesindendir. Kişi eğer yol ehli ise onu dünya ya getiren anne ve babası, mürşidi ve eşi (mürşidi bâtında da ilim sütü ile beslediği için annesidir), Hazret-i Âdem ve Hazret-i Havva ve âlemlerin kapsayan nefsi küll ve aklı küll olmak üzere dört tane anne ve babası vardır. Ayrıca Hazret-i Ali ebu türab lakabıyla toprak babamız ve efendimiz s.a.v. ebu’l ervah ruhların babası olması dolayısıyla ruh babamızdır.
İşte tüm bu anne ve babalara iyilik ile muauamele etme tavsiye edilmiştir.
Onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme.
Denilen âyetin bölümü zahir ve bâtın anne ve babaya aiittir. Eğer hayali ve vehim üzere yaşantıda kalmanda ısrarcı olurlar ise onlara itaat etme, hakk’ın varlığını üstün tutulması tavsiye edilmektedir. Eğer kişi seyr-i sülük ettiği yerde hurda-i tarik denilen yol kesici haller varsa veya ilerliyemiyorsa müsaade alıp oradan ayrılması kendisi için hayırlı olacaktır. Hiç kimse, kimseye mutlak ma’nâda bağlı değildir. Bağlı olunan yer Efendimiz (s.a.v.) ve Hakikat-i Muhammediyedir. (Murat Derûni)