İçeriğe atla
Ankebût 7Cüz 20 · Sayfa 397

Ankebût Sûresi 7. Âyet

العنكبوت

Sohbete sor

Velleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti lenukeffiranne ‘anhum seyyi-âtihim velenecziyennehum ahsene-lleżî kânû ya'melûn(e)

İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız.

Ankebût Sûresi

“Vellezîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti lenukeffiranne ‘anhum seyyi-âtihim velenecziyennehum ahsene-llezî kânû ya’melûn(e)” İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükâfatlandıracağız. (29/7)


O kimseler ki اَمَنُوا iman ettiler وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ salih amel işlediler فَلَهُمْ onlar için vardır اَجْرٌ karşılık vardır mükafat vardır. غَيْرُ مَمْنُونٍ memniyetlerinin dışında yani o kadar çok memnun olacaklar tahayyül edemeyecekleri kadar çok nimetler vardır. Mesela babam bana bir araba alırsa bana yeter diyorum memnun olacağım ama baban sana on tane araba alıyor, o kadar çok memnuniyet var ki sayı ile hesap ile olacak şey değildir. Efal âleminde, o kişileri bireysel varlıklar olarak kabul etti. اِلا الَّذِينَ اَمَنُوا ama o kimselere gelince iman eden kimselere gelince yani az önce bahsettiğimiz gibi Allah’ı ayrı bir yerlerde bilen kendilerini ayrı bir yerlerde bilen kimselerin Allah’a dönmeleri iman etmeleri yani iman ehlinden bahsetmeye başladı. İnsanlar red edildi, efal âlemine geldi, ef’al âleminde yaşamaya başladılar, Hakk’tan ayrı olarak kendilerini gördüler bir kimseler اِلا الَّذِينَ اَمَنُوا o kimseler ki yani bir gurup ki اَمَنُوا iman ettiler وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ salih amel işlediler فَلَهُمْ onlar için vardır اَجْرٌ karşılık vardır غَيْرُ مَمْنُونٍ tahayyül edemeyecekleri kadar büyük bir mükafat vardır.

Yalnız burada iman ehlinden bahsediyor, bakın ikan ehlinden bahsetmiyor, yakıyn ehlinden bahsetmiyor. Yani genel insanların düzeyinden bahsediyor. Şimdi burada bir kelimenin üstünde daha duralım وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ salih amel ne demektir, onlar salih amel işlerler diyor, salih amel ne demektir, genelde şeriat mertebesinden bakılınca iyi ahlakla yaşanan iyi işler yapan namazını orucunu abdestini alan çevresine yardımcı olan bunlara salih amel deniyor. Ama amel-i salih demek manası Hakk’tan fiili kuldan olan amel salih ameldir. Yani Allah kuluna şöyle, şöyle yap diyor bir mana veriyor, bunları işle diyor, kul da bunları işlediği zaman amel-i salih, salih amel oluyor. Yani kısaca manası Allah’tan fiili kuldan çünkü burada kulluk mertebesi vardır. Burada tevhid yok vahdet yok ikili bir anlayış vardır. Yani genel İslamiyet şer’i şeriat mertebesindeki bir yaşantıyı burada belirtiyor.

Kur’an-ı Kerim’in mertebeleri var, her mertebede ayet bir başka oluşumdan bahseder, işte Kur’an-ı Kerim’i iyi anlamak bu yolla mümkündür ancak. Salih amel manası Hakk’tan, fiili kuldan, gayrı salih amel manası da fiili de kuldan olmaktadır. Yani kulun kendi düşüncesi ile kendi beşeri aklı ile yaptığı işler salih olmayan işlerdir. Ama bunların içerisinde tabi kulun beşeriyeti ile de işlediği güzel işler vardır, o ayrı meseledir. Peki salih amel yerine hakiki amel nasıldır. Yahut Hakkani amel nasıldır, manası da fiili de Hakk’tan olan amel Hakkani ameldir. Yani o mahalde Rab kulundan o ameli yapıyor. Rab ortada kalmamış rab kulundan işliyor.

Fiilin hakiki sahibi rab oluyor. Fiil görüntüde kuldan çıkıyor ama manası da fiili de rabdan oluyor. Kendisini ortadan kaldırmış olan kişinin yaptığı fiil rahmani fiil rabbani fiil dir o da Hakk’ın fiilidir. Buna da “Ubudet” diyorlar. İbadet değil de “Ubudet” deniyor. Abdiyet değil, ibadet değil, “ubudet” deniyor. Ubudet; Allah’ın amelidir. Bu da Hakkani fiildir, Hakkani amel olmuş oluyor.[12] “ İz- -T-B- ”