Âl-i İmrân Sûresi 106. Âyet
آل عمران
Yevme tebyaddu vucûhun vetesveddu vucûh(un)(c) feemmâ-lleżîne-sveddet vucûhuhum ekefertum ba'de îmânikum feżûkû-l'ażâbe bimâ kuntum tekfurûn(e)
O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, "İmanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkar etmenize karşılık azabı tadın" denilir.
O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın" (denecektir).
Âl-i İmrân 106. ayeti, kıyamet gününde insanların yüzlerinin alacağı farklı halleri (ağarması ve kararması) ve bunun iman ile küfür arasındaki ilişkiyi vurgulayarak ahiret azabını tasvir etmektedir. Ayet, özellikle 'yüzlerin ağarması' ve 'yüzlerin kararması' metaforları üzerinden iman ve küfür arasındaki keskin ayrımı dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyâd' (beyazlık) kelimesinin genellikle güzellik, açıklık ve sevinçle ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki 'tebyaddu vucûh' ifadesi, ahirette müminlerin yüzlerinin nurla parlaması, sevinç ve huzurla dolması anlamına gelir. Bu, Allah'ın rahmetine nail olmanın ve cennetle müjdelenmenin bir alametidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu ifadeyi mecazi bir anlatım olarak değerlendirir. Yüzlerin ağarması, sevinç ve ferahlığın bir göstergesidir. Kıyamet gününde müminlerin yüzlerinin ağarması, onların Allah katındaki makbuliyetini ve kurtuluşlarını sembolize eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da renklerin sembolik anlamlarına dikkat çeker. Beyaz rengin genellikle saflık, temizlik, aydınlık ve ilahi lütuf ile ilişkilendirildiğini belirtir. Bu ayetteki 'yüzlerin ağarması', müminlerin ahiretteki kurtuluşunu, günahlarından arınmışlığını ve Allah'ın rızasını kazanmış olmalarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'vech' kelimesinin hem fiziksel yüzü hem de bir kişinin şahsiyetini, itibarını ve durumunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'vucûh' kelimesi, kıyamet gününde insanların genel hallerini ve akıbetlerini temsil eder; yüzlerin ağarması veya kararması, kişinin ahiretteki konumunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'vech' kelimesinin bir şeyin ön tarafı, başlangıcı ve en önemli kısmı anlamına geldiğini açıklar. İnsan için ise yüz, onun kimliğini, onurunu ve duygularını yansıtan en belirgin uzvudur. Ayetteki kullanımıyla, yüzlerin ağarması veya kararması, kişinin ahiretteki onurunu veya zilletini sembolize eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'vech' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve genellikle kişinin dış görünüşüyle birlikte iç dünyasını ve ahiretteki durumunu da ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'vucûh', insanların kıyamet günündeki genel hallerini, sevinçlerini veya üzüntülerini yansıtan bir metafor olarak kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sevâd' (siyahlık) kelimesinin genellikle keder, üzüntü, utanç ve kötü akıbetle ilişkilendirildiğini ifade eder. Ayetteki 'tesveddu vucûh' ifadesi, ahirette kafirlerin yüzlerinin utançtan, kederden ve azaptan dolayı kararacağını, zillet ve pişmanlık içinde olacaklarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, yüzlerin kararmasının, kişinin günahlarının ve küfrünün bir sonucu olarak ahiretteki zilletini ve azabını sembolize ettiğini açıklar. Bu, Allah'ın gazabına uğramanın ve cehenneme gidenlerin alametidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, siyah rengin Kur'an'da genellikle olumsuz çağrışımlara sahip olduğunu, karanlık, cehalet, günah ve azapla ilişkilendirildiğini belirtir. Bu ayetteki 'yüzlerin kararması', kafirlerin ahiretteki utancını, pişmanlığını ve ilahi cezaya çarptırılmalarını ifade eden güçlü bir semboldür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân' kelimesinin kök anlamının 'emn' (güven, emniyet) olduğunu ve kalben tasdik ile birlikte bir güven ve teslimiyet halini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ba'de îmânikum' ifadesi, daha önce Allah'a ve peygamberine inanmış olanların, sonradan küfre düşmelerini kınamaktadır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, îmânın, Allah'ın birliğini, peygamberlerin doğruluğunu ve ahiret gününü kalben tasdik etmek ve bu tasdikin gerektirdiği amelleri yerine getirmek olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamda, bu, kişinin başlangıçta sahip olduğu doğru inancı terk etmesini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'îmân' kavramının Kur'an'da sadece entelektüel bir kabulden öte, Allah'a karşı tam bir güven, teslimiyet ve itaat anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki 'îmânikum' ifadesi, bu derin inanç ve teslimiyet halinden sapmayı, yani küfre düşmeyi eleştirmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu bağlamda Allah'ın hakikatini, nimetlerini veya ayetlerini örtbas etmek, inkar etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tekfurûne' ifadesi, daha önce iman etmiş olanların, hakikati bile bile inkar etmelerini ve nankörlüklerini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr' kelimesinin mecazi olarak nankörlük ve nimeti inkar etme anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'tekfurûne' ifadesi, Allah'ın kendilerine bahşettiği iman nimetini inkar edenlerin durumunu anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece inançsızlık değil, aynı zamanda Allah'ın lütuflarına karşı nankörlük, hakikati bile bile reddetme ve ilahi mesajı örtbas etme anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayetteki 'tekfurûne', iman ettikten sonra bu hakikati inkar etme eylemini ve bunun getireceği azabı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azâb' kelimesinin kök anlamının 'tatlı sudan mahrum kalmak' veya 'bir şeyi engellemek' olduğunu ve mecazi olarak da acı veren, sıkıntı veren her türlü cezayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'fe zûkû'l-azâbe' ifadesi, inkar edenlerin ahirette tadacakları şiddetli ve sürekli cezayı anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'azâb'ın, nefse acı veren, onu ıstıraba sokan her şey olduğunu ve Allah'ın azabının ise ahirette kafirlere ve günahkarlara tattırılacak olan ilahi cezayı ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki azap, iman ettikten sonra küfre düşmenin doğrudan bir sonucudur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'azâb' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın gazabının bir tezahürü olarak, dünya ve ahiretteki cezaları ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'azâb', özellikle iman ettikten sonra küfre düşenlerin karşılaşacağı, yüzlerinin kararmasına neden olan ahiret azabını vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(106) (Yevme tebyaddu vucuhün ve tesveddü vucuh* feemmelleziynesveddet vucuhühüm* ekefertüm ba'de imaniküm fezukul azâbe Bima küntüm tekfürun;)
“O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın" (denecektir).”