Âl-i İmrân Sûresi 107. Âyet
آل عمران
Veemmâ-lleżîne-byeddat vucûhuhum fefî rahmeti(A)llâhi hum fîhâ ḣâlidûn(e)
Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
Âl-i İmrân 107. ayet, kıyamet gününde yüzleri ağaranların durumunu tasvir ederek, ilahi rahmet ve ebedi kalış kavramlarını vurgular. Ayet, 'beyazlaşma' metaforu üzerinden kurtuluşu ve ilahi lütfu sembolize ederken, 'rahmet' ve 'hulûd' kavramlarıyla bu lütfun niteliğini ve sürekliliğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyâd' (beyazlık) kelimesinin asıl anlamının renk olduğunu belirtir. Ancak Kur'an'da mecazi olarak sevinç, neşe, aydınlık ve kurtuluş gibi olumlu durumları ifade etmek için kullanıldığını açıklar. Bu ayette yüzlerin beyazlaşması, ilahi rahmete nail olanların sevinç ve kurtuluş halini sembolize eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ibyeḍḍet vucûhuhum' ifadesini, 'yüzleri parladı, aydınlandı' şeklinde mecazi bir anlamla açıklar. Bu, onların kıyamet gününde Allah'ın lütfuna erişmeleri ve azaptan kurtulmaları sebebiyle ortaya çıkan bir sevinç ve onur belirtisidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki renk sembolizmini incelerken, beyaz rengin genellikle olumlu çağrışımlara sahip olduğunu belirtir. 'Yüzlerin beyazlaşması', ilahi onay, saflık, kurtuluş ve cennet ehli olmanın bir göstergesi olarak kabul edilir. Bu, siyahlaşmanın (azap ve cehennem ehli olmanın) zıttıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'vech' kelimesinin hem fiziksel yüzü hem de bir kişinin şerefini, itibarını ve yönünü ifade ettiğini belirtir. Bu ayette yüzlerin beyazlaşması, kişinin ahiretteki itibarının ve Allah katındaki değerinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vech'in bir şeyin en önemli ve öne çıkan kısmı olduğunu ifade eder. İnsan için ise yüz, onun kimliğini ve duygularını yansıtan en belirgin organdır. Kıyamet gününde yüzlerin beyazlaşması, o kişinin durumunun açıklığa kavuşması ve ilahi lütfa mazhar olduğunun bir alametidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet' kelimesinin, başkasına iyilik etme ve şefkat gösterme anlamını taşıdığını belirtir. Allah'ın rahmeti ise, O'nun kullarına yönelik lütfu, ihsanı ve bağışlamasıdır. Bu ayette, yüzleri ağaranların Allah'ın bu geniş ve kuşatıcı rahmeti içinde oldukları ifade edilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, rahmetin Allah'a nispet edildiğinde, O'nun kullarına yönelik ihsanı, nimeti ve bağışlaması anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki 'fî rahmetillâh' ifadesi, bu kişilerin Allah'ın lütuf ve ihsan dairesinde, yani cennette olduklarını açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini vurgular. Allah'ın rahmeti, O'nun yaratıcı ve koruyucu gücünün bir tezahürüdür ve insanlığın kurtuluşu için temel bir önkoşuldur. Bu ayette, rahmet, müminlerin ahiretteki nihai ödülü ve huzur bulacakları yer olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hulûd' kelimesinin, bir şeyin uzun süre kalması ve yok olmaması anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da cennet ve cehennem ehli için kullanıldığında ise, bu durumun sonsuz ve kesintisiz olduğunu ifade eder. Ayetteki 'hâlidûn' kelimesi, Allah'ın rahmetine nail olanların cennette ebediyen kalacaklarını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hulûd'un, bir şeyin varlığını sürdürmesi ve son bulmaması olduğunu açıklar. Cennet ehli için kullanıldığında, onların orada sonsuz bir yaşam süreceklerini, ölümün ve yok oluşun onlara dokunmayacağını ifade eder. Bu, ilahi rahmetin en büyük tecellilerinden biridir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hulûd' kavramının Kur'an'da ahiret hayatının temel bir özelliği olarak kullanıldığını belirtir. Cennet ehli için 'hâlidûn' ifadesi, onların elde ettikleri nimetlerin ve huzurun kesintisiz ve sonsuz olacağını, bu durumun geçici olmadığını kesin bir dille ifade eder.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(107) (Ve emmellezînebyaddat vucuhühüm fe fî rahmetillah* hüm fîha halidun;)
“Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.”