Âl-i İmrân Sûresi 108. Âyet
آل عمران
Tilke âyâtu(A)llâhi netlûhâ ‘aleyke bilhakk(i)(k) vema(A)llâhu yurîdu zulmen lil'âlemîn(e)
İşte bunlar Allah'ın, sana hak olarak okuduğumuz ayetleridir. Allah, alemlere hiç zulüm etmek istemez.
Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak okuyageldiğimiz, âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemez.
Âl-i İmrân 108. ayeti, Allah'ın ayetlerinin hakikatini ve O'nun kullarına zulmetme niyetinde olmadığını vurgular. Ayet, ilahi kelamın doğruluğunu ve adaletin evrensel bir ilke olduğunu dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesinin asıl anlamının 'açık alamet' olduğunu belirtir. Kur'an'da ise hem Allah'ın varlığına delalet eden evrensel işaretler (kozmik ayetler) hem de peygamberlere verilen mucizeler ve Kur'an'ın cümleleri için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette 'tilke âyâtullâhi' ifadesiyle, okunan Kur'an ayetlerinin Allah'ın açık delilleri olduğu vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ayet'in 'alamet' ve 'nişane' anlamlarına geldiğini, bir şeyin varlığına delalet eden her şeye 'ayet' denilebileceğini açıklar. Kur'an bağlamında ise, Allah'ın kelamının her bir parçasının, O'nun kudretini ve hikmetini gösteren birer delil olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, bu ilahi kelamın hakikatini ve delil olma özelliğini pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ayet' kavramının Kur'an'da çok katmanlı bir anlama sahip olduğunu, hem doğadaki işaretleri hem de vahiy metnindeki bölümleri ifade ettiğini belirtir. Ona göre, 'ayet' Allah'ın insanlarla iletişim kurma biçimlerinden biridir ve O'nun iradesini ve gücünü gösterir. Bu ayette, okunan metnin ilahi bir işaret ve delil olduğu vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tilavet' kelimesinin 'takip etmek' ve 'okumak' anlamlarını içerdiğini belirtir. Kur'an'ın tilaveti, sadece lafızlarını okumak değil, aynı zamanda manalarını takip etmek ve üzerinde düşünmek anlamına gelir. Ayetteki 'netlûhâ' ifadesi, Allah'ın ayetlerinin peygambere (ve dolayısıyla ümmetine) sürekli ve düzenli bir şekilde okunduğunu, aktarıldığını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tilavet'in 'okumak' manasında kullanıldığını, ancak Kur'an bağlamında bu okumanın bir 'takip' ve 'uygulama' boyutunun da olduğunu ima eder. 'Netlûhâ' fiili, Allah'ın ayetlerinin sadece birer metin olarak değil, aynı zamanda yaşanması ve takip edilmesi gereken ilkeler bütünü olarak sunulduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tilavet'in 'bir şeyi ardı ardına getirmek' kökünden geldiğini ve bu nedenle okuma eyleminin bir düzen ve sıra içinde gerçekleştiğini belirtir. Kur'an ayetlerinin 'netlûhâ' şeklinde okunması, onların ilahi bir düzen içinde indirildiğini ve bu düzenin korunarak aktarıldığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hak' kelimesinin 'bir şeyin sabit ve doğru olması' anlamına geldiğini belirtir. Allah'ın ayetlerinin 'bil-hakk' olarak okunması, onların mutlak doğru, şüphe götürmez ve adaletli olduğunu ifade eder. Bu, ayetlerin içeriğinin ve kaynağının hakikat olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hak' kelimesinin 'gerçek, doğru, sabit ve vacip olan' anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayetteki 'bil-hakk' ifadesi, Allah'ın ayetlerinin hem içerik olarak doğru ve gerçek olduğunu hem de bu ayetlerin okunmasının ve tebliğ edilmesinin bir hakikat üzerine bina edildiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hak' kavramının Kur'an'da geniş bir semantik alana sahip olduğunu, 'gerçeklik, doğruluk, adalet, vacip olan' gibi anlamları içerdiğini belirtir. 'Bil-hakk' ifadesi, Allah'ın ayetlerinin hem kendilerinin hakikat olduğunu hem de bu ayetlerin tebliğ ediliş biçiminin adalet ve doğruluk üzere olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irade' kelimesinin 'bir şeyi talep etmek, yönelmek' anlamına geldiğini belirtir. Allah'ın 'yurîdu' fiiliyle kullanılması, O'nun mutlak ve sınırsız iradesini ifade eder. Bu ayette, Allah'ın zulmetme niyetinde olmadığını, O'nun iradesinin adaletten yana olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'irade'nin 'bir şeyi yapmaya veya yapmamaya azmetmek' olduğunu açıklar. Allah'ın 'yurîdu' fiiliyle zulmü nefyetmesi, O'nun zatına yakışmayan bir fiili asla dilemeyeceğini, aksine O'nun iradesinin her zaman adalet ve hikmet üzere olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zulüm' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak' olduğunu belirtir. Bu, haksızlık ve adaletsizlik anlamına gelir. Ayette Allah'ın 'zulmen' istemediği ifadesi, O'nun mutlak adalet sahibi olduğunu ve kullarına asla haksızlık etmeyeceğini kesin bir dille ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zulüm'ün 'hakkı çiğnemek' ve 'karanlık' anlamlarına geldiğini belirtir. Allah'ın zulmetmek istememesi, O'nun kullarına karşı her zaman adil davrandığını ve kimseye haksızlık etmediğini, onları karanlıkta bırakmadığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulüm' kavramının Kur'an'da sadece haksızlık etmek değil, aynı zamanda 'sınırları aşmak' ve 'ilahi düzene karşı gelmek' anlamlarını da taşıdığını belirtir. Allah'ın 'zulmen' istememesi, O'nun kendi koyduğu adalet ve düzen ilkelerine asla aykırı hareket etmeyeceğini, dolayısıyla kullarına karşı daima adil olacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âlem' kelimesinin 'bilgi' kökünden geldiğini ve 'bilinen her şey' anlamına geldiğini belirtir. 'Âlemîn' ise, akıl sahibi varlıkları (insanlar, cinler, melekler) ve bazen de tüm varlıkları kapsayan bir çoğul formdur. Bu ayette 'li'l-âlemîn' ifadesi, Allah'ın adaletinin ve zulmetmeme iradesinin sadece belirli bir topluluğa değil, tüm evrene ve içindeki tüm varlıklara şamil olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'âlem'in 'kendisiyle bir şeyin bilindiği şey' anlamına geldiğini ve Allah'ın varlığına delil olan her şeyi kapsadığını açıklar. 'Âlemîn' çoğulu, tüm varlık kategorilerini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın zulmetmeme ilkesinin evrensel olduğunu, hiçbir varlığın bu adaletin dışında kalmadığını gösterir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(108) (Tilke Âyâtullahi netluha aleyke Bil Hakk*
79
ve mAllahu yürîdu zulmen lil âlemiyn;)
“Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak okuyagel-diğimiz, âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemez.”