Âl-i İmrân Sûresi 183. Âyet
آل عمران
Elleżîne kâlû inna(A)llâhe ‘ahide ileynâ ellâ nu/mine lirasûlin hattâ ye/tiyenâ bikurbânin te/kuluhu-nnâr(u)(k) kul kad câekum rusulun min kablî bilbeyyinâti vebilleżî kultum felime kateltumûhum in kutum sâdikîn(e)
Onlar, "Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti" dediler. De ki: "Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?"
"Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiç bir peygambere iman etmeyeceğimize dair Allah bize ahidde bulundu." diyenlere de ki: "Benden önce size bazı peygamberler açık belgelerle ve sizin dediğiniz şeyle geldi. Eğer doğru insanlarsanız, ya onlarıniçin öldürdünüz?"
Bu ayet, Yahudilerin peygamberlere karşı takındıkları inkarcı tavrı ve Allah'a isnat ettikleri yalanı ele almaktadır. Ayet, 'ahid', 'kurban', 'beyyinat' ve 'katl' gibi temel kavramlar üzerinden onların iddialarını çürütmekte ve geçmişteki eylemlerini sorgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ahd' kelimesini bir şeyi korumak, gözetmek ve yerine getirmek üzere verilen söz veya yükümlülük olarak açıklar. Ayetteki 'Allah bize ahid verdi' ifadesi, Yahudilerin Allah'a isnat ettikleri, peygamberlere inanmama yönünde bir emir veya sözleşme iddiasını yansıtır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ahd' kelimesinin Kur'an'da bazen 'emir' veya 'vasiyet' anlamında kullanıldığını belirtir. Burada Yahudilerin, Allah'ın kendilerine peygamberlere inanmamaları yönünde bir emir verdiğini iddia etmeleri bu kullanıma işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ahd' kavramının Kur'an'da genellikle Allah ile insan arasındaki karşılıklı bir anlaşma veya yükümlülük ilişkisini ifade ettiğini vurgular. Ayetteki kullanım, bu kavramın Yahudiler tarafından çarpıtılarak, kendi inkarcı tutumlarını meşrulaştırmak için kullanıldığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kurban' kelimesinin Allah'a yakınlaşmak için sunulan her şeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ateşin yiyeceği bir kurban' ifadesi, Yahudilerin peygamberlerin doğruluğunu ispatlamak için talep ettikleri özel bir mucizevi kurban türünü anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kurban'ın Allah'a yakınlaşmaya vesile olan şey olduğunu ve hem maddi hem de manevi anlamda kullanılabileceğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Yahudilerin peygamberlerden beklediği, ilahi kabulün bir işareti olarak ateş tarafından tüketilen somut bir kurbanı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kurban'ın Allah'a yaklaşmak için sunulan her şey olduğunu ve özellikle Yahudi geleneğinde belirli ritüellerle sunulan adakları kapsadığını belirtir. Ayetteki 'ateşin yiyeceği' şartı, onların peygamberlik tasdikine dair özel bir beklentisini yansıtır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'beyyine' kelimesinin 'açık delil, hüccet' anlamına geldiğini ve şüpheyi gideren, gerçeği ortaya koyan her şeyi kapsadığını belirtir. Ayette, peygamberlerin getirdiği mucizeler ve açık mesajlar kastedilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyyine'nin bir şeyin açıklığa kavuşmasını sağlayan delil olduğunu ifade eder. Peygamberlerin 'beyyinat' getirmesi, onların Allah tarafından gönderildiğine dair şüpheye yer bırakmayan kanıtlar sunmaları demektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'beyyine'nin Kur'an'da genellikle peygamberlerin risaletlerini ispatlayan açık mucizeler, ayetler ve ilahi mesajlar için kullanıldığını belirtir. Ayette, Yahudilerin iddialarına rağmen, geçmiş peygamberlerin zaten bu tür açık delillerle geldiği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'katl' kelimesinin 'can almak, öldürmek' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle haksız yere cana kıymayı ifade ettiğini belirtir. Ayette, Yahudilerin geçmişte kendilerine gelen peygamberleri öldürme eylemleri kınanmaktadır.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'katl'in bir canlının hayatına son vermek olduğunu ve Kur'an'da özellikle peygamberlere karşı işlenen bu tür suçların büyük bir günah olarak nitelendirildiğini açıklar. Ayetteki soru, onların bu eylemlerinin kendi iddialarıyla çeliştiğini ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'katl'in Kur'an'daki ahlaki ve dini boyutunu incelerken, peygamberleri öldürmenin Allah'a karşı işlenmiş en büyük günahlardan biri olduğunu vurgular. Ayet, Yahudilerin peygamberlere karşı gösterdikleri düşmanlığın zirvesi olarak bu fiili kullanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sıdk' kelimesini 'sözün gerçeğe uygun olması' olarak tanımlar. Ayetteki 'eğer doğru sözlü iseniz' ifadesi, Yahudilerin 'Allah bize ahid verdi' şeklindeki iddialarının samimiyetini ve doğruluğunu sorgulamaktadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'sadık' kelimesinin hem sözde hem de fiilde dürüstlüğü ifade ettiğini belirtir. Ayette, Yahudilerin peygamberleri öldürme eylemleri, onların 'Allah bize ahid verdi' şeklindeki sözlerinin doğru olmadığını kanıtlayan bir çelişki olarak sunulur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sıdk' kavramının Kur'an'da genellikle iman ve ameldeki tutarlılığı da kapsadığını ifade eder. Ayette, Yahudilerin iddiaları ile fiilleri arasındaki tutarsızlık, onların 'sadık' olmadıklarının bir göstergesi olarak vurgulanır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.