İçeriğe atla
Âl-i İmrân 27Cüz 3 · Sayfa 53

Âl-i İmrân Sûresi 27. Âyet

آل عمران

Sohbete sor

Tûlicu-lleyle fî-nnehâri vetûlicu-nnehâra fî-lleyl(i)(s) vetuḣricu-lhayye mine-lmeyyiti vetuḣricu-lmeyyite mine-lhayy(i)(s) veterzuku men teşâu biġayri hisâb(in)

"Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin."

Âl-i İmrân Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(27) (Tulicül leyle fiynnehari ve tulicün nehara fîl leyl* ve tuhricül hayye minel meyyiti ve tuhricül meyyite minel hayy* ve terzüku men teşau Bi ğayri hısab;)

“Geceyi gündüzün içinde sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın, ölüden diri çıkarırsın diriden ölü çıkarırsın, dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” Gece ve gündüz aslı olmayan iki izâfi olan bir yaşam gereğidir. Bunlar evvelce olmayıp gezegenlerin dönmesi ile meydana gelmektedir’ler ve her sistemde süreleri farklıdır. Hiç biri bâki değildir, biri gider biri gelir ve hiçbir zaman ikisi bir arada durmaz. İşte gezegenleri müthiş bir kuvvetle döndüren, “bânîi İlâh-î” nin gücü onları kendi yörüngelerinde döndürdükçe gece ve gündüz meydana gelmektedir. Biri çıktığında arkadan diğeri gelmektedir. Onun arkasından gene diğeri gelmektedir. Onların kıyametlerine kadar böyle devam edecektir.

Bu husus zâhiren böyle olduğu gibi bâtınen de böyledir. Gönlümüzde de, bazen karanlık-gece-karamsarlık olur, bâzen de Nûr’lanma-aydınlık-gündüz olur, işte bunların da biri gelir biri gider. Ayrıca bir de şu husus vardır. Bilindiği gibi gece fenâfillâh, gündüz ise bakâbillâh ’tır, bunlarında zaman içinde biri gelir biri gider. Ancak İnsân-ı Kâmilde bu husus tevhid edilir, zamâna bağlı değildir, bulunduğu ortama göre bazen fenâfillâh’ta gece bazen bakâbillâh’ta gündüz, olur, onu tanımak oldukça zordur. Ayrıca Nûr ve zulmet iki ayrı hususturki, bütün bu âlemler, (a’mâ) dan, “Sevâd-ı a’zâm-büyük karanlık” tan, “Nûr’a-aydınlığa çıkmıştır.

Aslında bütün âlemde “mutlak ölü-cansız” bir varlık yoktur. Ancak varlığın bazıları hareketsiz, “madenler” gibi, bazıları yarı hareketli, “bitkiler” gibi, bazılarıda tam hareketli, İnsânlar gibidir. İşte kudretli “Hayy” hayat sahibi olan Zât-ı mutlak, hareketsiz ölü hükmünde olan topraktan, insan gibi muthiş canlı bir âlem halketmiştir. Gene o canlı diri Hayy olan insân-ı tekrar eski ölü toprak hükmüne dönüştürmektedir.

Zâhiren böyle olduğu gibi bâtınen de böyledir. Ailesi ölü hükmünde olan, hiçbir mânevi görünümü ve faaliyyeti olmayan kimselerden, tam bir imân ehli diri olan kimselerin çıktığı bilinen gerçeklerdendir.

Ayrıca daha mühimi, Cenâb-ı Hakk’ın ölü olan kulunda Hayy esmâsı ve zuhuru ile onu “diri” ebedî hayat sahibi yapması hepsinden güzelidir.

Dilediğine de zâhir bâtın, dünya ahret, hesapsız rızık verir.

لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ

الْمُؤْمِنِينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ

إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ

وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ

(28-) Lâ yettehızil mu'minunel kafiriyne evliyae min dunil mu'miniyn* ve men yef'al zâlike feleyse minAllahi fiy şey'in illâ en tetteku minhüm tükaten, ve yuhazzirukümullahu nefsehu, ve ilAllahil masıyr;)

“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah'adır.”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)