Tûlicu-lleyle fî-nnehâri vetûlicu-nnehâra fî-lleyl(i)(s) vetuḣricu-lhayye mine-lmeyyiti vetuḣricu-lmeyyite mine-lhayy(i)(s) veterzuku men teşâu biġayri hisâb(in)
"Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin."
Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın; ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.
Bu ayet, Allah'ın evrendeki mutlak kudretini ve yaratıcılığını, gece ve gündüzün dönüşümü, canlı ve cansız arasındaki geçişler ve rızıklandırma gibi temel olgular üzerinden vurgulamaktadır. Seçilen anahtar kavramlar, bu ilahi kudretin farklı veçhelerini dilbilimsel ve semantik derinlikleriyle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İbnü'l-Esîr'in de belirttiği gibi, 'vülûc' (ولج) bir şeyin bir yere girmesi demektir. Ayetteki 'tûlicu' (تُولِجُ) fiili, Allah'ın geceyi gündüze, gündüzü geceye sokmasını, yani birini diğerinin içine dahil etmesini ve bu geçişin tedrici bir şekilde gerçekleşmesini ifade eder. Bu, sadece bir değişimi değil, aynı zamanda birinin diğerinin içinde kaybolmasını ve onunla bütünleşmesini de içerir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 863)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tûlicu' (تُولِجُ) fiilini 'idhal' (إدخال) yani 'sokmak, dahil etmek' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, gece ve gündüzün birbirinin içine girmesi, birinin diğerini takip etmesi ve onun yerini alması mecazını taşır. Bu, Allah'ın kudretinin bir göstergesi olarak, zamanın akışındaki düzeni ve değişimi ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 96)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki fiillerin sadece eylemi değil, aynı zamanda bu eylemin ardındaki ilahi kudreti ve düzeni de yansıttığını belirtir. 'Tûlicu' (تُولِجُ) fiili, Allah'ın evrendeki mutlak kontrolünü ve yaratılışın sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde olduğunu gösterir. Gece ve gündüzün birbirine girmesi, kozmik bir düzenin ve ilahi bir iradenin sonucudur. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 165)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tuhricu' (تُخْرِجُ) fiilini 'ihrac' (إخراج) yani 'çıkarmak' olarak açıklar. Ayetteki 'ölüden diri, diriden ölü çıkarmak' ifadesi, cansız maddeden canlı varlıkları yaratmayı ve canlı varlıklardan cansız maddeleri (ölümü) ortaya çıkarmayı ifade eder. Bu, Allah'ın yaratma ve yok etme kudretinin bir delilidir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 102)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Hurûc' (خروج) bir şeyin bir yerden ayrılmasıdır. 'İhrâc' (إخراج) ise bir şeyi dışarı çıkarmaktır. Ayetteki 'tuhricu' (تُخْرِجُ) fiili, Allah'ın ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarmasını ifade eder ki bu, tohumdan bitkiyi, yumurtadan civcivi çıkarmak gibi somut örneklerle açıklanabileceği gibi, imansızdan mümini, müminden imansızı çıkarmak gibi manevi anlamlara da gelebilir. Bu, Allah'ın kudretinin ve yaratıcılığının sonsuzluğunu gösterir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 265)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'ihrac' (إخراج) kavramının, bir şeyin varlık alanına çıkarılması veya bir durumdan başka bir duruma geçirilmesi anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'tuhricu' (تُخْرِجُ) fiili, Allah'ın mutlak yaratma gücünü ve varlıklar arasındaki dönüşümü yönetme yeteneğini vurgular. Bu, hayatın ve ölümün döngüsünün ilahi bir düzen içinde gerçekleştiğini gösterir. (el-Külliyyât, s. 202)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Hayat' (حياة) kelimesi, ölümün zıddıdır ve varoluşun temelini oluşturur. 'Hayy' (حيّ) ise canlı olan demektir. Ayetteki 'el-hayy' (الحي) ifadesi, Allah'ın ölüden çıkardığı, yani cansızdan var ettiği canlı varlıkları ifade eder. Bu, bitkiler, hayvanlar ve insanlar gibi tüm canlıları kapsar ve Allah'ın yaratma kudretinin en açık delillerinden biridir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 289)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hayat' (حياة) kelimesinin hem maddi hem de manevi anlamları olduğunu belirtir. Maddi hayat, ruhun bedende bulunmasıyla gerçekleşen canlılıktır. Ayetteki 'el-hayy' (الحي) ise, Allah'ın cansız maddeden veya ölü durumdan var ettiği, hareket ve duygu sahibi olan varlıkları ifade eder. Bu, Allah'ın varlıkları yoktan var etme ve onlara hayat verme gücünü gösterir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, II, 465)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hayat' (حياة) kavramının Kur'an'da sadece biyolojik canlılığı değil, aynı zamanda manevi canlılığı, imanı ve doğru yolu da ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-hayy' (الحي) ifadesi, Allah'ın kudretiyle var olan ve yaşam döngüsünün bir parçası olan her türlü canlıyı kapsar. Bu, Allah'ın yaratıcılığının ve varlıkları idame ettirme gücünün bir göstergesidir. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 187)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Mevt' (موت) kelimesi, hayatın zıddıdır. 'Meyyit' (ميّت) ise ölü olan demektir. Ayetteki 'el-meyyit' (الميّت) ifadesi, Allah'ın diriden çıkardığı, yani canlıdan ortaya çıkardığı ölü varlıkları veya cansız maddeleri ifade eder. Bu, canlıların ölümü, bitkilerin kuruması veya cansız maddelerin oluşumu gibi durumları kapsar ve Allah'ın varlıkları yok etme ve dönüştürme kudretini gösterir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 767)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'meyyit' (ميّت) kelimesinin hem fiilen ölmüş olanı hem de ölüme mahkum olanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-meyyit' (الميّت) ifadesi, Allah'ın canlıdan çıkardığı ölü varlıkları veya cansız maddeleri kapsar. Bu, yaşamın sonu olan ölümü ve cansız maddenin varlığını ifade eder. Aynı zamanda, manevi anlamda imansızlığı veya kalbin ölü oluşunu da ima edebilir. (Umdetü'l-Huffâz, IV, 179)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mevt' (موت) kavramının Kur'an'da sadece biyolojik ölümü değil, aynı zamanda manevi ölümü, yani imansızlığı ve Allah'tan uzaklaşmayı da ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-meyyit' (الميّت) ifadesi, Allah'ın kudretiyle var olan yaşam döngüsünün bir parçası olarak ölümü ve cansızlığı temsil eder. Bu, Allah'ın yaratma ve yok etme gücünün bir göstergesidir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 170)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Rızk' (رزق) kelimesi, Allah'ın kullarına verdiği her türlü nimeti ifade eder. Bu, yiyecek, içecek gibi maddi rızıkların yanı sıra, ilim, iman, sağlık gibi manevi rızıkları da kapsar. Ayetteki 'terzuku' (ترزق) fiili, Allah'ın dilediği kimseye, hiçbir sınırlama ve hesap olmaksızın bolca rızık vermesini ifade eder. Bu, Allah'ın cömertliğini ve mutlak kudretini gösterir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 353)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'rızk' (رزق) kelimesinin, Allah'ın kullarına bahşettiği her türlü faydalı şeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'terzuku men teşâü biğayri hisâb' (ترزق من تشاء بغير حساب) ifadesi, Allah'ın rızık vermede hiçbir sınırlama ve kısıtlamaya tabi olmadığını, dilediğine dilediği kadar, hatta ummadığı yerden rızık verdiğini vurgular. Bu, Allah'ın sonsuz lütfunu ve kudretini gösterir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 205)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rızk' (رزق) kavramının Kur'an'da sadece maddi geçim kaynaklarını değil, aynı zamanda Allah'ın insanlara bahşettiği tüm nimetleri ve imkanları kapsadığını belirtir. Ayetteki 'terzuku' (ترزق) fiili, Allah'ın mutlak rızık verici olduğunu ve bu rızkın herhangi bir ölçüye veya hesaba bağlı olmadığını vurgular. Bu, Allah'ın sınırsız cömertliğini ve evrendeki her şeyin O'nun kontrolünde olduğunu gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 180)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Hisâb' (حساب) kelimesi, saymak, ölçmek ve değerlendirmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'biğayri hisâb' (بغير حساب) ifadesi, Allah'ın rızık vermede herhangi bir ölçüye, sınıra veya hesaba bağlı olmadığını, dilediğine dilediği kadar, hatta umulmadık yerlerden rızık verdiğini ifade eder. Bu, Allah'ın cömertliğinin ve kudretinin sınırsızlığını gösterir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 248)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'biğayri hisâb' (بغير حساب) ifadesini 'bilâ hadd' (بلا حد) yani 'sınırsız' olarak açıklar. Allah'ın rızık vermede hiçbir sınırlama veya kısıtlama olmaksızın dilediğine bolca verdiğini vurgular. Bu, Allah'ın mutlak zenginliğini ve kullarına karşı olan lütfunun sonsuzluğunu gösterir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 98)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hisâb' (حساب) kavramının Kur'an'da hem dünyevi hesaplaşmayı hem de ahiretteki muhasebeyi ifade ettiğini belirtir. Ancak bu ayetteki 'biğayri hisâb' (بغير حساب) ifadesi, Allah'ın rızıklandırma eyleminde herhangi bir ölçüye, sınıra veya beklentiye bağlı olmadığını vurgular. Bu, Allah'ın mutlak kudretinin ve cömertliğinin bir göstergesidir; O, dilediğine dilediği kadar verir ve kimse O'nu hesaba çekemez. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 195)
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(27) (Tulicül leyle fiynnehari ve tulicün nehara fîl leyl* ve tuhricül hayye minel meyyiti ve tuhricül meyyite minel hayy* ve terzüku men teşau Bi ğayri hısab;)
“Geceyi gündüzün içinde sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın, ölüden diri çıkarırsın diriden ölü çıkarırsın, dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” Gece ve gündüz aslı olmayan iki izâfi olan bir yaşam gereğidir. Bunlar evvelce olmayıp gezegenlerin dönmesi ile meydana gelmektedir’ler ve her sistemde süreleri farklıdır. Hiç biri bâki değildir, biri gider biri gelir ve hiçbir zaman ikisi bir arada durmaz. İşte gezegenleri müthiş bir kuvvetle döndüren, “bânîi İlâh-î” nin gücü onları kendi yörüngelerinde döndürdükçe gece ve gündüz meydana gelmektedir. Biri çıktığında arkadan diğeri gelmektedir. Onun arkasından gene diğeri gelmektedir. Onların kıyametlerine kadar böyle devam edecektir.
Bu husus zâhiren böyle olduğu gibi bâtınen de böyledir. Gönlümüzde de, bazen karanlık-gece-karamsarlık olur, bâzen de Nûr’lanma-aydınlık-gündüz olur, işte bunların da biri gelir biri gider. Ayrıca bir de şu husus vardır. Bilindiği gibi gece fenâfillâh, gündüz ise bakâbillâh ’tır, bunlarında zaman içinde biri gelir biri gider. Ancak İnsân-ı Kâmilde bu husus tevhid edilir, zamâna bağlı değildir, bulunduğu ortama göre bazen fenâfillâh’ta gece bazen bakâbillâh’ta gündüz, olur, onu tanımak oldukça zordur. Ayrıca Nûr ve zulmet iki ayrı hususturki, bütün bu âlemler, (a’mâ) dan, “Sevâd-ı a’zâm-büyük karanlık” tan, “Nûr’a-aydınlığa çıkmıştır.
Aslında bütün âlemde “mutlak ölü-cansız” bir varlık yoktur. Ancak varlığın bazıları hareketsiz, “madenler” gibi, bazıları yarı hareketli, “bitkiler” gibi, bazılarıda tam hareketli, İnsânlar gibidir. İşte kudretli “Hayy” hayat sahibi olan Zât-ı mutlak, hareketsiz ölü hükmünde olan topraktan, insan gibi muthiş canlı bir âlem halketmiştir. Gene o canlı diri Hayy olan insân-ı tekrar eski ölü toprak hükmüne dönüştürmektedir.
Zâhiren böyle olduğu gibi bâtınen de böyledir. Ailesi ölü hükmünde olan, hiçbir mânevi görünümü ve faaliyyeti olmayan kimselerden, tam bir imân ehli diri olan kimselerin çıktığı bilinen gerçeklerdendir.
Ayrıca daha mühimi, Cenâb-ı Hakk’ın ölü olan kulunda Hayy esmâsı ve zuhuru ile onu “diri” ebedî hayat sahibi yapması hepsinden güzelidir.
Dilediğine de zâhir bâtın, dünya ahret, hesapsız rızık verir.
لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ
الْمُؤْمِنِينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ
إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ
وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
(28-) Lâ yettehızil mu'minunel kafiriyne evliyae min dunil mu'miniyn* ve men yef'al zâlike feleyse minAllahi fiy şey'in illâ en tetteku minhüm tükaten, ve yuhazzirukümullahu nefsehu, ve ilAllahil masıyr;)
“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah'adır.”