Mâ kâne ibrâhîmu yehûdiyyen velâ nasrâniyyen velâkin kâne hanîfen muslimen vemâ kâne mine-lmuşrikîn(e)
İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah'ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah'a ortak koşanlardan da değildi.
İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
Bu ayet, İbrahim peygamberin dinî kimliğini tanımlayarak, onun Yahudilik ve Hristiyanlık öncesi, tevhid inancına sahip bir 'hanif' ve 'müslim' olduğunu vurgular. Ayet, İbrahim'i müşriklerden ayırarak onun saf tevhidini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hâde' fiilinin 'dönmek, rücu etmek' anlamına geldiğini belirtir. Yahudiler, Tevrat'a dönmeleri veya tövbe etmeleri sebebiyle bu isimle anılmışlardır. Ayetteki 'Yahudiyyen' ifadesi, İbrahim'in henüz Yahudilik dininin ortaya çıkmadığı bir dönemde yaşadığına işaret ederek, onun bu dinin mensubu olmadığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Yahud' kelimesinin 'hâde' fiilinden türediğini ve 'tövbe edenler' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, İbrahim'in belirli bir dinî grubun (Yahudilerin) mensubu olmadığını, aksine daha evrensel bir tevhid inancına sahip olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nasr' kelimesinin 'yardım etmek' anlamına geldiğini ve 'Nasârâ' (Hristiyanlar) kelimesinin de İsa'ya yardım ettikleri veya birbirlerine yardım ettikleri için bu ismi aldıklarını belirtir. Ayetteki 'Nasrâniyyen' ifadesi, İbrahim'in Hristiyanlık dininin ortaya çıkışından çok önce yaşadığına dikkat çekerek, onun bu dinin mensubu olmadığını açıklar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Nasârâ' kelimesinin 'Nasîra' köyünden veya 'yardım edenler' anlamından geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, İbrahim'in Hristiyanlık dinine ait olmadığını, zira bu dinin onun zamanından sonra ortaya çıktığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hanef' kelimesinin 'eğilmek, meyletmek' anlamına geldiğini ve 'hanif'in de batıldan hakka, şirkten tevhide meyleten kişi olduğunu belirtir. Ayetteki 'hanîfen' ifadesi, İbrahim'in Yahudilik ve Hristiyanlık gibi belirli dinî kimliklerden bağımsız olarak, şirki reddedip saf tevhide yönelen bir kimliğe sahip olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hanif' kavramının Kur'an'da 'doğru yola yönelen, tevhid inancına sahip olan' anlamında kullanıldığını ve özellikle İbrahim ile özdeşleştirildiğini belirtir. Bu kavram, İbrahim'in ne Yahudi ne de Hristiyan olduğunu, aksine bu dinlerden önce var olan saf tevhid inancının temsilcisi olduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hanif' kelimesinin 'doğru yola yönelen, batıldan uzaklaşan' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımıyla, İbrahim'in şirke bulaşmamış, Allah'ın birliğine inanan, saf bir tevhid ehli olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'selm' kelimesinin 'barış, esenlik' anlamına geldiğini ve 'İslâm'ın da Allah'a teslim olmakla elde edilen esenlik olduğunu belirtir. 'Müslim' ise Allah'a teslim olan kişidir. Ayetteki 'müslimen' ifadesi, İbrahim'in Allah'ın iradesine tam bir teslimiyetle boyun eğdiğini ve bu teslimiyetin, belirli bir dinî cemaate aidiyetten öte, evrensel bir tevhid ilkesi olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'İslâm' ve 'müslim' kavramlarının Kur'an'da 'Allah'ın iradesine tam bir teslimiyet' anlamını taşıdığını vurgular. İbrahim'in 'müslim' olarak nitelendirilmesi, onun Allah'a karşı mutlak bir itaat ve teslimiyet içinde olduğunu, bu teslimiyetin de tüm peygamberlerin ortak vasfı olduğunu belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'müslim' kelimesinin 'Allah'a teslim olan, O'nun hükmüne boyun eğen' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, İbrahim'in Allah'ın birliğine inanıp O'na teslim olduğunu, bu teslimiyetin de onu diğer dinî gruplardan ayıran temel özellik olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şirk' kelimesinin 'ortak koşmak, bir şeyi başkasıyla paylaşmak' anlamına geldiğini ve dinî bağlamda Allah'a ortak koşmak olduğunu belirtir. 'Müşrik' ise Allah'a ortak koşan kişidir. Ayetteki 'minel-müşrikîn' ifadesi, İbrahim'in tevhid inancının safiyetini vurgulayarak, onun Allah'ın birliğine zıt olan her türlü ortak koşma eyleminden uzak olduğunu kesin bir dille ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şirk'in Allah'ın zatında, sıfatlarında veya fiillerinde başkasını ortak koşmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'müşrikîn' kelimesi, İbrahim'in tevhid inancının temelini oluşturduğunu ve onun Allah'tan başka hiçbir varlığa ilahlık atfetmediğini vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(67) Mâ kâne İbrâhîmu yahudiyyen ve lâ nasrâniyyen ve lâkin kâne hanîfen müslima* ve mâ kâne minel müşrikîn;
“İbrâhîm, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı,
müşriklerden de değildi.”