Ve-iż eḣaża(A)llâhu mîśâka-nnebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin vehikmetin śümme câekum rasûlun musaddikun limâ me'akum letu/minunne bihi veletensurunneh(u)(c) kâle eakrartum veaḣażtum ‘alâ żâlikum isrî(s) kâlû akrarnâ(c) kâle feşhedû veenâ me'akum mine-şşâhidîn(e)
Hani, Allah peygamberlerden, "Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye söz almış ve, "Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?" demişti. Onlar, "Kabul ettik" demişlerdi. Allah da, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım" demişti.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(81) (Ve iz ahazAllahu miysakan Nebiyyiyne lemâ ateytüküm min Kitabin ve Hikmetin sümme câeküm Rasulün musaddikun limâ maaküm letü'minünne Bihi ve letensurunnehu, kâle eakrertüm ve ehaztüm alâ zâliküm ısrî* kâlû akrernâ* kâle feşhedu ve ene maaküm mineş şahidîn;)
“Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar) ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) d e di ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım".