Femen tevellâ ba'de żâlike feulâ-ike humu-lfâsikûn(e)
Artık bundan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
Artık bundan sonra her kim dönerse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
Bu ayet, verilen bir ahitten veya hakikatten yüz çevirmenin, yani 'tevellâ' etmenin, 'fâsık' olma durumunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ayet, ahde vefa ve itaatin önemini vurgulayarak, bundan sapmanın ahlaki ve dini bir sapkınlık olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vely kökünden türeyen 'tevellâ', bir şeyden yüz çevirmek, ondan uzaklaşmak anlamına gelir. Ayetteki 'bunun ardından yüz çeviren' ifadesi, daha önce yapılan bir ahitten veya kabul edilen bir hakikatten sapmayı, ona sırt dönmeyi ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir uzaklaşma değil, aynı zamanda zihinsel ve ahlaki bir kopuşu da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tevellâ fiili, mecazi olarak bir şeyden yüz çevirmek, onu terk etmek anlamında kullanılır. Ayetteki bağlamda, daha önceki ayetlerde bahsedilen ahitten veya peygamberlere iman etme yükümlülüğünden yüz çevirenler kastedilmektedir. Bu, bir tür itaatsizlik ve ahdi bozma eylemidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): V-l-y kökü, Kur'an'da 'yakınlık', 'dostluk', 'velayet' gibi anlamlara gelirken, 'tevellâ' fiili genellikle bu yakınlıktan veya bağlılıktan uzaklaşmayı, sırt çevirmeyi ifade eder. Âl-i İmrân 82'deki kullanımı, Allah'ın emirlerinden veya peygamberlerin getirdiği hakikatten yüz çevirerek, onlara olan bağlılığı koparmayı ve dolayısıyla bir tür 'ihanet'i simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fısk, bir şeyin kabuğundan çıkması gibi, Allah'ın emrinden çıkmak, itaatten ayrılmak anlamına gelir. Ayetteki 'fâsıkûn' ifadesi, daha önce verilen ahitten yüz çevirenlerin, bu eylemleriyle Allah'ın çizdiği sınırların dışına çıktıklarını, dolayısıyla günahkâr ve asi olduklarını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Fâsık, Allah'ın emrine muhalefet eden, doğru yoldan sapan kişidir. Âl-i İmrân 82'de, peygamberlere iman etme ahdinden dönenler için kullanılması, onların bu ahdi bozarak büyük bir günah işlediklerini ve Allah'ın rızasından uzaklaştıklarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fısk, şeriatın sınırlarını aşmak, itaatten çıkmak demektir. 'Fâsıkûn', bu sınırları aşan, Allah'ın hükümlerine karşı gelen kimselerdir. Ayetteki bağlamda, verilen ahitten yüz çevirerek imandan sapma eylemi, onları fâsıklar zümresine dahil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fısk kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'a karşı isyanı, O'nun koyduğu yasalara uymamayı ve doğru yoldan sapmayı ifade eder. Âl-i İmrân 82'deki 'fâsıkûn' tanımı, ahitten yüz çevirenlerin sadece bir hata yapmakla kalmayıp, aynı zamanda dini ve ahlaki düzenin dışına çıktıklarını, yani 'fısk' işlediklerini vurgular.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(82) (Femen tevellâ ba'de zâlike feülâike hümül fasikun;)
“Artık bundan sonra her kim dönerse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.”