Kul yâ ehle-lkitâbi lime tesuddûne ‘an sebîli(A)llâhi men âmene tebġûnehâ ‘ivecen veentum şuhedâ(u)(k) vema(A)llâhu biġâfilin ‘ammâ ta'melûn(e)
De ki: "Ey kitab ehli! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde, niçin Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermeğe yeltenerek inananları Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir."
De ki: "Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz hâlde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir".
Bu ayet, Ehl-i Kitab'ın müminleri Allah yolundan saptırma çabalarını kınamakta ve onların bu eylemlerinin temelinde yatan 'eğrilik' ve 'şahitlik' kavramlarını vurgulamaktadır. Ayet, ilahi uyarının ve sorumluluğun altını çizmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sed (صد) kelimesi, bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamına gelir. Ayetteki 'tesuddûne' fiili, Ehl-i Kitab'ın müminleri Allah'ın yolundan, yani İslam'dan men etme, uzaklaştırma ve engelleme çabalarını dile getirir. Bu, sadece fiziksel bir engelleme değil, aynı zamanda psikolojik ve ideolojik bir saptırma çabasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sed (صد) kelimesi, 'çevirmek, döndürmek' anlamında kullanılır. Burada Ehl-i Kitab'ın, inananları Allah'ın dininden yüz çevirmeye, ondan uzaklaştırmaya çalıştıkları mecazi bir anlatımla ifade edilmiştir. Onlar, müminleri doğru yoldan saptırarak kendi batıl inançlarına çekmeye çalışmaktadırlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sad (صد) kökünden türeyen fiiller, genellikle bir engelleme, alıkoyma veya yüz çevirme anlamlarını taşır. Ayetteki 'tesuddûne' fiili, Ehl-i Kitab'ın, Allah'ın yoluna girmek isteyenleri engelleme, onlara mani olma ve onları bu yoldan döndürme gayretlerini semantik olarak ortaya koyar. Bu, aktif bir muhalefeti ve saptırma çabasını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sebîl (سبيل), yürünülen yol demektir. Kur'an'da genellikle 'Allah'ın yolu' (sebîlullah) şeklinde kullanıldığında, Allah'ın dini, şeriatı, O'na ulaştıran doğru yol ve hakikat anlamlarına gelir. Bu ayette Ehl-i Kitab'ın engellemeye çalıştığı 'sebîlullah', İslam dinidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sebîl (yol) kavramı Kur'an'da merkezi bir yere sahiptir ve genellikle 'Allah'ın yolu' (sebîlullah) olarak, Allah'ın iradesine uygun olan, doğru ve kurtuluşa götüren yaşam biçimini, yani İslam'ı ifade eder. Ehl-i Kitab'ın bu yoldan çevirme çabası, İslam'ın yayılmasını engelleme gayretidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sebîl, geniş ve açık yol demektir. Kur'an'da 'sebîlullah' terkibi, Allah'ın emrettiği, razı olduğu ve kullarını cennete ulaştıran din ve şeriat anlamında kullanılır. Ayetteki 'sebîlillah', Ehl-i Kitab'ın saptırmaya çalıştığı İslam dininin hakikatini temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Avac (عوج), gözle görülen şeylerdeki eğrilik için kullanılırken, 'ivec' (عوج) ise manevi ve soyut şeylerdeki eğrilik, sapıklık ve bozukluk için kullanılır. Ayetteki 'ivecen' kelimesi, Ehl-i Kitab'ın Allah'ın yolunu eğri gösterme, onu yanlış ve çarpık bir şekilde sunma çabalarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İvec (عوج), gözle görülmeyen, manevi ve ahlaki eğrilik, sapıklık ve bozukluk anlamına gelir. Ayette Ehl-i Kitab'ın, Allah'ın dosdoğru olan yolunu (İslam'ı) eğri, yanlış ve kusurlu göstermeye çalışmaları bu kelimeyle ifade edilmiştir. Bu, onların hakikati çarpıtma gayretidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İvec (عوج), din ve ahlak gibi manevi konulardaki sapmayı, eğriliği ve haktan uzaklaşmayı belirtir. Ehl-i Kitab'ın 'Allah'ın yolunu eğri gösterme' çabası, onların İslam'ı kötüleme, yanlış tanıtma ve insanları ondan uzaklaştırma yönündeki kasıtlı eylemlerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehâdet (شهادة), bir şeyi gözlemlemek, bilmek ve haber vermektir. Şâhid (شاهد) ise bu eylemi gerçekleştirendir. Ayetteki 'şühedâ' kelimesi, Ehl-i Kitab'ın kendi kutsal kitaplarında Hz. Muhammed'in ve İslam'ın geleceğine dair delillerin bulunduğunu bildikleri, yani buna şahit oldukları halde, yine de inkâr etmelerini ve insanları saptırmaya çalışmalarını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şehâdet, bir şeyin doğruluğunu tasdik etmek ve ona tanıklık etmektir. Ehl-i Kitab'ın 'şühedâ' olması, onların kendi kitaplarında Kur'an'ın ve Hz. Muhammed'in hak olduğunu gösteren delilleri görmüş olmaları, yani bu hakikate şahitlik etmeleri anlamına gelir. Buna rağmen inkâr etmeleri, onların çelişkili durumunu ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şehâdet kavramı Kur'an'da sadece bir olaya tanık olmak değil, aynı zamanda bir hakikati bilmek ve onu onaylamak anlamında da kullanılır. Ehl-i Kitab'ın 'şühedâ' olması, onların kendi kutsal metinleri aracılığıyla İslam'ın ve Peygamber'in doğruluğuna dair bilgiye sahip olmaları, yani bu hakikatin 'şahitleri' olmaları demektir. Bu bilgiye rağmen saptırma çabaları, onların ahlaki sorumluluklarını ihlal ettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Gafl (غفل), bir şeyi bilmemek veya unutmak demektir. Allah hakkında kullanıldığında ise, O'nun hiçbir şeyden habersiz olmadığını, her şeyi kuşatan ilmine hiçbir şeyin gizli kalmadığını ifade eder. Ayetteki 'Allah gafil değildir' ifadesi, Ehl-i Kitab'ın yaptığı her eylemin Allah tarafından bilindiğini ve karşılığının verileceğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Gaflet, bir şeyden habersiz olmak veya onu ihmal etmektir. Allah'a nispet edildiğinde ise, O'nun ilminin her şeyi kuşattığını, hiçbir şeyin O'nun bilgisinden ve kontrolünden kaçamayacağını belirtir. Bu ayette, Ehl-i Kitab'ın kötü niyetli eylemlerinin Allah'ın bilgisi dışında olmadığı, dolayısıyla karşılıksız kalmayacağı uyarısı vardır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Gaflet kelimesi, genellikle bir şeyden habersiz olma veya onu ihmal etme anlamında kullanılır. Ancak 'Allah gafil değildir' ifadesi, Allah'ın mutlak ilmini ve her şeyi kuşatan kudretini vurgular. Ehl-i Kitab'ın yaptıkları kötülüklerin Allah tarafından görüldüğü, bilindiği ve karşılığının verileceği semantik olarak bu ifadeyle pekiştirilir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(99) Kûl ya ehlel Kitabi lime tasuddune an sebîlillâhi men âmene tebğuneha ıvecen ve entüm şüheda'* ve mAllahu Bi ğafilin amma ta'melun;
De ki: "Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz hâlde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir".