Âl-i İmrân Sûresi 100. Âyet
آل عمران
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in tutî'û ferîkan mine-lleżîne ûtû-lkitâbe yeruddûkum ba'de îmânikum kâfirîn(e)
Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kafir yaparlar.
Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
Bu ayet, müminleri Kitap Ehli'nin bir kısmına uymaları halinde imanlarından sonra küfre dönebilecekleri konusunda uyarmaktadır. Anahtar kavramlar, iman, itaat ve küfür arasındaki dinamik ilişkiyi ve bu kavramların Kur'an'daki derin anlamlarını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve dilin ikrarıdır. Güven ve emniyet kökünden gelir. Ayetteki 'ءَامَنُوا۟' ifadesi, Allah'a ve peygamberine güvenip tasdik eden, bu güvenle emniyet bulan kimseleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzmir, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir inanç beyanı olmadığını, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven eylemi olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'ءَامَنُوا۟' ifadesi, müminlerin Allah'a olan bu derin güven ve teslimiyetlerini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tâ'at (طاعة), bir şeye boyun eğmek ve onun gereğini yapmaktır. Ayetteki 'تُطِيعُوا۟' ifadesi, Kitap Ehli'nin sözlerine ve telkinlerine kayıtsız şartsız uymayı, onların peşinden gitmeyi mecazi olarak anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tâ'at, isteyerek ve gönüllü olarak bir emre uymaktır. Bu ayetteki 'تُطِيعُوا۟' kelimesi, müminlerin, Kitap Ehli'nin yanlış yönlendirmelerine kendi iradeleriyle boyun eğmeleri durumunda karşılaşacakları tehlikeyi belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İtâ' (إيتاء), bir şeyi vermek veya ulaştırmak demektir. Ayetteki 'أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ' ifadesi, Allah tarafından kendilerine ilahi kitaplar (Tevrat, İncil gibi) verilen toplulukları, yani Yahudi ve Hristiyanları kasteder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İtâ', bir şeyi birine ulaştırmak ve ona sahip kılmaktır. Burada 'أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ' ile kastedilenler, geçmişte kendilerine vahiy ve ilahi rehberlik bahşedilmiş olanlardır; ancak bu, onların her zaman doğru yolda oldukları anlamına gelmez.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Redd (رد), bir şeyi geldiği yere geri çevirmek veya bir halden başka bir hale döndürmektir. Ayetteki 'يَرُدُّوكُم' ifadesi, Kitap Ehli'nin müminleri iman halinden küfür haline geri döndürme çabasını ve sonucunu anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Redd, bir şeyi engellemek, geri çevirmek veya bir durumu değiştirmektir. Bu ayetteki 'يَرُدُّوكُم' kelimesi, Kitap Ehli'nin müminleri doğru yoldan saptırarak, onları imanlarından vazgeçirip küfre düşürme eylemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), bir şeyi örtmek demektir. Şer'i anlamda ise, Allah'ın birliğini ve peygamberlerin getirdiklerini inkar etmek, gerçeği örtmektir. Ayetteki 'كَـٰفِرِينَ' ifadesi, imanlarını kaybedip Allah'ın hakikatlerini inkar eden kimseleri tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzmir, 'küfr' kavramının sadece inançsızlık olmadığını, aynı zamanda Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ve gerçeği bilerek reddetme eylemi olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'كَـٰفِرِينَ' kelimesi, müminlerin, Kitap Ehli'nin etkisiyle bu tür bir inkar ve nankörlük durumuna düşme tehlikesini ifade eder.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(100) (Ya eyyühelleziyne âmenu in tutı'u feriykan minellezîne utül Kitabe yerudduküm ba'de imâniküm kafirîn;)
“Ey imân edenler! Kendilerine kitap verilenler-den herhangi bir gruba uyarsanız, imânınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.”