Munîbîne ileyhi vettekûhu veakîmû-ssalâte velâ tekûnû mine-lmuşrikîn(e)
(31-32) Allah'a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O'na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dini anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.
Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşrilerden olmayın.
Rûm Suresi 31. ayet, tevhid inancına vurgu yaparak Allah'a yönelme, takva, namaz ve şirkten uzak durma gibi temel dini prensipleri içermektedir. Ayet, özellikle 'inabe' (yönelme) ve 'şirk' (ortak koşma) kavramları üzerinden müminlerin Allah ile olan ilişkisini ve toplumsal duruşunu dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnâbe (إنابة), bir şeye tekrar tekrar dönmek, yönelmek demektir. Allah'a inâbe ise, günahlardan dönüp Allah'a itaat etmeye yönelmek ve O'na sığınmaktır. Ayetteki 'munîbîn' ifadesi, kalben ve amelen Allah'a yönelmiş, O'na teslim olmuş kişileri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnâbe, bir şeye rücu etmek, geri dönmektir. Bu ayetteki 'munîbîn' kelimesi, Allah'a itaat ve ibadetle O'na dönen, O'na yönelen kimseler anlamındadır. Mecazi olarak, Allah'ın emirlerine uymak üzere O'na yönelmek demektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnâbe kavramı, Kur'an'da genellikle 'tövbe' ve 'Allah'a yönelme' anlamlarında kullanılır. Bu, sadece günahlardan vazgeçmek değil, aynı zamanda tüm varlığıyla Allah'a teslim olma ve O'nun iradesine boyun eğme halini ifade eder. Ayetteki 'munîbîn', bu tam teslimiyet halini yaşayan müminleri tanımlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takvâ (تقوى), bir şeyi zararlı şeylerden korumak demektir. Şer'î anlamda ise, nefsi günahlardan korumak ve Allah'ın azabından sakınmaktır. Ayetteki 'vettekûhu' emri, Allah'ın emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak O'nun gazabından korunmayı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Takvâ, Allah'tan korkmak ve O'nun azabından sakınmaktır. Bu ayetteki emir, Allah'ın koyduğu sınırlara riayet etmek ve O'na isyan etmekten kaçınmak suretiyle O'nun koruması altına girmeyi vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Takvâ, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; Allah'a karşı sorumluluk bilinci, O'ndan korkma, O'nun emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma gibi anlamları kapsar. 'Vettekûhu' ifadesi, bu sorumluluk bilinciyle hareket ederek Allah'ın rızasını kazanma çabasını işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İkâme (إقامة), bir şeyi tam ve eksiksiz olarak yerine getirmek, ayakta tutmak demektir. Namazın ikamesi ise, sadece kılmak değil, şartlarına, rükünlerine ve adabına riayet ederek dosdoğru bir şekilde eda etmektir. Ayetteki 'ekîmû' emri, namazın bu nitelikli edasını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Namazı ikame etmek, onu vaktinde, rükünlerini ve şartlarını yerine getirerek kılmaktır. Bu, namazın sadece şeklî değil, aynı zamanda ruhî boyutunu da kapsar. Ayetteki emir, namazın ciddiyetle ve tam bir huşu ile eda edilmesini ister.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salât (صلاة), lügatte dua etmek, tazim etmek anlamına gelir. Şer'î ıstılahta ise, belirli rükünleri ve şartları olan, tekbirle başlayıp selamla biten özel bir ibadettir. Ayetteki 'es-salâte' kelimesi, müminlerin Allah ile iletişim kurduğu bu özel ibadeti ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Salât, Allah'tan rahmet dilemek, meleklerden istiğfar, müminlerden dua ve ibadet anlamlarına gelir. Kur'an'da 'salât' kelimesi, genellikle bilinen namaz ibadetini ifade eder ve müminlerin Allah'a yönelişinin en önemli göstergelerinden biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şirk (شرك), bir şeyi başkasıyla ortak kılmak demektir. Allah'a şirk koşmak ise, O'nun uluhiyetinde veya rububiyetinde başkasını ortak tanımaktır. Ayetteki 'el-müşrikîn' ifadesi, Allah'ın birliğini reddedip O'na ortaklar isnat eden ve bu yüzden dinlerinde ayrılığa düşen kimseleri tanımlar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Müşrikler, Allah'a ortak koşan, O'nunla birlikte başka ilahlar edinenlerdir. Bu ayette, dinlerinde ayrılığa düşerek fırkalara ayrılan ve her fırkanın kendi inancıyla yetindiği kimseler olarak tasvir edilirler, bu da onların tevhid inancından uzaklaştıklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şirk, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve tevhidin zıddıdır. Allah'ın mutlak birliğini ve tekliğini reddederek O'na ortaklar atfetmek anlamına gelir. Ayetteki 'müşrikîn' kelimesi, sadece putperestleri değil, aynı zamanda dinî konularda ayrılığa düşerek Allah'ın birliğini zedeleyen herkesi kapsayan geniş bir anlam taşır.
Rûm Sûresi
مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ {الروم/32}