Ve-iżâ messe-nnâse durrun de'av rabbehum munîbîne ileyhi śümme iżâ eżâkahum minhu rahmeten iżâ ferîkun minhum birabbihim yuşrikûn(e)
İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O'na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar.
Rûm Sûresi
Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
Nefsi emmaresi üzere yaşayan “kahr” esmâsı yönünden bir tecelli gelince rabbine döner. Bu rabb de hayali olduğu için ancak kısa bir zaman zarfı içinde ve o yönden gelen genele yönük bir rahmettir. Bu iyilik halinin etkisi üztünde uzun sürmez ve yine hayali ilâhlarını Rabb’ül erbab olan Allah c.c. ortak koşmaya devam eder.
Şeriat ve tarikat mertebesinde ikilik olduğu için dua vardır. Burada kul ve rab vardır. Kuldan, rabbe yönelinir.
Hakikat mertebesi kişi Hakk’ta fena olduğu için kendi yok, Hakk vardır. Kendi varlığı olmayanda dua edemez.
Marifet mertebesinde “dua” “kün” ol’dur.
Nusret Babamız r.a. gelen biri efendi “dua” buyurun dediğinde sen dua’nı et bende amin deyeyim, demiştir. Yani sen kendi mertebenden “dua” et “dua”n o mertebeden kabul “ol” sun demek istemiştir. (Murat Derûni)