Ḣaleka-ssemâvâti biġayri ‘amedin teravnehâ(s) veelkâ fî-l-ardi ravâsiye en temîde bikum vebeśśe fîhâ min kulli dâbbe(tin)(c) veenzelnâ mine-ssemâ-i mâen feenbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(in)
Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.
O, gökleri direksiz yarattı, onları görüyorsunuz. Yeryüzüne de sizi çalkalar diye ağır baskılar (sabit ve büyük dağlar) bıraktı ve orada herbir hayvandan üretti. Hem biz gökten bir su indirdik de orada her güzel çiftten (veya her hoş çeşitten) bitkiler yetiştirdik.
Bu ayet, Allah'ın yaratma kudretini ve evrendeki düzeni vurgulamaktadır. Göklerin direksiz yaratılması, dağların yeryüzünü sabitlemesi ve canlıların çoğalması gibi unsurlar, ilahi kudretin ve hikmetin delilleridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Halk (خلق), bir şeyi takdir etmek ve onu yoktan var etmek demektir. Ayetteki 'خَلَقَ السَّمَاوَاتِ' ifadesi, gökleri önceden bir örneği olmaksızın, belirli bir düzen ve ölçü içinde yaratmasını anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Halk (خلق), bir şeyi bir ölçüye göre icat etmek veya bir şeyi yoktan var etmektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın gökleri eşsiz bir şekilde, belirli bir nizam ve intizamla yaratmasını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'halk' kavramı, Allah'ın mutlak yaratıcılığını ve her şeyi bir plan dahilinde var etmesini ifade eder. Bu ayette göklerin yaratılışı, Allah'ın kudretinin ve evren üzerindeki egemenliğinin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Amud (عمود), direk demektir. Ayetteki 'بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا' ifadesi, göklerin gözle görülen direkler olmaksızın ayakta durduğunu, bunun Allah'ın kudretinin bir delili olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Amud (عمود), bir şeyi taşıyan şeydir. Burada göklerin direksiz olması, Allah'ın onları kudretiyle tuttuğunu, herhangi bir maddi desteğe ihtiyaç duymadığını mecazi olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amud (عمود), bir şeyi üzerinde durduran şeydir. Ayetteki 'بِغَيْرِ عَمَدٍ' ifadesi, göklerin Allah'ın kudretiyle, görünür bir destek olmaksızın ayakta durduğunu, bunun ilahi bir mucize olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Râsî (راسٍ), sabit ve sağlam olan demektir. Ravâsî (رواسي) ise dağlar için kullanılır, çünkü onlar yeryüzünü sabitler. Ayetteki 'وَأَلْقَىٰ فِى ٱلْأَرْضِ رَوَاسِىَ' ifadesi, dağların yeryüzünün dengesini sağlayan unsurlar olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Resv (رسو), bir şeyin sabit ve yerleşik olmasıdır. Ravâsî (رواسي), yeryüzünü sarsılmaktan koruyan, onu sabitleyen dağlardır. Bu ayette dağların işlevi, yeryüzünün istikrarını sağlamaktır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ravâsî (رواسي), yeryüzüne çakılmış, onu sarsılmaktan alıkoyan dağlardır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın dağları yeryüzüne yerleştirmesi, onun hikmetinin ve düzenleyici kudretinin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Meyd (ميد), bir şeyin sallanması, hareket etmesi demektir. Ayetteki 'أَن تَمِيدَ بِكُمْ' ifadesi, dağların yeryüzünün sallanmasını engellemek için konulduğunu, böylece insanların istikrarlı bir yaşam sürmesini sağladığını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Meyd (ميد), bir şeyin dengesiz bir şekilde hareket etmesidir. Burada yeryüzünün sallanması, dağlar sayesinde önlenir, bu da Allah'ın insanlara olan lütfunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Meyd (ميد), bir şeyin bir tarafa doğru eğilmesi veya sallanmasıdır. Ayetteki 'أَن تَمِيدَ بِكُمْ' ifadesi, dağların yeryüzünün dengesini sağlayarak, insanların üzerinde rahatça yaşamasını temin ettiğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dâbbe (دابة), yeryüzünde hareket eden her canlı varlıktır. Ayetteki 'وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٍ' ifadesi, Allah'ın yeryüzüne her türden canlıyı yaydığını, bu canlılığın ve çeşitliliğin ilahi kudretin bir eseri olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Dâbbe (دابة), yeryüzünde yürüyen, hareket eden her şeydir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın yeryüzünü farklı türlerdeki canlılarla doldurduğunu, bu canlıların yaşam döngüsünü ve çeşitliliğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Dâbbe kelimesi, Kur'an'da genellikle yeryüzünde hareket eden, canlı varlıkları kapsayan geniş bir anlam taşır. Bu ayette, Allah'ın yeryüzündeki biyolojik çeşitliliği ve canlı yaşamı yaratmasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zevc (زوج), eş veya benzer demektir. Bitkiler için kullanıldığında, farklı türleri veya çiftleri ifade eder. Ayetteki 'مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ' ifadesi, Allah'ın sudan sonra yeryüzünde her hoş ve değerli çiftten/türden bitkiler bitirdiğini anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zevc (زوج), bir şeyin benzeri veya eşidir. Bitkiler bağlamında, farklı cinsleri ve türleri ifade eder. Bu ayette, Allah'ın yağmur suyuyla yeryüzünden çeşitli ve güzel bitki türlerini çıkarmasını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zevc kavramı, Kur'an'da sadece insan eşlerini değil, aynı zamanda evrendeki her şeyin çiftler halinde yaratıldığını ve birbirini tamamladığını ifade eder. Bu ayette, bitkilerin çeşitliliğini ve her bir türün kendi içinde bir çift oluşturduğunu gösterir.
Lokmân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(٣١.١٠)
~~31.10~
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِى الْاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَمٖيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فٖيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَنْبَتْنَا فٖيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرٖيمٍ
~ ~ ~
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
31.10 - Halekas semâvâti biğayri amedin teravnehâ ve elgâ fil ardı ravâsiye en temîde bikum ve besse fîhâ min kulli dâbbeh, ve enzelnâ mines semâi mâen feembetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm.
Diyanet Meali:
31.10 - Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.
-------------------
Görüldüğü gibi Ayet-i kerime de iki ifade tarzı vardır. “her türlü canlıyı yaydı”. Ya kadar olan bölümü Rahmaniyet mertebesinden anlatılmaktadır çünkü Rahmaniyet mertebesi bütün bu oluşumları kapsamakta ve bilmektedir.
“Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.” Bölümü ise Zât-i’dir, yani Rabb-ül aleminin kendi Zât-i ifadesidir. Ef’al alemi, alemi şehadette meydana gelen her türlü hadisenin oluşumunun kendisi tarfından oluşturulduğu açık olarak bildirilmektedir.
Ayet-i kerimenin ilk bölümü ise Rahman sıfatı yönünden tarif ve izah edilmektedir. Zahiren anlatılanlar böyle olduğu gibi batınen de aynıdır. Gönül göğüde direksiz durmaktadır.
Beden arzımız yeryüzündeki sabit dağlar gerçek Zât-i tevhid ilimleridir ki sapsağlam yerlerinde adeta birer gözcü ve her daim nöbette olan esma askerleri gibidirler. Orada her esmanın zuhuru olan canlı ruh varlıklarının gönül alemine yayıldığını bildirdi.
Cenâb-ı Hakk’ta bunun üzerine. “Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.” İfadesiyle gönül göğünden hayat suyu indirerek gönül aleminde-sadr’da, tahtlarında oturmakta olan esma-i İlâyeleri harekete geçirerk Beden arzı mülkümüzde ihtiyacımız olan her türlü faydalı “nebat-bitki” mertebesinden ilim bitkilerini kendisinin bitirdiğini açık olarak ifade etmektedir.
Ayet-i kerimenin bu bölümü Allahımızın “nebat-bitki” mertebesi itbariyle bütün bunların oluşumunu kendinin yaptığını açık olarak bildirerek, alemin içinde ve her zerrede nasıl bir tasarrufta olduğunu açık olara belirtmektedir.
Ancak bizler kendisine güya hörmet etme babaında sen herşeyden münezzehsin senin yerin yukarılarıdır, diyerek güya ona hürmet ediyoruz anlayışı ile, O’nu mülkünün dışına çıkarıp mülkünü O’na yakıştıramıyoruz. Ne acayip iştir.
İz--T-B-