Hunâlike-btuliye-lmu-minûne vezulzilû zilzâlen şedîdâ(n)
İşte orada mü'minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar.
İşte burada müminler imtihan edilmiş ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.
Bu ayet, Hendek Savaşı'nın zorlu koşullarını tasvir ederek müminlerin yaşadığı çetin imtihanı ve derin sarsıntıyı dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir. Kelimelerin seçimi, olayın şiddetini ve psikolojik etkisini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'belâ' kelimesinin hem hayır hem şer ile imtihan anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ibtulî' fiili, müminlerin savaşın getirdiği zorluklar ve korkularla sınanmasını, sabır ve imanlarının test edilmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ibtulî' fiilini 'imtihan olundu' şeklinde açıklar. Bu bağlamda, müminlerin düşman kuşatması ve açlık gibi çetin şartlarla yüzleşerek imanlarının sağlamlığının ortaya konulduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'belâ' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın insanları sınaması, onların içsel durumlarını ortaya çıkarması anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ibtulî' fiili, müminlerin bu zorlu durum karşısında gösterdikleri tepkilerle imanlarının gerçek mahiyetinin açığa çıktığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân'ı kalben tasdik ve güven olarak tanımlar. Ayetteki 'el-mü'minûn' ifadesi, Hendek Savaşı'nın zorlu şartlarında dahi imanlarını koruyan, Allah'a ve vaadine güvenen kişileri işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îmân'ı 'tasdîk-i kalbî' (kalben tasdik) olarak açıklar. Bu ayetteki 'el-mü'minûn', sadece sözle değil, aynı zamanda zorluklar karşısında sebat göstererek imanlarını fiilen ispat eden kimselerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'îmân'ın Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet eylemi olduğunu vurgular. 'El-mü'minûn' bu ayette, dışsal tehditlere rağmen Allah'a olan güvenlerini sürdüren ve O'nun yardımına inanan topluluğu temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zelzele' kelimesinin şiddetli hareket ve sarsıntı anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zulzilû' fiili, müminlerin savaşın getirdiği korku, endişe ve fiziksel zorluklar nedeniyle yaşadıkları derin psikolojik ve fiziksel sarsıntıyı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zelzele'nin tekrar eden şiddetli hareket olduğunu ve genellikle korku ve endişe ile ilişkilendirildiğini açıklar. 'Zulzilû' fiili, müminlerin düşman ordusunun büyüklüğü ve kuşatmanın uzun sürmesi karşısında yaşadıkları büyük korku ve içsel çalkantıyı vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'zelzele'nin 'tekrar eden hareket' ve 'şiddetli sarsıntı' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'zulzilû' fiili, müminlerin hem dışsal tehlikelerden hem de içsel şüphe ve korkulardan dolayı yaşadıkları sürekli ve yoğun bir sarsıntı halini tasvir eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zilzâl' kelimesini 'şiddetli sarsıntı' olarak açıklar. Ayetteki 'zulzilû zilzâlen' ifadesi, fiilin masdar ile teyit edilmesi (mef'ûl-i mutlak) yoluyla sarsıntının ne denli büyük ve etkili olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zilzâl' kelimesinin 'şiddetli hareket ve çalkantı' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, müminlerin yaşadığı sarsıntının sıradan bir durum olmadığını, aksine çok derin ve kapsamlı bir etki yarattığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zilzâl' gibi masdarların fiillerle birlikte kullanılmasının, eylemin şiddetini ve kesinliğini pekiştirdiğini ifade eder. Bu ayette 'zilzâlen' kelimesi, müminlerin yaşadığı korku ve endişenin en üst düzeyde olduğunu, adeta yerlerinden sarsıldıklarını anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şedîd' kelimesini 'kuvvetli, şiddetli' olarak açıklar. Ayetteki 'zilzâlen şedîden' ifadesi, müminlerin yaşadığı sarsıntının sadece bir sarsıntı olmadığını, aynı zamanda çok büyük ve dayanılması zor bir şiddette olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şiddet' kelimesinin 'kuvvet ve sağlamlık' anlamına geldiğini belirtir. Bu bağlamda 'şedîden' sıfatı, müminlerin maruz kaldığı sarsıntının hem fiziksel hem de psikolojik olarak son derece yoğun ve etkili olduğunu, onları derinden sarstığını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şedîd' kelimesinin 'güçlü, katı, şiddetli' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'şedîden' sıfatı, Hendek Savaşı'nın müminler üzerindeki etkisinin sıradan bir zorluk olmadığını, aksine onları en uç noktaya kadar zorlayan, çok büyük bir şiddet içerdiğini gösterir.
Ahzâb Sûresi
İnanların şiddetli şekilde sarsılması, nefis mücahadesinde idraken kendi varlığına hakikat bilgilerinin yapmış olduğu sarsıntılardır. Beynindeki şartlanma anlayışının yıkılmaya başlamasıdır. Ve inanan, müşrik, münafıkın ayrılmasıdır. Kahhar tecellisi ile Nefsi mardiyyeden, Nefsi safiyyeye geçişte seyri sülükta olacak hallerdendir. (Murat Derûni)