Kul men żâ-lleżî ya'simukum mina(A)llâhi in erâde bikum sû-en ev erâde bikum rahme(ten)(c) velâ yecidûne lehum min dûni(A)llâhi veliyyen velâ nasîrâ(n)
De ki: "Eğer Allah size bir kötülük dilese, sizi Allah'tan koruyacak kimdir? Yahut size bir rahmet dilese, buna engel olacak kimdir?" Onlar kendilerine Allah'tan başka hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulamazlar.
De ki: "Eğer Allah size bir felâket diler veya bir rahmet murad ederse, sizi Allah'tan saklamak kimin haddine?" Hem onlar kendilerine Allah'tan başka bir veli de bulamazlar, bir yardımcı da.
Ahzâb Suresi'nin 17. ayeti, Allah'ın mutlak kudretini ve iradesini vurgulayarak, O'nun dilemesi dışında hiçbir gücün insanı koruyamayacağını veya ona yardım edemeyeceğini dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, 'ısmet', 'sû'' ve 'rahmet' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi takdirin ve kulluk bilincinin önemini işlemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsmet (عصمة), bir şeyi onu bozan şeylerden korumaktır. Allah'ın kulunu koruması, onu günahlardan uzak tutması veya belalardan muhafaza etmesidir. Ayetteki 'kim sizi koruyabilir' ifadesi, Allah'ın iradesi karşısında hiçbir gücün koruyucu olamayacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ye'simukum (يعصمكم), 'yemna'ukum' (يمنعكم) yani 'sizi engeller, korur' anlamındadır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın takdir ettiği bir şeye karşı hiçbir kimsenin engel olamayacağı, koruma sağlayamayacağı mecazını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İsmet kavramı, Kur'an'da genellikle ilahi koruma ve günahlardan sakınma anlamında kullanılır. Bu ayette ise, Allah'ın iradesi karşısında insanın acizliğini ve O'nun mutlak koruyucu gücünü ifade eder; yani O'nun dilemediği bir korumanın mümkün olmadığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sû' (سوء), insanı üzen, kederlendiren her şeydir. Bu, hem bedensel hem de ruhsal olabilir. Ayetteki 'sûen' ifadesi, Allah'ın takdir ettiği her türlü olumsuz durumu, zararı veya musibeti kapsar ve O'nun iradesi dışında bundan korunmanın imkansızlığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sû' (سوء), bir şeyin çirkinleşmesi, kötüleşmesi ve hoşa gitmeyen bir hal almasıdır. Ayetteki 'bir kötülük dilese' ifadesi, Allah'ın takdir ettiği her türlü olumsuzluğun, musibetin veya zararın gerçekleşeceğini ve buna kimsenin engel olamayacağını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sû' kelimesi, Kur'an'da genellikle 'şer', 'zarar', 'musibet' ve 'kötülük' anlamlarında kullanılır. Bu ayette, Allah'ın iradesiyle gerçekleşebilecek her türlü olumsuz durumu ifade ederek, insanın bu tür durumlara karşı acizliğini ve ilahi kudretin mutlaklığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet (رحمة), Allah'tan geldiğinde ihsan ve lütuf, insanlardan geldiğinde ise acıma ve şefkat anlamındadır. Ayetteki 'rahmet dilese' ifadesi, Allah'ın kullarına bahşetmek istediği her türlü iyiliği, nimeti ve lütfu kapsar ve O'nun bu dileğine kimsenin engel olamayacağını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rahmet (رحمة), Allah'ın kullarına yönelik rızık, afiyet, hidayet gibi her türlü iyiliği ve lütfu ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın bir kuluna rahmet etmeyi dilediğinde, kimsenin buna mani olamayacağını ve bu rahmetin mutlaka gerçekleşeceğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahmet, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve Allah'ın yaratılmışlara karşı gösterdiği şefkat, merhamet ve lütfu ifade eder. Bu ayette, Allah'ın mutlak iradesiyle bahşettiği iyilikleri ve nimetleri kapsar; O'nun rahmetini engellemenin veya ona mani olmanın imkansızlığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Velî (ولي), yakınlık ve dostluk ifade eder. Allah için kullanıldığında, kullarının işlerini üstlenen, onları koruyan ve onlara yardım eden anlamındadır. Ayetteki 'Allah'tan başka veli' ifadesi, Allah'ın dışında hiçbir varlığın gerçek dost ve koruyucu olamayacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Velî (ولي), 'nasîr' (yardımcı) ve 'muhibb' (seven, dost) anlamlarına gelir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın iradesine karşı insanı koruyacak, ona destek olacak veya işlerini üstlenecek hiçbir dostun veya koruyucunun bulunmadığını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Velî (ولي), hem 'yardımcı' hem de 'işleri üzerine alan' anlamlarını taşır. Ayetteki 'Allah'tan başka veli bulamazlar' ifadesi, Allah'ın mutlak otoritesini ve kullarının O'ndan başka gerçek bir destekçi ve koruyucu bulamayacaklarını kesin bir dille belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr (نصر), düşmana karşı yardım etmektir. Nasîr (نصير) ise çokça yardım eden demektir. Ayetteki 'Allah'tan başka nasîr' ifadesi, Allah'ın iradesi karşısında veya O'nun dışında hiçbir varlığın gerçek ve yeterli bir yardımcı olamayacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nasîr (نصير), 'mu'în' (yardımcı) demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın takdir ettiği bir şeye karşı veya O'nun dilemesi dışında kimsenin yardım edemeyeceği, destek olamayacağı mecazını taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nasîr (نصير), yardım eden, destek olan demektir. Ayetteki 'Allah'tan başka nasîr bulamazlar' ifadesi, Allah'ın mutlak kudretini ve kullarının O'ndan başka gerçek bir yardımcıya sahip olamayacaklarını, dolayısıyla sadece O'na güvenmeleri gerektiğini ifade eder.
Ahzâb Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الْمُعَوِّقِينَ مِنكُمْ وَالْقَائِلِينَ لِإِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ إِلَيْنَا وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ إِلَّا قَلِيلًا {الأحزاب/18}
“Kad ya’lemu(A)llâhu-lmu’avvikîne minkum velkâ-ilîne li-ihvânihim helumme ileynâ velâ ye/tûne-lbe/se illâ kalîlâ(n)”