Veenzele-lleżîne zâherûhum min ehli-lkitâbi min sayâsîhim vekażefe fî kulûbihimu-rru'be ferîkan taktulûne vete/sirûne ferîkâ(n)
Allah, kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.
Hem de kitap ehlinden onlara yardım edenleri kalplerine korku düşürerek kalelerinden indirdi, siz onların bir kısmını katlediyordunuz, bir kısmını da esir alıyordunuz.
Bu ayet, Ahzâb Savaşı sonrası Medine'deki Yahudi kabilelerinden Benî Kurayza'nın akıbetini anlatmaktadır. Ayet, Allah'ın bu kabileye karşı müminlere yardımını, onların kalelerine sığınmalarına rağmen kalplerine korku salınmasını ve nihayetinde savaşın sonucunda bir kısmının öldürülüp bir kısmının esir alınmasını dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zahr' kelimesinin asıl anlamının 'sırt' olduğunu ve buradan hareketle bir şeye arka çıkmak, destek olmak, yardım etmek manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zâherûhum' ifadesi, Benî Kurayza'nın müşriklere arka çıkıp onlara yardım etmesini, yani müslümanlara karşı ittifak kurmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zâhere' fiilinin 'mu'âvenet' (yardımlaşma) ve 'mu'âvenetü'l-a'dâ' (düşmanlara yardım etme) anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Kitap Ehli'nin (Benî Kurayza) düşmanlara (müşriklere) yardım etme eylemini mecazi olarak ifade ettiğini açıklar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sayâsî' kelimesinin 'hasn' (kale) ve 'ma'kil' (sığınak) anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette, Benî Kurayza'nın kendilerini güvende hissettikleri, tahkim edilmiş kalelerini ifade ettiğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sayâsî' kelimesinin aslen 'boynuz' anlamına geldiğini ve buradan hareketle 'korunulan yer', 'sığınak' ve 'kale' anlamlarını kazandığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, düşmanın sığındığı, kendisini koruduğu tahkimatları kastettiğini belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sayâsî' kelimesinin 'husûn' (kaleler) ve 'me'âkil' (sığınaklar) manasına geldiğini ve bu kelimenin tekilinin 'sıyâse' olduğunu belirtir. Ayette, Yahudilerin sığındığı ve kendilerini güvende hissettikleri kaleleri ifade ettiğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kazf' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi uzağa atmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'kazefe fî kulûbihimü'r-ru'be' ifadesinin, Allah'ın korkuyu onların kalplerine 'atması', yani aniden ve şiddetli bir şekilde yerleştirmesi mecazını taşıdığını açıklar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kazefe' fiilinin 'elka' (bırakmak, atmak) anlamında kullanıldığını belirtir. Ayette, Allah'ın korkuyu Yahudilerin kalplerine 'bırakması' veya 'salması' anlamında mecazi bir kullanım olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ru'b' kelimesinin 'kalpteki şiddetli korku' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın Benî Kurayza'nın kalplerine saldığı, onları felç eden ve direnişlerini kıran derin ve şiddetli korkuyu ifade ettiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ru'b' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın düşmanlarının kalplerine saldığı, onları zayıflatan ve yenilgiye uğratan ilahi bir ceza veya müdahale olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette de, Yahudilerin direncini kıran ve teslim olmalarına yol açan bu ilahi korkuyu temsil ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'katl' kelimesinin 'canı bedenden ayırmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'taktulûne' ifadesi, savaşın bir sonucu olarak düşmanların bir kısmının müminler tarafından öldürülmesini açıkça ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'katl' fiilinin Kur'an'da hem fiziksel öldürme hem de mecazi olarak bir şeyi ortadan kaldırma anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, Benî Kurayza'nın erkek savaşçılarının fiziksel olarak öldürülmesi eylemini ifade ettiğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'esr' kelimesinin 'bağlamak' ve 'tutsak etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'te'sirûne' ifadesi, savaşın bir sonucu olarak düşmanların bir kısmının esir alınmasını, yani bağlanarak veya hapsedilerek özgürlüklerinden mahrum bırakılmasını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'esîr' kelimesinin 'bağlı olan' ve 'düşman eline düşen' kişi için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'te'sirûne' fiili, savaşta ele geçirilen düşmanların, özellikle kadın ve çocukların esir alınması eylemini ifade eder.
Ahzâb Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَأَوْرَثَكُمْ أَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ وَأَرْضًا لَّمْ تَطَؤُوهَا وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرًا {الأحزاب/27}