Yâ nisâe-nnebiyyi men ye/ti minkunne bifâhişetin mubeyyinetin yudâ'af lehâ-l'ażâbu di'feyn(i)(c) ve kâne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîrâ(n)
Ey Peygamber'in hanımları! İçinizden kim apaçık bir çirkinlik yaparsa, onun cezası iki kat verilir. Bu, Allah'a göre kolaydır.
Ey peygamberin hanımları! sizden her kim bir terbiyesizlik ederse ona azab iki kat katlanır. Bu Allah'a göre çok kolaydır.
Ahzâb Suresi'nin 30. ayeti, Peygamber hanımlarına hitap ederek, onların işleyeceği açık bir hayasızlığın cezasının diğer kadınlara göre iki kat olacağını ve bunun Allah için kolay olduğunu bildirmektedir. Ayet, Peygamber hanımlarının özel statülerinden kaynaklanan sorumluluklarına ve bu sorumlulukların ihlali durumunda karşılaşacakları müeyyideye vurgu yapmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nisâ kelimesi, 'nesy' kökünden türemiş olup, unutmak veya geride kalmak anlamlarına gelir. Kadınlar, erkeklere göre daha narin ve hassas oldukları için bu isimle anılmışlardır. Ayette ise, Peygamber'in eşleri gibi özel bir konuma sahip kadınları belirtmektedir ki, bu konum onlara ayrı bir sorumluluk yükler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nisâ kelimesi, 'insan' kelimesinin çoğulu olarak da kabul edilir. Ancak Kur'an'da genellikle kadın cinsini ifade etmek için kullanılır. Burada ise 'Peygamber'in kadınları' tamlamasıyla, onların diğer kadınlardan ayrılan müstesna mevkilerine işaret edilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'nisâ' kelimesi, genellikle toplumsal ve ailevi bağlamda kadınları ifade eder. Peygamber'in hanımları bağlamında kullanıldığında ise, onların sadece eş olmanın ötesinde, ümmet için birer örnek teşkil etme ve dini tebliğde özel bir rol oynama sorumluluğunu da ima eder. Bu durum, onların ahlaki davranışlarının önemini artırır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Fâhişe, haddi aşan, çirkinliği açık olan her türlü günah ve kötülüktür. Özellikle zina gibi büyük günahlar için kullanılır. Ayette 'mübeyyine' (açık) kelimesiyle birlikte kullanılması, bu hayasızlığın gizli kalmayıp herkes tarafından bilinecek derecede aşikar olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fuhş, çirkinliği ve kötülüğü aşırı olan her şey için kullanılır. Şeriat ve akıl tarafından çirkin görülen her fiil bu kapsamdadır. Peygamber hanımları bağlamında, onların konumları gereği, sıradan bir kadının işleyeceği fâhişeden daha büyük bir etki yaratacağı ve bu nedenle cezasının da farklı olacağı belirtilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fâhişe, çirkinliği ve kötülüğü açıkça görülen, haddi aşan her türlü fiildir. Kur'an'da genellikle zina ve benzeri ahlaksızlıklar için kullanılır. Peygamber hanımlarının bu tür bir fiili işlemesi, onların örnek olma vasfına aykırı düşeceği için daha ağır bir sonuç doğurur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yudâ'af, 'da'f' kökünden gelir ve bir şeyin mislini ekleyerek artırmak demektir. Ayetteki 'dığfeyn' (iki kat) ile birlikte kullanılması, cezanın tam olarak iki misli olacağını ifade eder. Bu, Peygamber hanımlarının özel statülerinden kaynaklanan sorumluluğun bir sonucudur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Da'f, bir şeyin benzerini ekleyerek çoğaltmaktır. Yudâ'af fiili, meçhul sigada kullanılarak, bu artırmanın Allah tarafından yapılacağını ve kesinliğini vurgular. Peygamber hanımlarının işleyeceği günahın, sıradan bir günah olmaktan öte, dini ve toplumsal açıdan daha büyük bir vebal taşıdığına işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'da'f' kökünden türeyen kelimeler, genellikle bir şeyin niceliksel olarak artırılmasını ifade eder. Burada 'yudâ'af' fiili, cezanın katlanarak artırılacağını belirtir. Bu durum, Peygamber hanımlarının örnek şahsiyetler olmaları hasebiyle, onların hatalarının da diğer insanlara göre daha büyük bir etki yaratacağının bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azâb, bir şeyi tatlılıktan uzaklaştırmak, acılaştırmak anlamına gelir. Genellikle Allah'ın günahkarlara verdiği cezayı ifade eder. Ayette, Peygamber hanımlarının işleyeceği fâhişe karşılığında karşılaşacakları dünyevi veya uhrevi acı verici müeyyideyi belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Azâb, nefse acı veren, elem veren her şeydir. Kur'an'da genellikle Allah'ın gazabının bir tezahürü olarak, günahkarların hak ettiği cezayı ifade eder. Peygamber hanımları için bu azabın 'iki kat' olması, onların konumlarının getirdiği sorumluluğun büyüklüğünü gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'azâb' kavramı, genellikle ilahi adaletin bir yansıması olarak, günahkarların işledikleri fiillerin karşılığı olan acı verici sonuçları ifade eder. Peygamber hanımları bağlamında, bu azabın katlanarak artırılması, onların dini ve ahlaki liderlik rollerinin ihlalinin ne kadar ciddi bir mesele olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yesîr, kolay olan, zorluk içermeyen demektir. Ayette 'Bu Allah'a kolaydır' ifadesi, Allah'ın kudretinin sınırsız olduğunu ve O'nun için hiçbir şeyin zor olmadığını vurgular. Peygamber hanımlarına verilecek iki kat azabın Allah için bir güçlük teşkil etmediğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yüsr, kolaylık ve rahatlık demektir. Yesîr ise kolay olan şeydir. Allah için bir şeyin kolay olması, O'nun mutlak kudretini ve iradesini gösterir. Bu ifade, tehdidin ciddiyetini pekiştirirken, aynı zamanda Allah'ın her şeye kadir olduğunu da hatırlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'y-s-r' kökü, genellikle kolaylık, rahatlık ve zorluğun giderilmesi anlamlarında kullanılır. 'Yesîr' kelimesi, Allah'ın kudretinin sınırsızlığını ve O'nun için herhangi bir hükmü uygulamakta veya bir cezayı vermekte hiçbir zorluğun olmadığını ifade eder. Bu, ilahi adaletin mutlaklığını vurgular.
Ahzâb Sûresi
وَمَن يَقْنُتْ مِنكُنَّ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ وَتَعْمَلْ صَالِحًا نُّؤْتِهَا أَجْرَهَا مَرَّتَيْنِ وَأَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقًا كَرِيمًا {الأحزاب/31}