Tahiyyetuhum yevme yelkavnehu selâm(un)(c) vea'adde lehum ecran kerîmâ(n)
Allah'a kavuşacakları gün mü'minlere yönelik esenlik dileği "Selam"dır. Allah, onlara bol bir mükafat hazırlamıştır.
O'na kavuşacakları gün müminlere esenlik dileği selâmdır. (Allah) onlar için cömertçe bir mükafat hazırlamıştır.
Ahzâb Suresi 44. ayet, müminlerin ahiretteki durumunu ve Allah'ın onlara hazırladığı mükafatı 'selam' ve 'ecir' kavramları üzerinden ele almaktadır. Ayet, bu kavramların hem dilbilimsel hem de teolojik derinliğini yansıtmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tahiyye' kelimesinin 'hayat' kökünden geldiğini ve birine hayat dilemek, onu yaşatmak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'tahiyyetühüm' ifadesi, Allah'ın müminlere bahşettiği ebedi hayatın ve esenliğin bir nişanesi olarak 'selam' ile tecelli edeceğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tahiyye' kelimesinin Arapçada 'selam' ve 'ikram' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın müminlere olan ikramının ve onlara yönelik esenlik dileğinin 'selam' sözüyle ifade edildiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lika' (karşılaşma) kelimesinin Kur'an'da genellikle ahiret günü Allah ile karşılaşma, O'nun huzuruna çıkma anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de müminlerin Allah'a kavuşacakları o özel günü ifade etmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'likaullah' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir karşılaşma değil, aynı zamanda Allah'ın hükmüyle yüzleşme ve O'nun takdirine ulaşma anlamını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'yelkavnehu' ifadesi, müminlerin ahiretteki nihai varış noktalarını ve Allah'ın rahmetiyle buluşmalarını simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'selam' kelimesinin 'selamet' kökünden geldiğini ve her türlü afetten, eksiklikten ve kusurdan uzak olmayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'selam', müminlerin ahiretteki tam bir esenlik ve huzur içinde olacaklarını, Allah'ın onlara bahşettiği güvenliği vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'selam'ın Kur'an'da hem bir dua hem de bir hal olarak kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, müminlerin Allah'a kavuştukları gün kendilerine verilecek olan müjdenin ve içinde bulunacakları halin 'selam' olduğunu, yani her türlü korku ve endişeden uzak, tam bir emniyet ve huzur içinde olacaklarını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'selam'ın Kur'an'da Allah'ın isimlerinden biri olduğunu ve aynı zamanda cennet ehlinin birbirine ve Allah'ın onlara hitabının bir ifadesi olduğunu belirtir. Ayetteki 'selam', müminlerin cennetteki ebedi esenlik ve huzur halini, Allah'ın onlara olan lütfunu ve güvenliğini sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ecir' kelimesinin bir işin karşılığı olarak verilen ücret veya mükafat anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ecran kerîmen' ifadesi, Allah'ın müminlere amelleri karşılığında vereceği mükafatın cömert, değerli ve bol olacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ecir'in hem dünyevi hem de uhrevi karşılıklar için kullanıldığını ancak Kur'an'da genellikle uhrevi mükafatı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'ecran kerîmen', Allah'ın müminlere ahirette lütfedeceği, değeri yüksek ve bol bir karşılığı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kerîm' kelimesinin 'kerem' kökünden geldiğini ve cömertlik, şeref, değer ve yücelik anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'ecran kerîmen' ifadesi, Allah'ın müminlere vereceği mükafatın sadece bir karşılık olmadığını, aynı zamanda cömertçe, bol ve şerefli bir lütuf olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kerîm'in hem zatında değerli olanı hem de başkalarına cömertçe veren anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'ecran kerîmen', Allah'ın müminlere olan cömertliğini ve onlara bahşedeceği mükafatın üstün niteliğini, yani hem maddi hem de manevi olarak değerli ve bol olacağını belirtir.
Ahzâb Sûresi
Selâm ve Camii isimleri insanın esmâ’ül hüsnalarıdır.
Selâm ismine “İz-Terzi Baba aktarımıyla (91) Biismi Has Selâm kitabından devam edelim.
Bazı gerçek tasavvuf kitaplarında da bu tür menkıbelere rastlamıştım. Bu hususta on üçüncü isim olarak “bize de verilen bir esmâ vardır” ne olduğu “bazı yakınlarımın dışında” şimdilik bizde kalsın. (demiştim) Bu oluşumlar özeldir, genel değildir.
Bu oluşumların ışığında insân’ın aklına şu soru gelebilir! On ikinci derste kişi (Allah) Esmâsı’na ulaştığı halde, neden on üçüncü derste esmâ-i ilâhiyye’den her hangi bir isim onun özel ismi olsun?..
El cevap. Mutlak mânâ da (Allah) ismi Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize ait bir isimdir, o ismi husûside kimse kullanamaz, bütün kullanımlar, genel ve zâhirendir, işte bu yüzden Cenâb-ı Hakk bazı sevdiği kullarına esmâ-i ilâhiyyeden bir ismi özel olarak o kuluna lütfeder, bu isim de onun husûsi’de özeli olur. Bunlar gayb sırlarındandır.
(Selim) Lügat ma’nâsı: Sağlam, kusursuz, refah ve selâmet üzere bulunan.
(Sâlim) Lügat ma’nâsı: sağlam sıhhatli, sağ, noksansız, her türlü tehlikeden uzak olan, emin ve korkusuz olan.
(Selâm) Lügat ma’nâsı: Ayıplardan, âfetten sâlim oluş, selâmet, emniyet, sulh, asayiş, bütün korktuklarından emin olma, Allah’ın (c.c.) bir ismi. (Esmâül hüsnâ) Allah’ın güzel isimleri sıralamasında Allah Cami, isminden sonra, beşinci, Hazarat-ı hamse, sırasındadır.
Selâm isminin harfleri.
(سلام) (Selâm) Görüldüğü gbi “selâm” kelimesi, aslen, “sin” “lâm” “elif” “mim” harflerinden meydana gelmektedir. Bunların kısaca sayı değerlerini inceliyelim.
(س) (Sin) Ya-sin’in sinidir. İnsân-ı Kâmil’in sinidir. Hakikat-i insaniyye’nin sinidir. Her insanın sinidir. Sayı değeri (60) dır. Görüldüğü gibi üç harfle ifade edilmektedir.
(ل) (Lâm) Ulûhiyyet lâmıdır. Ululuk yüceliğin ifadesidir. Ehadiyyetin işaretidir. Adeta Ehadiyyetten âlemi şehadete uzatılan ve bu âlemleri tutan askı gibidir. Sayı değeri (30) dur. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir.
(ا) (Elif) Harflerin başbuğu. Bütün ma’nâların kaynağı. Nazenin naz ehli. Onüç noktadan meydana gelmiş bütün makamları ihata edici. Bütün varlıkta var olucu Lâm’ın kucağına oturunca (لا) (Lâ) olarak bütün âlemleri bir çırpıda kaldırıcı sadece kendi neş’esini bırakarak beşeri neş’e leri yok edici Sultan Elif. Sayı değeri, (1/13) tür. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir.
(م) (Mim) Muhabbet kaynağı. Hakk âşıklarının sığındığı liman. Gariplerin dayanağı. Âlimlerin âlimi. Nur-u Muhammedinin şifresi. İnsanların İlâh-î senedi.
Muhammed Mustafa (s.a.v.) Sayı değeri (40) tır. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir. (Selâm)ın Lâm-ına birde ikili (لا) (Lâmelif) olarak bakalım. Lâm olan Ulûhiyyet, Elif olan Ehadiyyeti kucağında tutmuş Lâ olan ben yok, bende var olan Ehadiyyettir, dercesine onu sinesine basmıştır. Ehadiyyet ise Ben bâtındayım görünen sensin diyerek kendini gizlemeye çalışmaktadır. Bu birliktelik sarmaş dolaş olan bu hal kendinden kendine muhabbetir.
Baştaki selâm da devreye girip sizleri ben anlatacağım merak etmeyin böyle gizli kalmayacaksınız diyerek mim-i Muhamediyyeye akarak bazen beşereriyyeti ile bazen hakikatiyle insanlarla beraber olmaktadır. Onu ancak bu hakikatleri bilenler tanımakta diğerleri ise sadece beşeriyetine bakıp falan kimse zannetmektedirler. Aslında o zannettiği gibi sadece beşer yönlü değil, aynı zamanda Hakikat-i ilâhiyye yönüylede âleminin içinde gizli bir hazine olarak dolaşmaktadır.
(Selâm)ın sayı değerlerini toplarsak. (60/30/1/40=131) ederki, sayı bellidir. (13) ve (1) Özetlersek;
(س) (Sin) İnsân-ı Kâmil.
(ل) (Lâm) Ulûhiyyet.
(ا) (Eif) bir Vâhidiyyet.
(م) (Mim) Hakikat-i Muhammed-î dir.
İşte selâm bütün bu âlemlere Ehadiyyetinden gelen tecelli-i İlâhiyyeler ile âlemlerin her bir noktasına selâmetle rahmeti Rahmaniyyenin akmasıdır.
Ayrıca selâm-ı (الإسلام) lâmı tarif olarak, tahsis (El selâm/Es selâm) olarak okursak. O zaman.
(ا) Baştaki (Elif) Ahadiyyet. (س) İkinci (Sin) ise Selâm isminin zuhuru olan İnsân-ı Kâmilin gölgesidir. Böyle olunca sayı (192) olmakta oda zaten (12) dir. Yani hakikat-i Muhammed-î dir. Ayrıca (19) dur, o da İnsân-ı Kâmil’dir.
Düzgün bir şekilde namazını buraya kadar getiren kişinin, namazından çıkması için yapacağı son şey selâm vermektir.
esselâmü aleyküm ve rahmetüllah diyerek, başını önce sağa, sonra tekrar aynı selâmı (esselâmü aleyküm ve rahmetüllah diye) söyleyerek sola çevirmek sûretiyle namazının o bölümünü bitirmiş olur.
Bunun karşılığında allahümme en tesselâmu ve min kesselâm tebarekte yazelcelâli vel ikram diyerek cevab gerekir.
Eğer yalnız kılınan bir namaz ise, kendi kendine, cemeatle kılınıyor ise, müezzin, imam’ın selâmına cevap vererek namazı bitirmiş olur.
Şimdi: Kısaca bu selâmları incelemeye çalışalım;
bir günlük namazda;
- (21) adet tahiyyatta okunan ikişer selâm (21 x 2 = 42)
- (13) adet ikişer selâm, (13 x 2 = 26)
-(13) adet selâm karışılığı ikişer selâm (13 x 2 = 26) toplam (42 + 26 + 26 = 94) beş vakit namazın da her biri toplu birer selâm olduğundan neticede (94 + 5 = 99) eder.
Nasıl bir sistemdir ki her yönü insan’ı hayrete düşürüyor.
Baş taraflarda gördüğümüz gibi namaza (99) esmâ-i ilâhinin varlığı ile başlamıştık, sonunda da (99) selâm ile nihayete erdirmiş oluyoruz.
Esselâmu aleyküm ve rahmetüllah diye başını sağa çeviren, Zat tecellisindeki kişi, o istikamette ne kadar varlık varsa hepsine selâmet dilemiş olur.
Sola çevirdiğinde de aynı şeyi o istikamette olanlara dilemiş olur.
İnsan-ı Kamilin ihatası ve rahmeti çok geniştir.[61]
“ İz- -T-B- ”