Lâ cunâha ‘aleyhinne fî âbâ-ihinne velâ ebnâ-ihinne velâ iḣvânihinne velâ ebnâ-i iḣvânihinne velâ ebnâ-i eḣavâtihinne velâ nisâ-ihinne velâ mâ meleket eymânuhun(ne)(k) vettekîna(A)llâh(e)(c) inna(A)llâhe kâne ‘alâ kulli şey-in şehîdâ(n)
Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü'min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir.
Onlar (peygamberin eşleri) için babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (kadın dostları) ve sahip oldukları köleleri hakkında bir günah yoktur. Bununla beraber (ey Peygamberin hanımları) Allah'tan korkun. Çünkü Allah her şeye şahit bulunuyor.
Bu ayet, kadınların mahrem olmayan erkekler karşısındaki örtünme yükümlülüklerinin istisnalarını ve Allah'tan sakınma emrini içermektedir. Anahtar kavramlar, mahremiyet ilişkilerini ve Allah'ın her şeye şahit oluşunu vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cünâh (جُنَاح), 'meyletmek' kökünden gelir ve 'haktan sapmak, günah işlemek' anlamlarına gelir. Ayetteki 'lâ cünâha' ifadesi, belirli durumlarda şer'î bir sakınca veya günahın olmadığını belirtir. Burada, kadınların sayılan mahremleri karşısında örtünme yükümlülüğünün kalkmasıyla ilgili bir ruhsatı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'lâ cünâha' ifadesini 'aleyhim lâ isme' (onlara günah yoktur) şeklinde açıklar. Bu, ayette belirtilen kişilerle olan ilişkilerde, genel örtünme hükmünün dışında bir serbestiyetin olduğunu ve bunun bir günah teşkil etmediğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İbn (ابن) kelimesi, 'bina etmek, inşa etmek' kökünden gelir ve 'oğul' anlamına gelir. Çoğulu 'ebnâ''dır. Râgıb, bu kelimenin nesebin devamını ve soyun inşasını ifade ettiğini belirtir. Ayette, kadınların mahrem sayılan oğulları ve kardeşlerinin oğulları gibi yakın akrabaları kastedilmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'ibn' kelimesinin hem hakiki hem de mecazi anlamlarda kullanılabileceğini belirtir. Ancak bu ayette, 'ebnâihinn' ve 'ebnâi ihvânihinn' ifadeleriyle, kadınların kan bağıyla bağlı olduğu gerçek oğulları ve yeğenleri kastedilmektedir ki bunlar mahremiyet hükümlerine tabidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nisâ (نساء), 'kadınlar' anlamına gelir ve 'ünsiyet, yakınlık' kökünden türemiştir. Râgıb, kadınların birbirleriyle olan yakınlık ve ünsiyetlerini vurgular. Ayetteki 'nisâihinn' ifadesi, kadınların kendi aralarındaki mahremiyet sınırlarını belirler ve genellikle mümin kadınları veya hizmetçi kadınları kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'nisâ' kavramının sadece biyolojik cinsiyeti değil, aynı zamanda toplumsal rolleri ve ilişkileri de içerdiğini belirtir. Bu ayette, 'nisâihinn' ifadesi, kadınların kendi sosyal çevrelerindeki diğer kadınlarla olan ilişkilerinde belirli bir serbestiyeti ifade eder, ancak bu serbestiyetin sınırları fıkıhçılar arasında tartışılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mâ meleket eymânuhunn' ifadesini 'köleler ve cariyeler' olarak açıklar. 'Meleket' fiili, 'sahip olmak, hükmetmek' anlamındadır ve bu bağlamda bir kişinin mülkiyetinde olanları ifade eder. Ayette, kadınların kendi cariyeleri karşısındaki örtünme yükümlülüğünün kalktığını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mülk' ve 'melk' köklerinin 'bir şeye sahip olmak, üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Mâ meleket eymânuhunn' ifadesi, mecazi olarak 'sağ ellerinin sahip olduğu' anlamına gelir ve İslam hukukunda cariyeleri ifade etmek için kullanılan bir tabirdir. Bu, kadınların cariyeleri karşısında mahremiyet hükümlerinin farklı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takvâ (تقوى), 'korunmak, sakınmak' kökünden gelir. Râgıb, takvâyı 'nefsi korkulan şeyden korumak' olarak tanımlar. Allah'tan takvâ ise, O'nun azabından, gazabından ve emirlerine muhalefetten sakınmaktır. Ayetteki 'vettekîne' emri, kadınların mahremiyet hükümlerine riayet ederken dahi Allah bilincini korumalarını ve O'nun sınırlarını aşmamalarını öğütler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, takvânın Kur'an'da merkezi bir kavram olduğunu ve 'Allah'ın iradesine uygun yaşama' anlamını taşıdığını belirtir. Bu, sadece belirli kurallara uymak değil, aynı zamanda derin bir Allah bilinciyle hareket etmek demektir. Ayetteki emir, kadınların mahremiyet istisnalarını uygularken dahi Allah'a karşı sorumluluklarını unutmamaları gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehîd (شهيد), 'şahit olmak, hazır bulunmak, bilmek' kökünden gelir. Râgıb, Allah'ın 'Şehîd' isminin, O'nun her şeyi ilmiyle kuşattığını, hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığını ve her şeye mutlak bir şekilde şahit olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bu ifade, kadınlara yönelik takva emrinin ardından gelerek, Allah'ın tüm eylemleri ve niyetleri bildiği uyarısını pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şehîd' kelimesinin Kur'an'da hem 'şahit' hem de 'gözetleyici, denetleyici' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Allah'ın 'Şehîd' olması, O'nun kullarının tüm amellerini, sözlerini ve hatta kalplerindekini bildiği ve buna göre karşılık vereceği anlamına gelir. Bu ayette, mahremiyet hükümlerine riayet etme ve takva gösterme konusunda Allah'ın sürekli bir gözetim altında olduğu mesajını verir.
Ahzâb Sûresi
إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا {الأحزاب/56}