Yâ eyyuhâ-nnebiyyu kul li-ezvâcike vebenâtike venisâ-i-lmu/minîne yudnîne ‘aleyhinne min celâbîbihin(ne)(c) żâlike ednâ en yu'rafne felâ yu/żeyn(e)(k) vekâna(A)llâhu ġafûran rahîmâ(n)
Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Ahzâb Suresi 59. ayet, kadınların toplumsal alandaki görünürlüklerini ve korunmalarını düzenleyen önemli bir hükümdür. Ayet, 'dış örtü' ve 'tanınma' gibi kavramlar üzerinden kadınların kimliklerini ve güvenliklerini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebî (نبي), 'nebe' (خبر) kökünden gelir ve 'haber veren' anlamına gelir. Allah'tan haber getiren ve insanlara tebliğ eden kişidir. Ayette Hz. Muhammed'e hitaben kullanılarak, onun bu hükmü tebliğ etme yetkisini ve sorumluluğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nebî, Allah ile kulları arasında elçilik yapan, Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara bildiren kişidir. Bu ayetteki hitap, Peygamber'in ümmetine yönelik şer'i hükümleri açıklama ve uygulama görevini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zevc (زوج), eş, çift anlamına gelir. Hem erkek hem de kadın için kullanılır. Ayette 'ezvâcik' (eşlerin) şeklinde çoğul olarak gelmesi, Peygamber'in tüm hanımlarına yönelik bir hitap olduğunu gösterir ve bu hükmün öncelikle onlardan başlaması gerektiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zevc, birbiriyle uyumlu olan iki şeyden her biridir. Evlilik bağlamında ise karı-koca ilişkisini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Peygamber'in hanımlarının toplumsal konumları ve onlara düşen özel sorumluluklar açısından önemlidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yüdnîne (يدنين), 'denâ' (دنا) fiilinden türemiştir ve 'yaklaştırmak, indirmek' anlamına gelir. Ayette 'aleyhinne min celâbîbihinne' (üzerlerine cilbablarından sarkıtsınlar) ifadesiyle birlikte kullanıldığında, cilbabı yüzlerine doğru yaklaştırarak örtünmeyi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yüdnîne, 'yaklaştırmak' anlamındadır. Bu bağlamda, kadınların dışarı çıktıklarında cilbablarını yüzlerine doğru çekerek, tanınmalarını ve rahatsız edilmelerini engelleyecek şekilde örtünmelerini mecazi olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Denâ (دنا), yakın olmak demektir. 'Yüdnîne' fiili, cilbabın bedene ve yüze yakın tutulmasını, yani örtünmenin tam ve belirgin olmasını ifade eder. Bu, kadınların iffetlerini koruma ve tanınmama amacına hizmet eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cilbab (جلباب), kadının tüm bedenini örten, baştan aşağıya giyilen geniş bir elbisedir. Ayetteki kullanımı, kadınların dışarıda giymeleri gereken, vücut hatlarını belli etmeyen ve dikkat çekmeyen bir dış giysiyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cilbab, kadının başını ve göğsünü örten geniş bir giysidir. Bazılarına göre ise tüm bedeni örten dış elbisedir. Ayetteki 'min celâbîbihinne' ifadesi, cilbabın bir kısmının yüzlerine doğru sarkıtılması gerektiğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Cilbab, kadının elbiselerinin üzerine giydiği, başından ayaklarına kadar örten geniş bir örtüdür. Bu ayetteki emir, kadınların tanınmalarını ve rahatsız edilmelerini önlemek amacıyla bu örtüyü uygun şekilde kullanmalarını gerektirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yu'rafne (يعرفن), 'araf' (عرف) fiilinden türemiştir ve 'bilinmek, tanınmak' anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, hür ve iffetli kadınlar olarak tanınmaları, böylece cariyelerden ayırt edilmeleri ve tacize uğramamaları kastedilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ma'rûf' (bilinen, iyi olan) kavramı, toplumsal normlara uygunluğu ve kabul edilebilirliği ifade eder. 'Yu'rafne' fiili, kadınların toplum içinde saygın ve iffetli kimlikleriyle tanınmalarını, böylece olumsuz muamelelerden korunmalarını sağlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): عرف kökü, bir şeyi diğerinden ayırt etme, bilgi sahibi olma anlamlarını taşır. Ayetteki 'yu'rafne', kadınların dış görünüşleriyle kimliklerinin (hür ve iffetli kadınlar) açıkça anlaşılmasını, böylece kötü niyetli kişilerin onları rahatsız etmekten çekinmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ezâ (أذى), bir şeye zarar vermek, rahatsızlık vermek demektir. 'Yü'dheyne' (يؤذين) fiili, kadınların sözlü veya fiili tacizlere maruz kalmamalarını, incitilmemelerini ifade eder. Örtünmenin amacı, bu tür rahatsız edici durumlardan korunmaktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ezâ, zarar ve rahatsızlık anlamına gelir. Ayetteki 'felâ yü'dheyne' ifadesi, kadınların dışarıda tanınır bir şekilde örtünmeleri sayesinde, kötü niyetli kişilerin sataşmalarından ve tacizlerinden korunacaklarını mecazi olarak anlatır.
Ahzâb Sûresi
Bu âyet Kûr’ân-ı Keriym de örtünme emrinden biri bu âyettir. Hanımlarda başın örtülmesinin hakikati saçların her teli esmâ-i ilâhiyyeye remizdir. Bunlar mahrem olmayan ağyara gösterilmesi uygun değildir.
Burada mahrem olan kişiler esmâ-i ilahiyyedir. Mahrem olanlar ise nefsi ilahiyye yaşantısı üzere olanlardır.
Diğer bir başka setr ile ilgili âyet Araf sûresi 26. Âyette geçmektedir.
يَا بَنِي آدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِى
سَوْاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوى ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ
آيَاتِ اللَّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
(7/26) (Ya beni Âdeme kad enzelnâ aleyküm libasün yüvarî sev’atiküm ve rişün ve libasüttakva zalike hayrun zalike min ayatillâhi leallehüm yezzekkerune.) Meâlen: (7/26) ”Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek bir örtü ve bir de bir süs elbisesi indirdik, takvâ elbisesi ise o daha hayırlıdır. Bu işte Allah Teâlâ'nın âyetlerindendir. Belki bunu düşünürler.”
Yukarıdaki Âyet-i Kerîme’nin baş tarafında üç türlü elbiseden bahsedilmektedir. Bunlar, dünyada giyilecek ikisi fiziki diğeri ma’nevi elbiselerdir. Ayrıca içte, bâtında üç elbise daha vardır ki; onlar lâtif elbiseler olduklarından görünmemektedirler. Bu yüzden de fark edilememektedirler.
Birinci elbise: İnsân’ın iç bünyesini > mânâsını muhafaza eden, toprak beden, et, kemik, sâlsâl, balçık, elbisesidir.
İkinci elbise: Bedeni muhafaza eden, belirli malzemelerden meydana gelen giysi elbisesidir.
Üçüncü elbise: (Takva) elbisesi’dir ki, insân’ın gerçek mânâda insân olarak yaşamasını temin eden İlâhi sistemin mânâ olarak tüm kimliğine giydirilmesidir. Bir gerçek hayat sistemi ve insânlık, asalet elbisesidir. (Bu mevzuya daha sonra yine devam edeceğiz.) İşte bütün bu hakikatler, (Âyatillâhi) Allah’ın Âyetleri’ndendir. Yani Ulûhiyyet işaretlerinden > mertebe-lerindendir.
Bütün bu âlem, (Allah’ın Âyetleri) olup âlemin tümü (Kûr’ân-ı fiilî veya Kûr’ân-ı tafsilî)dir. Yani bütün tafsilâtıylâ zuhura çıkmış, yaşayan muhteşem zâtın zuhuru, her mertebesi itibariyle esmâ-i İlâhiyye’nin ve sıfat-ı İlâhiyye’nin kendi mânâları itibariyle zuhur ve tecellileri > zâtının giyindiği elbiseleridir. En güzel elbise ise (Rahmân) sûreti üzere halk edilen (Âdem > insân) sûreti ve elbisesidir.[86] “ İz- -T-B- ” İkinci Yorum;
“Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takvâ elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah'ın Âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.” Bu elbise iç bünyemizdeki mânâyı gizlemek için giydirilen beden elbisesidir. Böyle bir madde bedenimiz olmasa dünyada mânâların barınabileceği bir yer olamayacak ve hepimiz hayâli silüetler gibi oluruz ve iletişimimizde olmaz. Ayrıca bu elbise yâni beden içinde elbiseler indirdik ki, kullandığımız giyeceklerdir. Takvâ elbisesi, iç bünyede verilen mânâları kullanarak ortaya çıkarmaktır. Bu da tatbik edilerek olur, örneğin namaza başlarken namaz elbisesi giyiyoruz ve hûşû ile namaz fiilinin içine giriyoruz, buradaki takvâ elbisemiz namazdır. Şeriat mertebesinde fiiller takvâ olurken, esas takvâ Âdem (a.s.) dan bize verese-miras gelen “ve nefahtü” hakîkatini unutmamaktır.
Bu anlattığımız Âyetler zât mertebesinin hakîkatleridir, umulur ki bunları düşünüp, zâten sizde mevcût olan bunları ortaya çıkarırsınız. Cenâb-ı Hakk bunu bizlerden bekliyor çünkü bunu yapacak herşeyi bize vermiştir, elbise elbise üstüne giydirilince bunlar biraz kapalı kalmış fakat siz bunu umarım ki ortaya çıkarırsınız diyor.[87] “ İz- -T-B- ”