Le-in lem yentehi-lmunâfikûne velleżîne fî kulûbihim meradun velmurcifûne fî-lmedîneti lenuġriyenneke bihim śümme lâ yucâvirûneke fîhâ illâ kalîlâ(n)
(60-61) Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine'de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lanete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler.
Andolsun ki, eğer münafıklar ve kalblerinde bir hastalık olanlar ve Medine'de dedikodu yapanlar, bu yaptıklarından vaz geçmezlerse, mutlaka seni onlara musallat ederiz. Sonra seninle orada az bir zamandan fazla komşu kalamazlar.
Ahzâb Suresi 60. ayet, münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde bozgunculuk yapanların tehdit edilmesini konu alır. Ayet, bu grupların eylemlerinden vazgeçmemeleri durumunda karşılaşacakları ilahi müdahaleyi ve Medine'den sürülmelerini vurgular. Dilbilimsel olarak, bu kavramlar toplumsal düzeni bozan unsurları ve onlara karşı alınacak sert tedbirleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nifak (نفاق), 'nafak' (نفق) kelimesinden türemiştir ki bu, tünel veya yer altı geçidi anlamına gelir. Münafık, dışarıdan İslam'ı kabul etmiş gibi görünürken, içinden inkârı gizleyen kişidir. Ayetteki 'münafıkûn' ifadesi, Medine toplumunda ikiyüzlü davranışlar sergileyen, Müslümanlara karşı gizli düşmanlık besleyen ve fitne çıkaran kişileri tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nifak' kavramının Kur'an'da özellikle Medine döneminde ortaya çıktığını ve bu kavramın, dış görünüş ile iç gerçeklik arasındaki çelişkiyi ifade ettiğini belirtir. Münafıklar, İslam toplumunun içinden gelen bir tehdit olarak algılanır ve bu ayet, onların bu ikiyüzlü tutumlarından vazgeçmemeleri halinde karşılaşacakları akıbeti açıkça ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'maraz' kelimesinin Kur'an'da hem bedensel hem de manevi hastalıklar için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'kalplerinde maraz bulunanlar' ifadesi, inanç zayıflığı, şüphe, fesat ve münafıklık gibi manevi rahatsızlıkları olan kişileri ifade eder. Bu durum, onların toplumsal düzeni bozucu eylemlerine zemin hazırlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'maraz'ın bedenin veya nefsin normal halinden sapması olduğunu söyler. Ayette geçen 'kalplerinde maraz bulunanlar' ifadesi, kalplerinde şüphe, nifak, haset ve kötü niyet taşıyan kimseleri anlatır. Bu manevi hastalık, onların Müslümanlara karşı düşmanca tavırlar sergilemelerine ve fitne çıkarmalarına neden olur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ircâf' (إرجاف) kelimesinin, bir şeyi sarsmak, titretmek ve asılsız haberler yayarak insanları korkutmak anlamına geldiğini belirtir. 'Mürcifûn' ise, şehirde yalan haberler, dedikodular ve korku salan söylentiler yayarak toplumsal huzuru bozan kişilerdir. Bu ayette, Medine'deki bu tür bozguncuların eylemlerinden vazgeçmeleri gerektiği vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'recf' (رجف) kökünün, şiddetli hareket, sarsıntı ve deprem gibi anlamlara geldiğini ifade eder. 'İrcâf' ise, bir haberi yayarak insanları sarsmak, korkutmak ve endişeye sevk etmek demektir. 'Mürcifûn', özellikle savaş zamanlarında veya toplumsal gerilim anlarında asılsız haberler yayarak düşman propagandasına hizmet eden ve Müslümanların moralini bozan kimselerdir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'iğrâ' (إغراء) fiilinin, birini bir şeye teşvik etmek, kışkırtmak veya musallat etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lenuğriyeneke' ifadesi, Allah'ın Hz. Peygamber'i ve Müslümanları, bu münafık ve bozguncu gruplarla mücadele etmeye teşvik edeceğini, hatta onları bu grupların üzerine salacağını ifade eder. Bu, ilahi bir ceza ve müdahale vaadidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'iğrâ'nın, birini bir şeye yönlendirmek, onu o şeye alıştırmak veya ona musallat etmek anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın, bu kötü niyetli grupların eylemlerine son vermemeleri halinde, Hz. Peygamber'i ve Müslümanları onlara karşı harekete geçireceğini, onları bu gruplarla mücadeleye mecbur bırakacağını ifade eder. Bu, bir tür ilahi teşvik ve yaptırım tehdididir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'civâr' (جوار) kelimesinin, komşuluk ve yakınlık anlamına geldiğini belirtir. 'Lâ yucâvirûneke' ifadesi, bu grupların Medine'de Hz. Peygamber'in ve Müslümanların yakınında ikamet edemeyeceklerini, yani şehirden sürgün edileceklerini veya orada barınamayacaklarını ifade eder. Bu, onların toplumsal dışlanmasını ve Medine'den uzaklaştırılmasını öngören bir tehdittir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'civâr'ın, birinin yanında kalmak, ona komşu olmak ve onun himayesinde bulunmak anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'lâ yucâvirûneke' ifadesi, bu münafık ve bozguncu grupların, eylemlerinden vazgeçmemeleri durumunda Medine'de Hz. Peygamber'in ve Müslümanların yanında barınma haklarını kaybedeceklerini, yani şehirden çıkarılacaklarını veya orada huzur bulamayacaklarını belirtir.
Ahzâb Sûresi
مَلْعُونِينَ أَيْنَمَا ثُقِفُوا أُخِذُوا وَقُتِّلُوا تَقْتِيلًا {الأحزاب/61}