Mel'ûnîn(e)(s) eyne mâ śukifû uḣiżû vekuttilû taktîlâ(n)
(60-61) Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine'de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lanete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler.
Melun olarak nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve öldürülürler.
Ahzâb Suresi 61. ayet, münafıkların ve kalplerinde hastalık bulunanların akıbetini tasvir etmektedir. Ayet, bu kişilerin lanetlenmiş olmaları, nerede bulunurlarsa yakalanıp şiddetle öldürülecekleri vurgusuyla, ilahi gazabın ve cezalandırmanın kesinliğini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'la'n' kelimesini 'uzaklaştırma' olarak tanımlar. Allah'tan lanet, rahmetinden uzaklaştırma; insandan lanet ise beddua ve kınamadır. Ayetteki 'mel'ûnîn' ifadesi, bu kişilerin Allah'ın rahmetinden ebediyen uzaklaştırılmış ve ilahi gazaba uğramış olduklarını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'lanet'i 'kovma' ve 'uzaklaştırma' olarak açıklar. Ayetteki 'mel'ûnîn' kelimesi, bu kişilerin toplumdan dışlanmış, hor görülmüş ve ilahi hükümle cezalandırılmış olduklarını mecazi bir anlatımla ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'lanet' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın gazabını ve bir kişinin ilahi lütuftan mahrum bırakılmasını ifade ettiğini belirtir. 'Mel'ûnîn' kelimesi, bu kişilerin Allah katındaki değerlerini tamamen yitirdiklerini ve ilahi düzende istenmeyen varlıklar haline geldiklerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sekıfe' fiilinin 'bulmak, ele geçirmek, yakalamak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'sükıfû' ifadesi, münafıkların ve düşmanların nerede olurlarsa olsunlar, kaçamayacakları ve mutlaka yakalanacakları kesinliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sekıfe' kelimesinin 'bir şeyi zekâ ve beceriyle idrak etmek veya ele geçirmek' anlamını taşıdığını ifade eder. Ayetteki pasif formdaki kullanımı, onların iradeleri dışında, zorla ve kesin bir şekilde ele geçirileceklerini anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sekıfe' fiilinin 'bir şeyi bulmak, ona ulaşmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'eynemâ sükıfû' ifadesi, bu kişilerin saklanma veya kaçma imkanlarının olmadığını, her yerde takip edilip bulunacaklarını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ahz' kelimesinin 'bir şeyi tutmak, yakalamak, ele geçirmek' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'uhizû' ifadesi, 'sükıfû' kelimesini pekiştirerek, bu kişilerin sadece bulunmakla kalmayıp, aynı zamanda fiziksel olarak ele geçirileceklerini ve kontrol altına alınacaklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ahz' fiilinin geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, burada 'cezalandırmak üzere yakalamak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda 'uhizû', ilahi bir hükümle yakalanıp cezalandırılacaklarını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kattelû' (tef'îl babından) fiilinin 'katelû' (fa'ale babından) fiiline göre 'çokça öldürmek, şiddetli bir şekilde öldürmek' veya 'topluca öldürmek' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki bu kullanım, öldürme eyleminin sıradan bir ölümden ziyade, yoğun, acımasız ve kitlesel bir infazı ifade ettiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tef'îl' babının fiile tekellüf (zorlama, aşırılık) veya teksîr (çokluk) anlamı kattığını açıklar. 'Kuttilû' fiili, bu kişilerin öldürülme eyleminin sıradan bir eylem olmadığını, aksine çok sayıda veya çok şiddetli bir şekilde gerçekleştirileceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'daki fiil bablarının anlam farklılıklarına dikkat çekerek, 'kattelû' fiilinin 'öldürme' eyleminin yoğunluğunu ve tekrarını ifade ettiğini belirtir. Bu, münafıkların ve düşmanların akıbetinin kesin ve şiddetli olacağını dilbilimsel olarak pekiştirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tektîlen' masdarının 'kuttilû' fiilinin te'kîd (pekiştirme) masdarı olduğunu belirtir. Bu kullanım, öldürme eyleminin kesinliğini, şiddetini ve geri dönülmezliğini vurgular. Yani, sadece öldürülmekle kalmayacaklar, aynı zamanda bu öldürme eylemi tam ve eksiksiz bir şekilde gerçekleşecektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, masdarın fiili pekiştirme işlevine dikkat çeker. 'Tektîlen' kelimesi, 'kuttilû' fiilinin ifade ettiği şiddetli ve çoklu öldürme eyleminin mutlak ve kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak, ilahi cezanın kesinliğini pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da fiilin masdarıyla birlikte kullanılmasının, o fiilin anlamını güçlendirdiğini ve eylemin tam olarak gerçekleşeceğini ifade ettiğini belirtir. 'Tektîlen' kelimesi, münafıkların ve düşmanların akıbetinin sadece ölüm değil, aynı zamanda tam ve kesin bir yok oluş olacağını vurgular.
Ahzâb Sûresi
(33/60-61) Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lânete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler.
Öncelikle “Medine” nedir? Onu anlamaya çalışalım.
“Medine” kelimesinin ne olduğunu anlamaya çalışalım.
Lügat manası, şehir olan bu kelime; batın manası itibariyle medeni yani göçebelikten, taşralı olmaktan, vahşetten kurtulmuş, eğitilmiş, öz cevher madenine ulaşmış ve kendini tanımış insanların oturdukları yer, demektir.
İşte sen de bulunduğun yerde bu vasıflara sahipsen şüphesiz “Medine” halkına mensupsun demektir.
Eğer bu vasıfların yoksa, hemen bulunduğun yerden hicret ederek “medeni” olmaya bak.
Mertebe-i Risaletin Hz. Rasulullah’ın hakikatinin daha iyi anlaşılması için Medine-i Münevver’e ve oradaki ziyaret yerlerinin sembolik ve gerçek ifadelerinin ne olduğunu anlamamız gerekmektedir.
İşte bu yoldan bizim de “medeni” yani “Medine”li olmamız imkan dahiline girecektir.[88] “ İz- -T-B- ”
Kalplerinde hastalık olanlar nifak çıkararak gönül medinesini vehimi ve nefsani kötü haberler ile karıştırarak bozarlar. Seninle çok az komşu kalacaklardır. Gönül Medineleri tarumar olup burası yine göçebe ve vahşet evi olup risalet mertebesinin komşuluğundan uzaklaşıcaktır.