İçeriğe atla
Ahzâb 62Cüz 22 · Sayfa 426

Ahzâb Sûresi 62. Âyet

الأحزاب

Sohbete sor

Sunneta(A)llâhi fî-lleżîne ḣalev min kabl(u)(s) velen tecide lisunneti(A)llâhi tebdîlâ(n)

Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah'ın kanunu böyledir. Allah'ın kanununda asla değişme bulamazsın.

Ahzâb Sûresi

Fusûs’ul Hikem Nûh Fassında Sünnetûllah Hakkında soru ve cevap şeklinde açıklanmıştır.

SUAL: Bu zuhura gelmiş kevn âleminden her birisi kendi rabbı hassı olan ismin kemalatı zahir olmak için bu âlemde vücuda gelmiştir. İsmin sırat-ı Müstakiymi ne ise kendi masharının nasiyetinden tutup çeker götürür. O tarikin müntehası o ismin kema lidir. O mashar daima o ismin terbiyesi tahtında dır, altındadır.

Onun hakikati ve ruhu olur. Böylece bir mashar kendi Rabbı hassı ve hakikati ve ruhu olan ismin rububiyetinden Rabbı hassı olmayan diğer bir ismin rububiyetine mi davet olunur? Bu mümkünmüdür, birinin terbiyesi tahtından çıkıp diğerinin terbiyesi altına girebilirmi?

CEVAP: Hayır. Bir mashar, yani zuhur yeri kendi hakikati olan Rabbı hassın rububiye tinden ihraç olunup yani hangi özellik ile var edilmişse onun özelliğinden çıkartılıp diğer bir hakikate davet olunmak muhaldir. Mümkün değildir. Çünkü “Velen tecidel sünnetallahi tebdila” 33/62 “Allah’ın sünnetinde, yolunda değişiklik yoktur.” Ayet-i Kerimesi mucibince hakayık-ı İlahiyenin bozulması ve değiştirilmesi mümkün değildir. Fakat her bir mashar ilim mertebesinden kopup bu âlem-i şehadette suret-i unsuriye-i insaniye zahir oluncaya kadar, yani insan suretinde zahir oluncaya kadar geçtiği yollardan birer sıfat kapar.

18 bin âlemden aşağıya doğru tenezzül ederken her geçtiği yerden bir şey sürtünür diye belirtmeye çalıştığımız bir koku alır, geçtiği yollardan birer sıfat kapar ve o sıfatların rengine boyanır. Böylece bu kaptığı sıfatlar dan hangisi diğer sıfatlar üzerine galip gelmiş ise o masharda o sıfatın saltanatı zahir olur.

Özü itibarıyla değil geçerken aldığı sıfatlardan birisi ağır geldiğinden o isim onda daha çok zuhura gelir. Ama özünde aslında başka isim vardır. Ayan-ı sabitesi özünde başka bir isim vardır, ağır olarak, çoğunluk olarak rabbı hassı olarak.

O mashar o sıfatın münasibi olan ismin tecellisini üzerine celb edip çekip kendisinde onun hükmü galip olur. Şu halde o ismin terbiyesi altına girmiş bulunur. Fakat bunların cümlesi arizidir, asli değildir zira o mashar aslında hangi ismin masharı ise o ismin zevki ve sırat-ı müstakimi üzerinedir.

Mesela nafi isminin masharı olan bir kimsenin zevki ve sıratı herkese menfaat ulaştırmaktır. O kimse her ne kadar muhit-i kevnisinden kaptığı bir takım sıfat-ı nefsaniyenin rengine boyanmış olsa da yine Rabbı hassı olan Nafi isminin zevkinden hali değildir.

Bu sıfat-ı arıza, arıza sıfatı, sonradan olma sahikasıyla, özelliği ile bir takım kötülükte bulunsa bile yine nefi halkı gözetmedikçe kalben müsterih olmaz. Yani halka bir kötülük yapsa da özünde yine iyilik yapma hassası vardır, bundan dönemez.

Halka zarar ulaştırmış olsa mütessir olur, çünkü rabbı hassının zevki budur. Bu isim ism-i Cemaliyeden dir, Böylece o kimse haddı zatında bir ism-i cemalin masharıdır.

Fakat bu âlem-i kesafette bu sahrayı tabiatta mezahire arız olan sıfat sıfat-ı Celaliye olup onların bu sıfatlara münasip olarak celb ettikleri esma dahi esma-i Celaliyedir. Zira bilcümle kötülük kesafet ve tabiatın gereğidir, hayvaniyet kesafetle kaimdir.

Ne kadar sıfat-ı hayvaniye varsa cümlesi Celalidir ve daha düşüğü de tabiat âlemindendir. Onun için meşru evlilikten sonra bile cünüplükten temizlenmek lazımdır. İşte enbiyanın daveti ism-i Celal terbiyesinden ism-i Cemal terbiyesine davettir. Yani Tahir olmak, temizlenmek lazımdır.

Geçerken almış olduğu o sıfatlar dan gusul abdestini almak lazımdır. Manevi gusul abdesti almak lazımdır.[89]

“ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)