Yes-eluke-nnâsu ‘ani-ssâ'a(ti)(s) kul innemâ ‘ilmuhâ ‘inda(A)llâh(i)(c) vemâ yudrîke le'alle-ssâ'ate tekûnu karîbâ(n)
İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: "Onun ilmi ancak Allah katındadır." Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.
İnsanlar sana kıyamet saaatini soruyorlar. De ki: "Onun ilmi ancak Allah'ın nezdindedir. Ne bilirsin belki kıyamet yakında olur."
Ahzâb Suresi 63. ayet, kıyametin zamanı hakkındaki sorulara odaklanmakta ve bu bilginin yalnızca Allah katında olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, 'sormak', 'saat/kıyamet', 'bilgi' ve 'yakınlık' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi bilginin sınırsızlığını ve insan bilgisinin sınırlılığını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سأل' (se'ele) fiilinin bir şeyin hakikatini veya bilgisini talep etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'يَسْـَٔلُكَ النَّاسُ' ifadesi, insanların kıyametin ne zaman kopacağına dair meraklarını ve bu konuda bilgi edinme isteklerini dile getirmelerini ifade eder. Bu, sadece bir soru sormaktan öte, bir bilgi arayışıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'سأل' fiilinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını, ancak burada 'istifsar' yani açıklama isteme, bilgi talep etme anlamında olduğunu belirtir. İnsanların kıyamet hakkında Hz. Peygamber'den bilgi istemesi, onun peygamberlik makamından bu tür gaybî bilgilere sahip olduğu beklentisinden kaynaklanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'الساعة' kelimesinin 'bir şeyin vuku bulduğu zaman dilimi' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle kıyamet günü için kullanıldığını belirtir. Bu kullanım, kıyametin aniden ve belirli bir zamanda gerçekleşeceğine işaret eder. Ayetteki bağlamda, insanların merak ettiği şey, bu büyük olayın tam olarak ne zaman vuku bulacağıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'es-Sâ'a' kavramının Kur'an'da 'kıyamet' anlamında kullanıldığını ve bu kavramın, dünyanın sonu ve ilahi yargının başlangıcı olarak merkezi bir rol oynadığını vurgular. İnsanların bu kavram hakkında soru sorması, ahiret inancının ve hesap verme sorumluluğunun önemini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'الساعة' kelimesinin 'kıyamet' anlamında kullanılmasının, onun aniden ve beklenmedik bir anda gelmesiyle ilişkili olduğunu ifade eder. Ayetteki soru, bu ani gelişin zamanlamasına yöneliktir ve bu bilginin Allah'a ait olduğu cevabıyla karşılaşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'علم' (ilm) kelimesini 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'عِلْمُهَا عِندَ اللَّهِ' ifadesi, kıyametin zamanına dair kesin ve tam bilginin yalnızca Allah'a ait olduğunu, bu bilginin insan idrakinin ötesinde olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilim' kavramının, bir şeyi olduğu gibi bilmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'onun bilgisi' ifadesi, kıyametin vaktinin tam ve eksiksiz bilgisinin sadece Allah'ın zatına mahsus olduğunu, başkalarının bu konuda bir bilgiye sahip olamayacağını açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilim' kelimesinin Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, ancak burada 'gayb bilgisi' bağlamında kullanıldığını belirtir. Kıyametin zamanı, Allah'ın gayb ilminden olup, beşerî bilginin ulaşamayacağı bir alandır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'قرب' (kurub) kelimesinin 'mekân veya zaman bakımından yakın olmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'تَكُونُ قَرِيبًا' ifadesi, kıyametin zamanının Allah katında yakın olabileceği ihtimalini dile getirir. Bu, insanlara her an hazırlıklı olmaları gerektiği mesajını verir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'قريب' kelimesinin hem mekânsal hem de zamansal yakınlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, kıyametin ne zaman kopacağı bilinmese de, Allah katında bunun çok da uzak bir zaman dilimi olmayabileceği ihtimalini vurgular. Bu ifade, insanları gafletten uyandırma amacı taşır.
Ahzâb Sûresi
Kıyâmetin çeşitleri vardır, birisi de “Ölen kimsenin kıyâmeti kopar” hadîs-i şerifi mûcibince ölümdür; ve dîğeri de arz-ı ekber günü olan büyük kıyâmetdir.
Kıyâmetin türleri vardır.
Bunlardan birincisi; her ân ve sâatte vukû bulandır. Çünkü âlemler her ânda gaybdan şehâdete ve şehâdet âleminden gayb âlemine dâhil olur. Ve bu âlemlerin bozulup yok olanlar ve var edilenler ve ma’nâlar ve cisimler gibi bütün türlerinin şehâdetten gayba ve gaybdan şehâdete dâhil oluşunu ve çıkışını, ihâta yolu üzere, ancak Cenâb-ı Hak bilir. Çünkü bu ilim ilâhi zevk (deneyim) ilminin zevkinden ibârettir. Bunda hiç kimsenin ortaklığı yoktur.
İkincisi; “mecbûri ölüm” ile gerçekleşendir. Nitekim (s.a.v.) Efendimiz:
“Ölen kimsenin kıyâmeti kopar” buyururlar.
Üçüncüsü; “İsteğe bağlı ve irâdeye ait ölüm” ile olur. Sâlik bu ölüm ve kıyâmetten sonra âlemde âhiret oluşumu üzerine yaşar. İşte buna dayanaraktır ki, ölüye açılmış olan hâller seyri sülûku sırasında sâlike de açılmış olur. Ve bu hâle “küçük kıyâmet” ismini verirler.
Dördüncüsü; ârifîn-i billâh hazarâtına fenâ-fillah ve baka-billâhtan sonra tam vahdet ve çokluğun yok olması hâlinin meydana gelmesidir. Ârifin nefsinde gerçekleşen bu tecellîye de “büyük kıyâmet” derler.
Beşincisi; bütün kâinât için takdir olunmuş ve beklenen kıyâmettir ki, Hakk Teâlânın celîl âyetlerindeki: “Ennes sâate âtiyetün lâ raybe fîhâ” ya‟nî “O saat muhakkak gelecektir, onda hiç şüphe yoktur”(Hac, 22/7) ve “innes sâate âtiyetün ekâdu uhfîhâ” ya‟nî “O saat muhakkak gelecektir, onu gizliyorum” (Tâhâ, 20/15) ve benzeri Kur‟ân-ı Kerîm âyetleridir.[90]
(İnnes sâate âtiyetun ekâdu uhfîhâ li tuczâ kullu nefsin bimâ tes’â.)
(Tâ-Hâ, 20/15) “Muhakkak ki o sâat (kıyâmet sâati), gelecektir. Bütün nefslere, çalışmalarının karşılığının verilmesi için neredeyse onu, Nefsimden bile gizleyeceğim.”
Efendimiz (s.a.v) e kıyâmet hakkında sorduklarında şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet üçtür. Birincisi küçük kıyâmet yani kişinin ortadan kalkması, ikincisi orta kıyâmet kavimlerin ortadan kalkması, üçüncüsü ise büyük kıyâmet bu dünyânın ortadan kalkmasıdır.” Aslında küçük kıyâmet olarak belirtilen ifâde bizim bireysel varlığımız açısından büyük kıyâmettir. Çünkü bir kere öldükten sonra tekrar dünyâya gelme şansımız olmadığı için ölümümüz bizim için büyük kıyâmettir.
Bu şekilde düşündüğümüzde Âyet-i Kerîme’nin bize hitâbı şöyledir, “Ey bu kitâbı okuyan kişi iyi bil ki öleceksin. Hayalinde ne zaman ölürüm diye hiç düşünme, eninde sonunda öleceksin ve bunun sana vaktini bildirmedim ki, bunun kendine çok yakın olduğunu bil.” Nefs iki türlüdür, birincisi emmâre, levvâme, mülhime vb. yönüyle bildiğimiz nefs, diğeri ise o varlığın gerçeği özü, aslı olan nefstir. Geniş ve yaygın mânâda Rabb’i anlamak çok zordur ancak kişi kendini birimsel varlığında tanıyıp bulabilirse onun karşılığı aynı olduğu için Rabb’ini tanımış olur.
Efendimiz (s.a.v) yine şöyle buyurmuştur, “Ölmeden evvel ölünüz” yâni büyük kıyâmet gelmeden evvel siz kendi kıyâmetinizi koparınız ki sonrasında zorlanmayasınız.[91]
“ İz- -T-B- ”