Ennebiyyu evlâ bilmu/minîne min enfusihim(s) veezvâcuhu ummehâtuhum(k) veulû-l-erhâmi ba'duhum evlâ biba'din fî kitâbi(A)llâhi mine-lmu/minîne velmuhâcirîne illâ en tef'alû ilâ evliyâ-ikum ma'rûfâ(en)(c) kâneżâlike fî-lkitâbi mestûrâ(n)
Peygamber, mü'minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü'minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah'ın Kitab'ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü'minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap'ta yazılıdır.
Peygamber, müminlere kendi nefislerinden önce gelir. O'nun hanımları da onların analarıdır. Akraba da Allah'ın kitabında birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza bir maruf (uygun bir vasiyet) yapmanız müstesnâdır. Bu, kitapta yazılıdır.
Bu ayet, Peygamber'in müminler üzerindeki önceliğini, eşlerinin statüsünü ve akrabalık bağlarının miras ve velayet hukukundaki yerini vurgulamaktadır. Dilbilimsel olarak 'evlâ', 'ümmehât' ve 'erhâm' gibi kavramlar, toplumsal hiyerarşi ve hukuki düzenlemelerin temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): V-l-y kökünden türeyen 'evlâ', bir şeye yakın olmak, onu idare etmek ve üzerinde yetki sahibi olmak anlamlarını taşır. Ayetteki 'en-Nebiyyü evlâ bi'l-mü'minîne min enfüsihim' ifadesi, Peygamber'in müminler üzerindeki velayetinin ve onlara kendi nefislerinden daha yakın olmasının, onun emirlerine itaatin ve sevgisinin önceliğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'evlâ' kelimesini 'ahakk' (daha hak sahibi) olarak açıklar. Bu bağlamda Peygamber'in müminler üzerinde kendi nefislerinden daha fazla hakka sahip olduğunu, dolayısıyla onun sözünün ve hükmünün öncelikli olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'velâyet' kavramının Kur'an'da hem hukuki hem de manevi bir yakınlığı ifade ettiğini belirtir. 'Evlâ' formu, bu yakınlığın ve yetkinin üstünlüğünü vurgular. Peygamber'in müminler üzerindeki 'evlâ' oluşu, onun hem dini liderliğini hem de toplumsal otoritesini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Z-v-c kökü, çift, eş ve benzer anlamlarına gelir. 'Ezvac' kelimesi, evlilik bağıyla bir araya gelen eşleri ifade eder. Ayetteki 'ezvâcuhû ümmehâtühüm' ifadesi, Peygamber'in eşlerine duyulması gereken saygı ve hürmetin, annelere duyulan saygı düzeyinde olduğunu vurgular ve onlarla evlenmenin haram kılındığını ima eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zevce' kelimesinin hem erkek hem de kadın için kullanılabileceğini belirtir. Ancak burada 'ezvâcuhû' Peygamber'in kadın eşlerini ifade eder. Onların 'ümmehât' (anneler) olarak nitelendirilmesi, müminler için manevi bir annelik makamına sahip olduklarını ve bu makamın getirdiği özel bir hürmet ve dokunulmazlık olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ümmehât' kelimesinin 'anne' anlamına geldiğini ve burada mecazi bir kullanım olduğunu belirtir. Peygamber'in eşlerinin müminlerin anneleri olması, onlara karşı evlenme yasağını ve saygı yükümlülüğünü ifade eder, tıpkı öz anneler gibi.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ümm' kelimesinin kökeninde 'toplayıcı, bir araya getirici' anlamının yattığını ve annenin çocuklarını bir araya getiren kişi olduğunu belirtir. Peygamber'in eşlerinin 'ümmehât' olarak nitelendirilmesi, onların ümmetin manevi birliğini ve saygınlığını temsil ettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): R-h-m kökü, merhamet, şefkat ve rahim (ana rahmi) anlamlarına gelir. 'Erhâm' kelimesi, ana rahminden gelen akrabaları, yani kan bağı olanları ifade eder. Ayetteki 'ûlü'l-erhâm' ifadesi, miras ve velayet gibi konularda akrabalık bağının önemini ve önceliğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'erhâm' kelimesinin akrabalık bağlarını ifade ettiğini ve bu bağların İslam hukukunda belirli hak ve sorumluluklar doğurduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, akrabaların miras ve diğer hukuki konularda müminler ve muhacirlerden daha öncelikli olduğunu açıklar, bu da İslam'ın akrabalık hukukuna verdiği önemi gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): A-r-f kökü, bilmek, tanımak ve iyi olanı ayırt etmek anlamlarına gelir. 'Ma'rûf', akıl ve şeriat tarafından iyi ve güzel kabul edilen, örf ve adete uygun olan her türlü iyiliği ifade eder. Ayetteki 'en tef'alû ilâ evliyâiküm ma'rûfen' ifadesi, dostlara yapılacak vasiyetin veya yardımın, toplumun genel kabul görmüş iyilik standartlarına uygun olması gerektiğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ma'rûf' kelimesinin, şeriatın ve aklın güzel gördüğü, insanların yadırgamadığı her türlü fiil ve söz için kullanıldığını belirtir. Bu bağlamda, dostlara yapılan vasiyetin veya yardımın, İslam'ın genel ahlak ilkelerine ve toplumun kabul ettiği iyilik anlayışına uygun olması gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mestûr' kelimesinin 'yazılmış' anlamına geldiğini ve burada Allah'ın Kitabı'nda (Kur'an'da) veya Levh-i Mahfuz'da kaydedilmiş, hükmü kesinleşmiş bir durum olduğunu belirtir. Bu, ayetteki hükümlerin değişmez ve bağlayıcı olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mestûr' kelimesini 'mektûb' (yazılı) olarak açıklar. Ayetteki 'kâne zâlike fi'l-kitâbi mestûrâ' ifadesi, bu hükmün Allah katında önceden belirlenmiş ve Kitap'ta sabitlenmiş olduğunu, dolayısıyla müminlerin buna uyması gerektiğini ifade eder.
Ahzâb Sûresi
Risalet mertebesi kendi varlıklarından inananlara önce gelir. Resulüllah’ın eşlerine anne yani nefsi küll hükmendir. Günümüzde bu müessese resülun resülü olan irfan ehli tarafından yürütülür, hayatta eşi varsa anne nefsi küll hükmündedir. Aynı zamanda gönül evlâtlarını bâtınen emzirdiği için yani anne yani nefsi küll hükmündedir.
Akraba bizlerin bâtınında bulunan esmâ-iilahiyyelerimizdir, öncelikle ilmi mirası olan eğitimi bu mertebeye verdikten sonra ve eğer mi’rac ve hicret gerçekleştirilmiş başkasına eğitim verecek duruma gelirse, hyola mensup olan inananlara Hakk yolunda Hakikat-i Muhammediye hicret edilmesi yolunu ve ilmini anlatabilir. Yolda olan dostlar eğer daha aşağı mertebelerde ise onlara daha yukarı mertebede onlar bilinen ilimden aktarılabilir. (Murat Derûni) Mesnevi-i Şerif beyitlerinde peygamberimiz (s.a.v.) müminlere canlarından önce gelir hakkında;
2845. O kerem denizi doğru buyurdu ki: Ben size sizden daha müşfikim."
O kerem deryası olan Resûl-i Ekrem Efendimiz pek doğru olarak buyururdu ki: “Ben size sizden daha ziyâde şefkatli ve merhametliyim.” Bu beyt-i şerîfte, Ebû Hureyre hazretlerinden mervî olan şu hadîs-i şerife işâret buyururur. “Ben mü’minlere kendi nefislerinden evlâyım. Binâenaleyh mü’minlerden bir kimse vefât edip borç bırakırsa, onun edâsı benim üzerime lâzımdır. Eğer mal bırakırsa, onun vârislerine aittir.” Ve sûre-i Ahzâb’da da, (Ahzâb, 33/6) [“Peygamber, mü’minlere kendi canlanndan daha yakındır.”] buyurulmuştur.[12]