Vece'alnâ beynehum vebeyne-lkurâ-lletî bâraknâ fîhâ kuran zâhiraten vekaddernâ fîhâ-sseyr(a)(s) sîrû fîhâ leyâliye veeyyâmen âminîn(e)
Sebe' halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk. Oralarda gidiş gelişi belirledik (seyahati kolaylaştırdık) ve onlara da şöyle dedik: "Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın."
Biz onlarla o bereket verdiğimiz memleketler arasında, sırt sırta şehirler meydana getirmiştik. Ve onlar da muntazam gidiş geliş düzenledik. (Onlara): Buralarda gecelerce ve gündüzlerce emniyet içinde gezip yürüyün (dedik).
Bu ayet, Sebe' halkına verilen nimetleri ve onların bu nimetlere karşı nankörlüklerini anlatmaktadır. Ayet, şehirlerarası ulaşımın kolaylığını, güvenliği ve bu imkanların Allah tarafından takdir edildiğini vurgular. Anahtar kavramlar, coğrafi düzenleme, bereket, seyahat ve güvenlik temalarını içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karye' kelimesinin aslen 'toplamak, bir araya getirmek' anlamından geldiğini ve bu nedenle insanların toplandığı yerleşim birimlerine 'karye' denildiğini belirtir. Ayetteki 'el-kura' ise, Sebe' halkının yaşadığı bölgeler ile mübarek kılınan şehirler arasındaki, birbirine yakın ve görünür olan yerleşim yerlerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'karye' kelimesinin hem köy hem de şehir anlamında kullanılabileceğini belirtir. Bu ayetteki 'el-kura' ifadesi, Sebe' halkının rahatlıkla seyahat edebileceği, birbirine yakın ve gözle görülebilir mesafedeki yerleşim birimlerini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bereket' kelimesinin 'hayrın sabit ve sürekli olması' anlamına geldiğini ifade eder. 'Bâraknâ fîhâ' ifadesi, Allah'ın bu şehirleri hayır, bolluk ve feyizle donattığını, bu nimetlerin kalıcı olduğunu ve Sebe' halkının bu bereketli şehirlere kolayca ulaşabildiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'bereket'in 'ilahi hayrın artması ve çoğalması' olduğunu belirtir. Ayetteki 'bâraknâ fîhâ' ifadesi, Allah'ın bu şehirleri hem maddi ürünler hem de manevi huzur ve güvenlik açısından mübarek kıldığını, böylece Sebe' halkı için cazip ve ulaşılabilir kıldığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zâhire' kelimesinin 'açık, görünür' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kuran zâhireten' ifadesi, Sebe' halkının yaşadığı yerler ile bereketli şehirler arasındaki kasabaların birbirini görecek kadar yakın olduğunu, böylece yolcuların kaybolmadan ve korkmadan seyahat edebildiğini açıklar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zâhire' kelimesinin 'yüksek ve belirgin' anlamını taşıdığını ifade eder. Bu bağlamda, 'kuran zâhireten' ifadesi, bu kasabaların yol güzergahı üzerinde belirgin ve kolayca fark edilebilir olduğunu, böylece yolculuğun kesintisiz ve güvenli bir şekilde yapılabildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kader' kelimesinin 'bir şeyi belirli bir ölçüye göre yapmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Kaddarnâ fîhâ' ifadesi, Allah'ın bu şehirler arasındaki seyahat mesafelerini ve konaklama noktalarını öyle bir düzenle takdir ettiğini ki, yolcuların rahatlıkla ve belirli bir zaman diliminde yolculuk yapabildiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'takdir'in 'bir şeyi belirli bir ölçüye göre tayin etmek ve düzenlemek' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'kaddarnâ fîhâ' ifadesi, Allah'ın bu güzergah üzerindeki konaklama yerlerini ve seyahat süresini öyle bir şekilde belirlediğini ki, Sebe' halkının güvenli ve planlı bir şekilde yolculuk yapmasına imkan tanıdığını açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'seyir' kelimesinin 'yürümek, yolculuk etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'es-seyra' ifadesi, Sebe' halkının bu şehirler arasında gerçekleştirdiği düzenli ve kolay yolculukları ifade eder, bu da Allah'ın onlara bahşettiği bir nimettir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'seyir' kelimesinin Kur'an'da genellikle hareket, yolculuk ve dolaşma anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'es-seyra' ifadesi, Sebe' halkının ticari veya diğer amaçlarla bu güzergahlar üzerinde rahatça seyahat edebilme imkanını, yani Allah'ın onlara sunduğu ulaşım kolaylığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emn' kelimesinin 'korkunun zıttı' olduğunu ve 'kalbin sakinleşmesi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'âminîne' ifadesi, Sebe' halkının bu yollar üzerinde gece ve gündüz, herhangi bir saldırı, hırsızlık veya başka bir tehlike endişesi taşımadan, tam bir güvenlik içinde seyahat edebildiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'emn' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel güvenliği değil, aynı zamanda iç huzuru ve korkusuzluğu da kapsadığını belirtir. Bu ayetteki 'âminîne' ifadesi, Sebe' halkının hem dış tehditlerden korunmuş hem de içsel olarak rahat ve huzurlu bir şekilde yolculuk yapabildiğini, bunun Allah'ın onlara bahşettiği büyük bir nimet olduğunu vurgular.
Sebe' Sûresi
“Sebe' halkı ile, bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk.” Onların yurdu ile, yani kendi idrak ve yaşamlarında “sebe halkı” mesabesinde olanlar ile, kendilerini ve çevresini bereketlendirdiğimiz yurtlar/ şehirler arasında her biri diğerinden görülen şehirler oluşturduk. Cenâb-ı Hak, zâtına gelen yolu ve geçilecek mertebeleri bugünün sebe halkı sayılan sâliklere bildiriyor.
Şehir/Kent, Arapça “Medîne” demektir. Medîne, İnsân-ı Kâmil’in yaşadığı içten ve dıştan bereketlendirilen medeniyet şehridir. Dolayısıyla ayet’de zikredilen “bereketlendirdiğimiz kentler/şehirler” her dönemde yaşayan İnsân-ı Kâmiller olmaktadır. Onlar Cenab-ı hakk’ın zat, sıfat, esma ve fiillerinin tecelligâhı ve zuhur yeri oldukları için kâbe gibi mübarek ve çevresi de bereketli kılınmışlardır.
“Her biri diğerinden görülen kentler oluşturduk” beyânı ilâhisi açık olarak enfüsi yönden biz onlarda basiretleri olanların görebileceği mülk, melekût, ceberût ve zât şehirlerini oluşturduk denmektedir. Zahiren ise, bir insan-ı kâmil’e bağlı olarak kendi hakikatlerini bilen irfan şehirlerini ( gruplarını) oluşturduk. Günümüzde “Terzi Baba” yoluna bağlı olarak çok farklı şehirlerin içinde bu irfan şehirleri oluşturulmuştur. Örnek, Adana, İzmir, Bursa, İstanbul, ve daha başkalarını bu ayet ile misallendirebiliriz. Bu irfan şehirleri her biri diğerinden görülür çünkü tevhidi bir yaşam üzere kuruldukları için bir vücudun uzuvları gibi birbirleriyle ahenkli oldukları için birbirlerini bilir ve görürler.
“Ve sahhare lekum ma fis semavati ve ma fil ardı cemian minh, inne fi zalike le ayatin li kavmin yetefekkerun.”45/13 “Göklerde ve yeryüzünde bulunan her şeyi Kendi lütfundan sizin yararlanmanıza sunmuştur. Bunda düşünen bir toplum için ayetler vardır.” 45/13 ayetinden anlaşıldığı gibi, Zâti zuhur mahalli olan İnsan-ı Kamil cihetinden her biri diğerinden görülen, müşahede ile seyredilen makamlar, mertebeler oluşturduk ve bunu size de bildirdik denilmektedir. Ayrıca her biri diğerinden görülen şehirler/ mertebeler, seyr-i süluk sistemlerinde gelinen geçilen şeriat-tarikat-hakikat-marifet makamlarıdır. Bunlar uruc ve nüzül yönlü olarak biri diğerinden görülmektedir.
“Oralarda gidiş gelişi belirledik (seyahati kolaylaştırdık) ve onlara da şöyle dedik: "Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın."
O mertebe ve makamlarda nasıl seyir yapılacağının usül ve erkânını belirledik. Nasıl gidileceğini, yani Allah’a doğru olan seferi ( seyri ilallah) sıratı müstakıym ve sıratullah üzere bir kâmil’in dilinden sizlere tebliğ ettik.
Nasıl gelineceğini, Bekâ billah üzere hakla bâki olarak nasıl şehadet alemine gelinip yaşanacağını belirledik. Yani irfan mektebi sistemi ile bunun uygulamasını yaptırdık.
Seyahati kolaylaştırdık, Aklı küll bilgisi ile bu seyirleri sizin istidat ve mizaclarınızla uyumlu hale getirdik, anlaşılır tatbik edilir hale dönüştürdük.
Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın, gerek nefsin gece gibi karanlık dönemlerinde, gerekse ruhun varlığınızı istila ettiği ve aydınlattığı günlerde selam ismi sizinledir sizi emniyet ve güvende tutarak nefsin her türlü korku ve endişelerinden koruyacaktır. ÇHU
فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَادٖيثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
34/19 Fegâlû rabbenâ bâıd beyne esfârinâ ve zalemû enfusehum fecealnâhum ehâdîse ve mezzagnâhum kulle mumezzag, inne fî zâlike leâyâtil likulli sabbârin şekûr.
Diyanet Meali:
34/19 Onlar ise, "Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır" dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/19 Buna karşı onlar «ya rabbenâ, seferlerimizin arasını uzaklaştır» dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve temamen didik didik dağıttık, şübhesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette âyetler var