Kul lâ tus-elûne ‘ammâ ecramnâ velâ nus-elu ‘ammâ ta'melûn(e)
De ki: "Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız. Sizin işlediklerinizden de biz sorumlu tutulmayız."
De ki: "Siz bizim yaptığımız günahlardan sorumlu tutulmazsınız. Biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu olmayız."
Bu ayet, sorumluluğun bireyselliğini ve her nefsin kendi amellerinden mesul olduğunu vurgular. 'Suç işlemek' ve 'amel işlemek' kavramları üzerinden, hesap gününde kimsenin başkasının yükünü taşımayacağı ilkesi dilbilimsel olarak pekiştirilmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سأل' kökünü, bir şeyin hakikatini öğrenmek için soru sormak veya bir şeyin karşılığını istemek olarak açıklar. Ayetteki 'tüs'elûne' ifadesi, 'siz sorguya çekilmezsiniz' veya 'siz sorumlu tutulmazsınız' anlamında kullanılarak, başkalarının fiillerinden mesuliyetin reddini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki 'sormak' fiilinin bazen 'sorumlu tutmak' veya 'hesaba çekmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı da, muhatapların kendi işledikleri suçlardan sorumlu olacağı, başkalarının suçlarından ise sorumlu tutulmayacağı mecazını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'جرم' kelimesinin 'kesmek' anlamından türediğini ve bu bağlamda 'hayırdan kesilmek, günahta ısrar etmek' manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'ecramnâ' ifadesi, 'bizim işlediğimiz suçlar' anlamına gelerek, peygamberin ve müminlerin kendi günahlarından sorumlu olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'جرم' kökünü, 'suç işlemek, günah kazanmak' olarak tanımlar ve genellikle kötü fiiller için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ecramnâ', 'bizim işlediğimiz suçlar' anlamında kullanılarak, sorumluluğun şahsi olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'c-r-m' kökünün Kur'an'da genellikle 'günah işlemek, suçlu olmak' anlamında kullanıldığını ve bu kavramın, ilahi düzene karşı gelmeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ecramnâ', bu ilahi düzene aykırı düşen fiilleri işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عمل' kelimesini, 'bir işi kasıtlı olarak yapmak' olarak açıklar ve genellikle iyi veya kötü her türlü fiil için kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki 'ta'melûne', 'sizin yaptıklarınız' anlamında kullanılarak, muhatapların kendi fiillerinden sorumlu olacağını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'amel' kelimesinin, 'irade ve ihtiyar ile yapılan her türlü fiil' olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'ta'melûne' ifadesi, insanların kendi iradeleriyle gerçekleştirdikleri eylemleri kapsar ve bu eylemlerin sonuçlarından kendilerinin sorumlu olacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'amel' kavramının Kur'an'da genellikle 'dünyada yapılan ve ahirette karşılığı görülecek olan fiiller' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ta'melûne', muhatapların dünyadaki eylemlerini ve bu eylemlerin uhrevi sonuçlarını işaret eder.
Sebe' Sûresi
Yine risalet mertebesi aracılığıyla seslenerek de ki: Onlar seni yalanlarlarsa de ki; benim işim bana sizin işiniz size aittir. Siz, benim yaptığımdan uzaksınız ben de, sizin yaptığınızdan uzakım “Leküm diyniküm veliye diyn” Bilakis onlar, ilmini kavrayamadıklarını yalanladılar. İlimleri bunu kavramakta yetersizdir. Bu yüzden onu yalanladılar. Kafirun suresinde de beyan olunduğu gibi, asli istidatları olan ayan-ı sabitelerinin nurunu nefis ve tabiat karanlıkları ile örttükleri için hak’tan perdelendiler, ya da ayan-ı sabiteleri bu istikamette olabilir. Çünkü kalplerinin üzerine küfür tortularıyla mühür vurulan kimselerin hak’kı bilip tanımalarına imkan yoktur. Yani bizim ulaşmamız imkansız olduğu için ben sizi ve dininizi size bıraktım siz de beni ve dinimi bana bırakın denmektedir. Tıpkı akledemeyen, işitemeyen anlamayan duymayan kimseler gibi. Böyle bir kimseye anlatmak mümkün değildir.ÇHU
قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَلٖيمُ
34/26 Gul yecmeu beynenâ rabbunâ summe yeftehu beynenâ bil hagg, ve huvel fettâhul alîm.
Diyanet Meali:
34/26 De ki: "Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan, hakkıyla bilendir." Elmalılı Hamdi Yazır:
34/26 De ki: rabbımız hepimizi bir araya toplıyacak, sonra da hak hukmü ile aramızı ayıracak, o öyle fettah, öyle alîmdir