Kul men yerzukukum mine-ssemâvâti vel-ard(i)(s) kuli(A)llâh(u)(s) ve-innâ ev iyyâkum le'alâ huden ev fî dalâlin mubîn(in)
De ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık verir?" De ki: "Allah. O halde, ya biz hidayet veya apaçık bir sapıklık üzereyiz, ya da siz!"
De ki: "Size göklerden ve yerden rızık veren kimdir?" Yine de ki: "Allah'tır, herhalde ya biz, ya da siz mutlak bir hidayet üzerindeyiz veya açık bir sapıklık içindeyiz."
Bu ayet, rızık verenin kim olduğu sorusu üzerinden tevhid inancını vurgulamakta ve hak ile batıl arasındaki keskin ayrımı ortaya koymaktadır. Dilbilimsel olarak, rızık, hidayet ve dalalet gibi temel kavramlar, Kur'an'ın ana mesajını oluşturan semantik bir ağ içinde sunulmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rızık (رزق), hem dünyevi hem de uhrevi nimetleri kapsayan geniş bir kavramdır. Ayetteki 'men yerzuku-kum' ifadesi, rızkın yalnızca maddi gıdadan ibaret olmadığını, aynı zamanda manevi lütufları da içerdiğini ve bu rızkın yegane kaynağının Allah olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rızık (رزق), Allah'ın canlılara bahşettiği, yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan her şeydir. Bu ayetteki kullanımı, rızkın göklerden (yağmur, güneş vb.) ve yerden (bitkiler, madenler vb.) geldiğini, ancak bunların hepsinin Allah'ın kudretiyle gerçekleştiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Semâvât (سماوات), Kur'an'da genellikle 'yüksek olan' anlamında kullanılır ve Allah'ın kudretinin ve azametinin bir göstergesi olarak zikredilir. Ayetteki 'min es-semâvât' ifadesi, rızkın kaynağının sadece yeryüzü olmadığını, aynı zamanda göksel unsurları da içerdiğini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Semâ (سما), lügatte 'yükselmek' anlamındadır. Çoğulu olan semâvât ise, yedi kat gök veya genel olarak yeryüzünün üzerindeki her şeyi ifade eder. Bu ayette, rızkın göksel kaynaklardan (yağmur, güneş ışığı gibi) geldiğine işaret ederek Allah'ın yaratma ve rızıklandırma gücünün genişliğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Arz (أرض), yeryüzü demektir. Kur'an'da genellikle göklerle birlikte zikredilerek Allah'ın yaratma kudretinin ve rızıklandırma nimetlerinin kapsamını vurgular. Ayetteki 've'l-ard' ifadesi, rızkın hem göksel hem de yeryüzü kaynaklarından geldiğini, dolayısıyla Allah'ın rızıklandırma gücünün her yeri kuşattığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Arz (أرض) kelimesi, Kur'an'da genellikle 'yaşam alanı' ve 'rızık kaynağı' olarak geçer. Bu ayette, göklerle birlikte anılması, rızkın sadece gökten inen yağmurla değil, aynı zamanda toprağın bereketiyle de sağlandığını, her iki kaynağın da Allah'ın kontrolünde olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüda (هدى), doğru yolu göstermek, rehberlik etmek anlamındadır. Ayetteki 'alâ hüden' ifadesi, hakikat üzere olmak, doğru inanç ve amellere sahip olmak anlamında kullanılır. Bu, Allah'ın birliğine iman edenlerin içinde bulunduğu durumu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hüda (هدى), Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve 'doğru yolu bulma, Allah'ın rehberliği' anlamını taşır. Ayetteki kullanımı, tevhid inancına sahip olanların 'hidayet üzere' olduğunu, yani Allah'ın gösterdiği doğru yolda bulunduğunu net bir şekilde ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Dalâl (ضلال), doğru yoldan sapmak, kaybolmak anlamına gelir. Ayetteki 'fî dalâlin mübîn' ifadesi, apaçık bir sapıklık içinde olmayı, yani tevhid inancından uzaklaşarak şirke düşmeyi ifade eder. Bu, hidayetin zıttı olarak sunulur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Dalâl (ضلال), hakikatten uzaklaşmak, doğru yolu şaşırmak demektir. Ayetteki 'mübîn' (apaçık) sıfatıyla birlikte kullanılması, bu sapıklığın gizli veya şüpheli olmadığını, aksine herkes tarafından anlaşılabilecek kadar belirgin olduğunu vurgular.
Sebe' Sûresi
De ki! Size göklerden ve yerden kim rızık verir?
Uluhiyet makamı risalet makamını konuşturarak ey habibim de ki! Size göklerden ve yerden kim rızık veriyor?
Göklerde ve yerde olanlara bir hatırlatmadır. Bütün alemlerde maddi ve manevi rızıkların vericisinin kendisi olduğunu hatırlatıyor. Bu hatırlatma ile Allah’tan başka şeylere yönelmeyin, bu hakikati bildiğiniz halde farklı putlara yönelmeyin ve müşrik olmayın deniyor. Göklerden verdiği rızıklar ilim ve hikmet gibi bâtıni nimetler olurken, yerden olan nimetler ise zahiri nimetler rızıklardır.
“De ki; Allah”, Uluhiyyet mertebesi zahir bâtın bütün alemlere sirayet edip kontrol ve hükmü altında tuttuğu için risalet mertebesinden bunu ilan et ve duyur ki, kendilerine verilen zahir batın rızıkların kaynağını başka yerlerde aramasınlar ve müşriklerden olmasınlar.
Bu hususta Nahl suresi ayet 73’de “(Müşrikler) Allah'ı bırakıp da kendilerine göklerde ve yerde olan rızıktan hiçbir şey veremeyen ve buna asla güçleri yetmeyen şeylere (putlara) tapıyorlar.” Buyurulmaktadır. Dünya geçip giden bir gölgedir Daha doğrusu gölgenin gölgesidir. Gölgenin gölgesinin de gölgesi olmaz. Dünya zatın gölgesidir ve kendisine ait bir zatı, mülkü ve bir kudreti yoktur.
“O hâlde, ya biz hidayet veya apaçık bir sapıklık üzereyiz, ya da siz!" Allah’ın mülkünde ikiliğe yer olmadığı için, ikilik de sapıklık ve dalalet olduğu için ya bizim size bildirdiğimiz uluhiyyet hakikati yalan, ya da, sizin şirk anlayışınız sizin için sapık bir yoldur. Bunun muhakeme ve mukayesesini yapmalarını onlara ilim ve hikmet ile bildir ve öğret denilmektedir. ÇHU
~~34.25~
قُلْ لَا تُسْپَلُونَ عَمَّا اَجْرَمْنَا وَلَا نُسْپَلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ
34/25 Kul lâ tus'elûne ammâ ecramnâ ve lâ nus'elu ammâ tağmelûn Diyanet Meali:
34/25 De ki:
"Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız. Sizin işlediklerinizden de biz sorumlu tutulmayız Elmalılı Hamdi Yazır:
34/25 De ki: siz bizim cürümlerimizden mes'ul edilmezsiniz, biz de sizin yaptıklarınızdan mes'ul olmayız