İçeriğe atla
Sebe' 23Cüz 22 · Sayfa 431

Sebe' Sûresi 23. Âyet

سبإ

Sohbete sor

Velâ tenfe'u-şşefâ'atu ‘indehu illâ limen eżine leh(u)(c) hattâ iżâ fuzzi'a ‘an kulûbihim kâlû mâżâ kâle rabbukum(s) kâlû-lhakk(a)(s) vehuve-l'aliyyu-lkebîr(u)

Allah katında, O'nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar. Onlar da "Gerçeği" diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür.

Sebe' Sûresi

“Allah katında onun izin verdiği kimselerden başkasının şefaati yarar sağlamaz.”

“Şefaat” nedir? “Şefaat” kelimesinin sözlük anlamı, iki şeyin birbirine iliştirilmesidir ve halk arasında ise, makamı ve değeri olan bir kimsenin büyük bir makama sahip olan birisinden bir suçun cezasını affetmesini veya yapılan bir hizmetin karşılığını artırmasını istemesi anlamına gelmektedir.

İslam kültürüne göre şefaat, bir kimseye bir hayır ulaştırmak veya ondan bir şerri uzaklaştırmak için Allah katında yapılan bir aracılıktır. Ama burada, bu yolun Allah tarafından ebedi rahmeti almaya az layık olan kimseler için açılmış olduğuna ve bunun için de bazı şart ve kuralların belirlenmiş olduğuna dikkat edilmelidir.

İslam dinine göre şefaat kayıtsız ve şartsız bir konu değildir. Suçun, şefaat edenin ve şefaat olunanın durumuna göre bazı şartlar vardır ve bu şartlar gerçekleşmediği sürece şefaat de gerçekleşemez. Şefaate inanmanın, günahkâr kimselerin düzelmesi ve eğitilmesinde ve daha yüksek kemallere ulaşmak için çaba sarf etmelerinde çok önemli etkisi vardır.

İslam dininde ve Kuran ayetlerinde üzerinde durulan şefaat, şefaat olunan kimsenin konumunun değişmesi çerçevesinde olan şefaattir; yani şefaat olunan, şefaat edenle arasında bir irtibat kurarak istenilmeyen bir durumdan ve azap edilmekten kurtulup bağışlanarak iyi bir duruma gelmeye çalışmasıdır. Böylesine bir şefaate inanmak, gerçekte günahkâr kimselerin ıslah edilmeleri ve terbiye edilmeleri için yüce bir eğitim okuludur.

Allah-u Teala tarafından izin verilmiş olan şefaatçilerin şefaat hakları, onlardan korkulduğu veya onlara ihtiyaç duyulduğu için değildir tam tersine Allah tarafından ebedi rahmeti almaya az layık olan kimseler için açılmış olan ve bunun için de bazı şart ve kuralların belirlendiği bir yoldur.


Şefaat varmıdır? Bazı farklı ayetlerde ve hadislerde şefaat konusuna yer verilmektedir.

Kur’an okuyun! Çünkü Kur’an, kıyamet gününde dostuna (okuyucusuna) şefaatçi olacaktır...” (İbn Hanbel, V, 255; Müslim, Müsâfirîn, 252) Hadisi Şerif’de görüldüğü üzere kitab-ı nâtık olan İnsan-ı Kâmil’in kendisine mülaki olanlar için hem dünyada hem ahiret’de şefaatçi hükmünde olacağını öğreniyoruz.

Şefaatim, (öncelikle) ümmetimden büyük günah işleyenleredir.” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 20-21/4739; Tirmizî, Kıyâmet, 11/2435-6; İbn-i Mâce, Zühd, 37; Ahmed, III, 213) Büyük günah= Günâh-ı Kebâir, kişinin kendi benliği kendi varlığıdır ki, bunun misli ve benzeri yoktur. Aynı zamanda şirk kapsamındadır. “İnneş şirke le zulmün azıym” (31.Lukmân: 13) “Kesinlikle şirk çok büyük bir zulümdür!” diyor âyet...Peygamber efendimiz ve İslamiyet tevhid ilmini ve anlayışını insanlığa getirdikleri için bu eğitim ve risalet anlayışı ile şirkten kurtulmanın yolu tevhidi efal, tevhidi esma, tevhidi sıfat, tevhidi zat ve insanı kamil mertebelerinin bir irfan yolu sistemi içerisinde talim edilmesi ile olabilmektedir. Bu yolla kişi kendi hakikatine ulaşarak hayali ve vehmi olan varlığından kurtularak şirkten uzaklaşmış olacaktır. Bu uygulamaya muhatab kılınmak bir sâlik açısından şefaat’dir.

مَنْ ذَا الَّذٖى يَشْفَعُ عِنْدَهُ اِلَّا بِاِذْنِهٖ “Menzellezi yeşfeu illâ bi iznihi”

“Allah’ın izni olmadan onun katında kim şefaat edebilir?” 2/255

Şimdi, bu ayet-i kerime üzerinde biraz tahlil yapalım. Ayetin başı olan “Menzellezi yeşfeu indehu” Onun katında şefaat edecek kimdir?” ifadesi, “Onun katında şefaat edecek hiç kimse yoktur.” manasındadır. Ayet-i kerimede, “Şefaat edecek hiç kimse yoktur.” denildikten sonra  “ İllâ” ile istisna yapılmıştır. Buradaki  “ illâ”  istisnasından anlıyoruz ki “Şefaat edecek hiç kimse yoktur.” hükmü kayıt altına alınmaktadır. Bu kayıt bazı ayetlerde kişilerle ilgili olurken, bu ayette zamanla ilgilidir.  ” İllâ ” nın devamı olan “Bi iznih” ifadesi bu zaman kaydını açıklamaktadır. Bu kayıt, Allah’ın izninden sonrasının müstesna olduğudur. Bundan anlaşılıyor ki: Şefaat Allah’ın iznini bağlıdır. Onun izni olursa bir kul başka bir kula şefaat edebilir. İzni olmazsa edemez.

Şefaat, ilimdir irfaniyettir, şefaatin ulaşması ilmin ulaşmasıdır. Şefaate nail olmak ise ilmi değerlendirmektir ki, bu da ancak dünya’da iken ilmullâh’ın zâhir olduğu kişiyi bulmak ve onu değerlendirmekle mümkündür! Şefaatin ulaşması için, önce uzatılan eli geri çevirmemek gerek. Şefaat, kişinin kendi akli ve dini anlayışını bilgi yetersizliğini ortadan kaldırıp, kişiyi o konuda bilgilendirmektir. Nebi ve Rasûllerin de, evliyanın da şefaati hep bu yoldadır.

“Bi iz nihi” Hu olan Allah’ın izniyle demektir. Be harfi , ile birliktelik manasınadır devamındaki “İz” ile ve onun eliyle birlikte şefaatin ulaşmasıdır.

“İndehu” Hu’ nun indinde, Allah katında demek, onun indinde onunla o olarak bulunmak ve ondan haber veren yakîyn ehli demektir. Allah esmasının zuhuru olan bu kimseler Hu’nun izin verdikleri olmaları sebebiyle şefaat ederler. Onun yanında, O’nun izin verdiği kimseler dışında bu gerçekleşmez. Başta Hz Muhammed sav, ve onun kâmilleri Allah esmasının taşıyıcısı ve zuhur mahalli olmaları sebebiyle şefaat izni olanlardır. Burada şefaat eden birey bir kul değil, o kuldan Allah’ın kendisidir. Çünkü onlar, hak’la bâki olduklarından, Allah’ın konuşan dili, gören gözü, işiten kulağı olmuşlar böylece zahir batın olarak halka rahmet olmaya çalışırlar.

Aslında şefeate mazhar olmanın yeri dünyadır, şefeata mazhar olmak için Allahın emirlerine Peygamberimizin sözlerine bu dünyada uyulması şefeatin bu dünya da kazanılmasını sağlamaktadır. ÇHU


~~34.24~
قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ قُلِ اللّٰهُ وَاِنَّا اَوْ اِيَّاكُمْ لَعَلٰى هُدًى اَوْ فٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ

34/24 Kul mey yerzugukum mines semâvâti vel ard, gulillâhu ve innâ ev iyyâkum lealâ huden ev fî dalâlim mubîn.

Diyanet Meali:

34/24 De ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık verir?" De ki: "Allah. O hâlde, ya biz hidayet veya apaçık bir sapıklık üzereyiz, ya da siz!" Elmalılı Hamdi Yazır:

34/24 Size, de! Göklerden ve yerden kim rızık veriyor? Allah, de! Ve her halde biz veya siz mutlak bir hidayet üzerindeyiz veya açık bir dalâl içinde


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)