Kul erûniye-lleżîne-lhaktum bihi şurakâ/(e)(s) kellâ(c) bel huva(A)llâhu-l'azîzu-lhakîm(u)
De ki: "Allah'a ortak tuttuklarınızı bana gösterin! Hayır! (Hiçbir şey Allah'a ortak olamaz.) Aksine O, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tır."
De ki: "O'na ortak diye takıştırdıklarınızı bana gösterin bakayım! Hayır, öyle şey yoktur, doğrusu güçlü ve hikmet sahibi olan ancak Allah'tır."
Bu ayet, müşriklerin Allah'a ortak koşma iddialarını reddederken, Allah'ın eşsiz kudretini ve hikmetini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, ortak koşma eylemini, bu ortakların niteliğini ve Allah'ın yüce sıfatlarını dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilhâk' kelimesini bir şeyi diğerine katmak, ona ulaştırmak olarak açıklar. Ayetteki 'elhaktum' ifadesi, müşriklerin Allah'a ortakları 'katma', 'ekleme' eylemini, yani O'na denk tutma iddialarını dile getirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilhâk'ı bir şeyi diğerine bitiştirmek, ona dahil etmek olarak tanımlar. Bu ayette, Allah'a ortak koşulan varlıkların, ilahlık vasfında Allah'a 'bitişik' veya 'dahil' edildiği, yani O'nunla aynı mertebeye konulduğu anlamını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şürekâ' kelimesini Allah'a ortak koşulan, O'nunla birlikte ibadet edilen varlıklar olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, müşriklerin Allah'ın uluhiyetinde pay sahibi olduğuna inandıkları sahte ilahları belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şürekâ'yı mecazi olarak Allah'ın kudretine veya uluhiyetine ortak koşulan şeyler olarak yorumlar. Bu ayette, Allah'ın eşsizliğini reddederek O'na denk tutulan varlıkları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şirk' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak birliğini ihlal eden her türlü ortak koşma eylemini kapsadığını belirtir. 'Şürekâ' ise bu şirk eyleminin nesneleri, yani Allah'ın uluhiyetinde pay sahibi olduğu düşünülen varlıklardır ve ayette bu inancın geçersizliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azîz' kelimesini nadir bulunan, güçlü ve galip olan olarak tanımlar. Allah için kullanıldığında, O'nun eşsiz kudretini, hiçbir şeye muhtaç olmadığını ve her şeye üstün geldiğini ifade eder. Ayette, ortak koşulanların acizliğine karşılık Allah'ın mutlak gücünü vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'el-Azîz' ismini, hiçbir şeyin O'na galip gelemeyeceği, her şeye üstün gelen ve kudreti sonsuz olan olarak açıklar. Bu ayette, Allah'ın ortaklara ihtiyacı olmadığını ve O'nun kudretinin hiçbir şekilde paylaşılamayacağını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'el-Hakîm' ismini, her şeyi en doğru ve en uygun şekilde yapan, hükmünde isabetli olan olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ortak koşulmasının hikmetsizliğini ve O'nun her şeyi hikmetle yarattığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'el-Hakîm'i, sözlerinde ve fiillerinde hikmet sahibi olan, her şeyi yerli yerine koyan olarak tanımlar. Bu ayette, Allah'ın ortaklara ihtiyacı olmamasının ve birliğinin O'nun hikmetinin bir gereği olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Hakîm' isminin, Allah'ın ilim ve iradesinin mükemmelliğini, her şeyi en uygun biçimde yaratıp yönetmesini ifade ettiğini belirtir. Ayette, Allah'ın ortaklardan münezzeh olmasının O'nun sonsuz hikmetinin bir tezahürü olduğunu vurgular.
Sebe' Sûresi
Sürekli olarak “De ki”, söyle şeklindeki uluhiyyet makamından risalet mertebesini konuşturması hem bir ikaz hem de muhataplara yönelik bir eğitim öğretim ve irşad amaçlıdır.
Bu surenin ( sebe) tamamında yer alan ayetlerin 13 adeti “Kûl” hitabı ile başlamaktadır. “
قُل ( Kûl ) kaf=100 ve Lam=30 ikisinin toplam değeri 130 etmekte, böylece açık olarak (Kûl) kendisi de 13’ tür. Bu surenin içindeki ( Kûl) ile başlayan ayet numaraları ve toplamları ise şöyledir.
22+24+25+26+27+30+36+39+46+47+48+49+50 numaralı ayetler olup bunların da toplamı 469 yani, 4+6+9=19 olarak insanı kamil’i remzetmektedir.
Makamı uluhiyyet, İnsan-ı Kamil makamından 13 hakikati ile 13 defa seslenerek ilahi hakikatleri muhataplara ikaz ederek duyurmaktadır.
De ki: "Allah'a ortak tuttuklarınızı bana gösterin!
Şirk, varlıkta Allah’tan başkasına bir varlık vermektir. Bizler bütün varlıktaki fiillerin Hakk’ın fiili olduğunu idrak ettiğimizde zâhiri olarakta olsa şirkten kurtuluyoruz. Bütün varlıkta faaliyette olanın Hakk’ın varlığı olduğunu idrak etmek şirkten kurtulmanın hükmüdür. Efendimiz(s.a.v) “Benim ümmetim artık putlara tapıp açık şirk koşmaz fakat ben ümmetimin gizli şirkinden korkarım” demiştir. İşte şirk birinci mânâ da putlara tapmamak, ikinci manada Hakk’ın varlığından başka bir varlık düşünmemek ve O’ndan başka bir şeye muhabbet etmemektir.
Kişinin bünyesinde Allah’ın ve Rasûlüllah’ın (s.a.v) muhabbetinden daha büyük bir muhabbet var ise o gizli şirktir. Fakat kişi bütün varlıkta hakikatte Allah’ın varlığının zuhurda olduğunu idrak ettiği zaman, ki bu vahdettir, bu şekilde şirk hükmü tamamen ortadan kalkmış olur. Bir’i iki görmek bir hastalık, hastalık ise araz sonradan olma’dır tedavisi gerekir. Aslı ise iki gözle bakıp ikiden bir’i görmektir. İkiden bakıp iki gören şirktedir. İki gören kendinde bir varlık kabul ettiğinden kendini-nefsini farkında olmadan ilâh edinmiş olur, işte affedilmeyen şirk Allah-ın mülkünde bu mülke nefsî benlik ile kısmende olsa sahip çıkmaya çalışmaktır.
“Aksine O, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tır." Mutlak güç sahibi olan odur. Her şeyi hikmetine göre idare eder. Hakim ismiyle hakkıyla hükmeder. ÇHU
~~34.28~
وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشٖيرًا وَنَذٖيرًا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
34/28 Ve mâ erselnâke illâ kâffetel linnâsi beşîrav ve nezîrav ve lâkinne ekseran nâsi lâ yağlemûn Diyanet Meali:
34/28 Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/28 Seni de başka değil, ancak bütün insanlara şamil bir risaletle rahmetimizin müjdecisi, azâbımızın habercisi gönderdik ve lâkin insanların ekserisi bilmezler