Vemâ erselnâke illâ kâffeten linnâsi beşîran veneżîran velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya'lemûn(e)
Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Bu ayet, Hz. Muhammed'in evrensel peygamberliğini ve tebliğ görevini vurgulamaktadır. 'Kâffe' kelimesi bu evrenselliği ifade ederken, 'beşîr' ve 'nezîr' onun tebliğinin iki temel boyutunu, 'ya'lemûn' ise insanların bu hakikati idrak edememesini dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' (gönderme) kelimesini, bir şeyi serbest bırakmak, salıvermek ve bir görevi yerine getirmesi için birini yollamak olarak açıklar. Ayetteki 'erselnâke' ifadesi, Allah'ın Hz. Muhammed'i belirli bir görevle, yani müjdeleyici ve uyarıcı olarak insanlığa göndermesini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'risâlet'i, bir elçinin gönderilmesi ve ona verilen mesaj olarak tanımlar. Ayetteki 'erselnâke' fiili, Hz. Muhammed'in Allah tarafından seçilmiş bir elçi olarak, belirli bir misyonla gönderildiğini ve bu misyonun evrensel olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kâffe' kelimesinin 'cemîan' (hepsi, bütünü) anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâffeten li'n-nâs' ifadesi, Hz. Muhammed'in peygamberliğinin belirli bir kavme veya zamana özgü olmayıp, tüm insanlığı kapsadığını açıkça ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kâffe' kelimesinin 'topluca, hep birlikte' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımıyla, Hz. Muhammed'in risaletinin tüm insanlığa yönelik olduğunu, hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesi kapsadığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'kâffe' gibi kelimelerin, bir kavramın kapsamını genişletme ve evrenselleştirme işlevi gördüğünü belirtir. Bu ayette 'kâffe' kelimesi, Hz. Muhammed'in peygamberliğinin coğrafi veya etnik sınırlarla kısıtlı olmadığını, aksine tüm insanlık için geçerli olduğunu semantik olarak güçlendirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beşâret' kelimesini, bir haberin yüzün rengini değiştirecek kadar sevindirici olması olarak açıklar. 'Beşîr' ise bu tür sevindirici haberleri getiren kişidir. Ayetteki 'beşîran' ifadesi, Hz. Muhammed'in insanlara Allah'ın rahmetini, cenneti ve iyi akıbeti müjdelediğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'beşîr' kelimesinin, 'müjdeleyici' anlamında kullanıldığını ve genellikle hayırlı haberlerle ilişkilendirildiğini belirtir. Bu ayette, Hz. Muhammed'in tebliğinin bir yönünün, iman edenlere ve salih amel işleyenlere vaat edilen güzellikleri bildirmek olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'inzâr' kelimesini, bir tehlikeye karşı uyarmak ve korkutmak olarak tanımlar. 'Nezîr' ise bu uyarıyı yapan kişidir. Ayetteki 'nezîran' ifadesi, Hz. Muhammed'in insanları Allah'ın azabına, cehenneme ve kötü akıbete karşı uyardığını, onları sakındırdığını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'inzâr'ın, bir şeyin kötü sonucunu önceden bildirmek ve böylece sakındırmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'nezîran' kelimesi, Hz. Muhammed'in tebliğinin diğer yönünün, insanları küfür ve isyanın getireceği kötü sonuçlar hakkında bilgilendirerek onları bu yoldan alıkoymaya çalışmak olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm'i, bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'lâ ya'lemûn' ifadesi, insanların çoğunun Hz. Muhammed'in evrensel peygamberliğinin ve tebliğinin hakikatini, önemini ve kapsamını idrak edemediğini, bu konuda cahil kaldığını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilm' kavramının Kur'an'da sadece bilgi edinme değil, aynı zamanda bu bilginin gerektirdiği idrak ve amel boyutunu da içerdiğini belirtir. Ayetteki 'lâ ya'lemûn' ifadesi, insanların sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda bu bilginin getirdiği sorumluluğu ve hakikati kavrayamama durumunu da ifade eder.
Sebe' Sûresi
“Ey rasülüm” Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
وَمَا اَرْسَلْنَاكَ Ve mâ erselnâke “ Ve biz seni göndermedik” .” Özetle zâti olan Âyet-i Kerîme’yi biraz dikkatle incelersek, bir olumlu bir olumsuz iki bölümünü görürüz. Olumsuz olan baştaki bölümde, (biz seni göndermedik) diye ifade edilmektedir. Ehli zâhir meâl ve tefsirlerde bu bölüm, yukarıda da görüldüğü gibi pek dikkate alınmaz. (Biz seni göndermedik) İfadesinde evvelâ biz ve sen makamları vardır bu makamları yok saymak mümkün değildir. Biz, diyen, Zâtı ve sıtatları ile birlikte Zât-ı İlâhiyye’dir. Seni, diye ifade edilen ise o mertebede daha henüz halkiyyet olmadığı için muhatap olarak ilmi ma’nâda Hakikat-i Muhammedî, sıfat Ceberut makamı/mertebesidir ki, daha henüz ilmi İlâhiyyede bâtında Zât-ı İlâhiyyenin kendi bünyesinde Ahad olan “Tek” in bünyesinde ilmi olarak mevcuttur. İşte bu Ahad/teklik mertebesinde iç bünyede ilmi olarak bulunan, Hakikat-i Muhammedî sıfat Ceberut makamı/mertebesi, kendi bünyesindeki, “seni” diye ifade edilen, daha henüz zuhura çıkmamış “sen” dir. İşte o yüzden, daha henüz vakti gelmediğinden, “göndermedik” ifadesiyle olumsuz olarak bildirilmiştir.
اِلَّا İllâ (ancak) ise bir şarttır, yani göndermenin bir şartıdır. O şart ise beşir (müjdeleyici) ve nezir sakındırıcı/ittika) olma şartıdır.
Hakikat-i Muhammed-î yönüyle bakıldığında, Zât-ı mutlak Ulûhiyyet’in zuhur mahalli olan Hakikat-i Muhammediyye ye hitaben seni “irsal-rasûl” ettik, yani zât âleminden ef’âl âlemine kadar olan bütün alemler sahasına gönderdik. Ne için? Bütün âlemlerde ve her zerrede Allah’ın varlığını müjdeleyen (Beşir ) ve bu halden gaflette olanları da sakındırarak (nezir) uyarman için gönderdik, şekliyle düşünebiliriz.
Hazret-i Muhammed, zuhur’u Muhammed-î mertebesi itibariyle baktığımızda ise, “Ey Habîbim! Seni bütün âlemlerde Ulûhiyyet ismimle var olan “Ben” Allah’ın tecelli ve zuhurunu müjdeleyici (mübeşşir) olarak ve inkâr edenleri de uyarıcı (nezir) olarak gönderdik,” şekliyle izah ve zevk edebiliriz.
Sâlik yönünden bakıldığında ise, kendi beden mülkünden zuhurda olan Hakikat-i Muhammed-i mertebesini önce kendi nefsine sonra da çevresine müjdelemesi, aynı zamanda salikler yönünden süluk esnasında ittika ile sakınılması gereken hususları bildirmesi için gönderdik denilmektedir.
Bu ayeti kerimenin daha iyi anlaşılmasına yönelik olarak kendi üzerimizdeki yaşantısına şahid olarak “Terzi Babam” üzerinden örnek vermek istiyorum.
Beşir-Nezir : Terzi Babam ile ilahi bir yakınlık oluşturulduğunda görülecektir ki, beşir’dir, yani müjdeleyendir. Nezir’dir yani sakındırıcıdır. Bu iki vasıf onun tebliğ ve irşad anlayışında çok belirgin olarak müşahede edilebilmektedir. Bu iki ilahi vasıf, birbirinin zıddı gibi görünüyor ise de, zıtlar değil birbirinin mukabili ve delili gibidir.
Beşir, olan yönü ile onu hep güzel haber veren, doğru yola teşvik eden, imrendirerek iyiliklere yönlendiren ve mükafat vaad ederek yüksek hedefler gösteren güleç yüzlü müjdeci olarak tanıdık.
Nezir olan yönü ise, kendisine tâbi olarak dinleyenleri ve uyanları ittika sahibi yapıp müttakilerden kılması, ilahi seyir yolunda gaflete ve benliğine düşmekten sakındıran şefkatli bir uyarıcı olarak biliyoruz. Kendilerinin bir sohbet meclisinde huzurunda bulunup nazarına mülâki olanlar, müjdelerken aynı zamanda sakındırdığını, böylece hem Beşir hem nezir oluşuna şahitlik edebilirler.
بَشٖيرًا Beşîr : Be=2, Şîn=300, Ye=10, Rı=200 toplamında ise 512 yapmakta bu sayı ise 51+2=53 ( Terzi Baba) sayısını ortaya çıkarmaktadır. Müjdeleyen tebşir eden demektir.
O’nun müjdeleri ruhlarımız için şifa kaynağıdır. Basireti ile görebilen gözlere, latif beldelerden gelen haberlerdir. Aşk yurdundan sunulan hazinelerdir. Kaynağı hiçbir zaman kurumayan velayet çeşmesinden akan kutsi ilimlerim müjdecisidir. O’nun yolunda, onun lisanından müjdelerin en güzeli ilim taliplilerine verilmektedir. O’nun bizlere verdiği müjdeler kişiyi beden kalıplarının dar ufuklarından kurtarıp ruhani alemlerden getirip sunduğu haberlerdir. Bu hususta Kurân-ı Kerimde zümer suresi 53. ayetinde şu müjde verilmektedir.
“Kul ya ıbadiyellezine esrefu ala enfusihim la taknetu min rahmetillah, innallahe yagfiruz zunube cemia, innehu huvel gafurur rahim.” 39/53
“De ki: "Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."
Allah ( c.c.) lühü burada büyük bir müjdesini açıklıyor. Bu müjdenin 53. ayet numarası ile bu müjdeyi seslendirmesi çok düşündürücüdür.Zât-i bir oluşumu anlatan bu ayet ile de bir bakıma İnsan-ı Kamil’in “Beşir” vasfına vurgu yapılmakta, onun bir rahmet müjdecisi olduğunu, onun şifre rakamı ile buna işaret edildiğini bu vesile ile daha iyi anlamış olmaktayız.
“Fakat insanların çoğu bilmezler.” İnsanların çoğu bu hakikatten habersizdirler. Ya istidatlarında olmadığından dolayı, ya da dünyada perdeli yaşamalarından dolayı bundan habersizdirler. ÇHU
~~34.29~
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ
34/29 Ve yegûlûne metâ hâzel vağdu in kuntum sâdigîn.
Diyanet Meali:
34/29 Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek" diyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/29 Ve «ne vakıt bu va'd eğer gerçekseniz?» diyorlar