İçeriğe atla
Sebe' 33Cüz 22 · Sayfa 432

Sebe' Sûresi 33. Âyet

سبإ

Sohbete sor

Vekâle-lleżîne-stud'ifû lilleżîne-stekberû bel mekru-lleyli ve-nnehâri iż te/murûnenâ en nekfura bi(A)llâhi venec'ale lehu endâdâ(en)(c) veeserrû-nnedâmete lemmâ raevû-l'ażâbe vece'alnâ-l-aġlâle fî a'nâki-lleżîne keferû(c) hel yuczevne illâ mâ kânû ya'melûn(e)

Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı emrediyordunuz" derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkar edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.

Sebe' Sûresi

Mustaz'aflar"(güçsüzler), Büyüklük taslayan müstekbirler’e yani Mudil isminin en kemalli zuhuru olan kendilerindeki iblis ile konuşmaktadırlar. Kendilerinde hakim olan Mudil ismini fark ederek nasıl hidayetten saptırılıp dalalete sürüklendiklerini itiraf ediyor. Buranın farkına varmak bir sâlik açısından büyük bir aşamadır. Emmâreyi tanıyarak levvâmede levm etmeye başlıyor.

Şöyle dediler; Gece ve gündüz, yani her an bizi “hâdi’”den uzaklaştıran, varı yok, yoku var gösteren , şirk bataklığına sokan , nefsi emmarenin kurduğu tuzaklardır.

“Mudil”, içten ve dıştan bütün eşyaya sirayet etmiştir. Vehim kuvvetidir. Dışarıdaki vehim içerideki ile irtibat kuruyor böylece cehil ediyor. Kul da memur olduğu için yapmak zorunda kalıyor. Şöyle denilmiştir.” Kim ki, isimlere tabi oldu, isimlerin kulu oldu, kim ki isimleri kendine tâbi ettirdi isimlere rahman oldu”.

O halde sâlik, zikir tevhid, oruç, ve Kâmil’in sohbeti ve nefesi ile mudil ismini kontrolü altına almalıdır. Bu da bir yönü ile mücahede gerektirir. Kişiyi olgunlaştıran kemale erdiren mudil isminin olmasıdır, aksi halde melek olurdu.

Mudil- vehim kuvveti asla kibir ve gururdan ayrılmaz. Benlik ve kendini beğenme onun vasıflarındandır. Bu yüzden altı cihetin kapısı kapatılıp tedbir alınması gereklidir. Ona karşı çıkılmadığı zaman kişinin aklını kendine tabi kılarak yönetimi ele geçirir. Nefse zulum etmek de budur. Hz Peygamberimiz ve onun kâmilleri “Hâdi” isminin mazharları olmakla birlikte kendilerindeki mudil esmasını gerektiğinde karşı taraftaki zuhurlar/ bireyler için yerli yerinde kullanırlar. Bu yüzden bir Kamil’in eli ve yardımı olmadan mudil ne anlaşılabilir ne de bu mertebe yaşanabilir. Kişi istediği kadar ibadet ve taat ehli olsun mudil’in her fert için gireceği saha vardır. Tâ ki, Kâmil bir veli’den kendisine ulaşacak aklı küll bilgisi ve irfani yaşam öğretilene kadar bu mücadele sürüp gider.

“Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar.” Mudil esmasının etkisi ve nefsi emmarelerinin gücüyle nefislerine zulmettikleri için kendi hakikatleri cihetinden perdelendikleri ve şirk ehli oldukları için, kendi nefislerinin tadacağı bir azab olacak ve levvame nefisleri ile bunun pişmanlığını yaşamaya başlayacaklardır.

Biz de inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir”

“Biz” ifadesi ile zat ve sıfat birlikteliği veya kamil insan eliyle o perdeli olanların boyunlarına demir halkalar geçirdik. Bu demir halkalar “bedensel süfli ve tabiat yaşam halkaları” ile onları tutsak ederiz. Bu halkalar, başın hareket etmesini sağlayan boyun kısmının tümünü kapsamış durumda olduğu için , boyun eğmenin fenâ bulmanın ifadesi olan “rükû ve secde”ye meyletmeleri imkansızdır. Demir halkalar başlarının kabul ettim anlamında aşağıya inmesine engel olurlar. Bu yüzden onların kafaları yukarıya kalkıktır.

“Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir”.

Onlar böylece bu yaptıklarının tam karşılığını almış olurlar. ÇHU


~~34.34~
وَمَا اَرْسَلْنَا فٖى قَرْيَةٍ مِنْ نَذٖيرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا اِنَّا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِهٖ كَافِرُونَ

34/34 - Ve mâ erselnâ fî garyetim min nezîrin illâ gâle mutrafûhâ innâ bimâ ursiltum bihî kâfirûn.

Diyanet Meali:

34/34 Biz, hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek oranın şımarık zenginleri, "Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz" demişlerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır:

34/34 Biz her hangi bir memlekette (bir nezîr) tehlikeyi haber veren bir Resul gönderdikse her halde onun refah ile şımartılmış olanları dediler ki: «biz sizin gönderildiğiniz şeyleri tanıyamayız»


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)