İçeriğe atla
Sebe' 32Cüz 22 · Sayfa 432

Sebe' Sûresi 32. Âyet

سبإ

Sohbete sor

Kâle-lleżîne-stekberû lilleżîne-stud'ifû enahnu sadednâkum ‘ani-lhudâ ba'de iż câekum(s) bel kuntum mucrimîn(e)

Büyüklük taslayanlar, zayıf ve güçsüz görülenlere, "Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olanlar sizlerdiniz" derler.

Sebe' Sûresi

Bir önceki ayet’de gaflet ve tembellik yüzünden zayıf ve güçsüz düşen akıl, nefsin kendisini iman etmekteden ve irfan ehli olmaktan men ettiği hususunu dile getirip şikayet ediyorken, bu ayet’de ise nefsi emmarenin temsilcisi olan Mudil esması ona cevap vermektedir.

“Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk?” Büyüklük taslayanlar Mudil esması zuhurları, mus'tezaflara: "Size doğru yol gösterildiğinde, sizi o yoldan biz mi alıkoyduk? Ayet’de geçen Mustazaf” Arapça “zayıf, güçsüz, ezilen” anlamına gelmektedir. Müstaz'af, "za-u-fe (zayıf oldu)" fiilinin istif'al babından ism-i mef'uldür. "Za-u-fe" kuvvetli olmanın zıddıdır. Masdarı olan "za'f / zayıflık" nefiste ve bedende olduğu gibi, durum ve vaziyette, akıl ve re'yde de olur.

Mustaz'aflar"(güçsüzler)  kelimesi Kur'an-ı Kerim'de "müstekbirler" (kibirliler, büyüklük taslayanlar) kelimesinin karşıtı olarak kullanılır. Cahiliyye toplumlarında toplumun çoğunluğunu teşkil eden, ezilen, hor görülen, güçsüz bırakılmış halk tabakası diye de tanımlanırlar. ÇHU


Mudil isminin zuhurları, yani müstekbirler ( kibirliler, büyüklük taslayanlar) hak yolundan ve hakikate ermekten aciz kalan, bu yolda seyr-i sefer etmeye güç yetiremeyen kimselere hitaben, siz bir hâdi ve hidayetçi buldunuz ve ona tabi olarak hidayete erdiniz de biz mi buna engel olduk diyerek suçluyu kendi nefislerinde aramaları gerektiğini beyan etmektedir.

Hazreti Rasulullah “Hadi” isminin mazharı olarak en büyük hidayetçidir. Onun kamilleri de risaletin bâtını olan velayet isminden hadi olarak bu hidayeti sürdürürler. ÇHU


وَقَالَ الَّذٖينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَاْمُرُونَنَا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُ اَنْدَادًا وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ فٖى اَعْنَاقِ الَّذٖينَ كَفَرُوا هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

34/33 - Ve gâlellezînestud'ıfû lillezînestekberû bel mekrul leyli ven nehâri iz teé'murûnenâ en nekfura billâhi ve nec'ale lehû endâdâ, ve eserrun nedâmete lemmâ raevul azâb, ve cealnel ağlâle fî ağnâgıllezîne keferû, hel yuczevne illâ mâ kânû yağmelûn.

Diyanet Meali:

34/33 Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah'ı inkâr etmemizi ve O'na eşler koşmamızı emrediyordunuz" derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır:

34/33 O zebûn edilenler de o büyüklük taslayanlara demektedir: hayır işiniz gece gündüz dolap, çünkü sizler bizlere hep Allaha küfretmemizi ve ona menendler koşmamızı emrediyordunuz ve böyle atışırlarken hepsi azâbı gördükleri o demde içlerinden pişmanlık getirmektedirler, tomrukları geçirmişizdir de boyunlarına hep o küfredenlerin, sâde yaptıklarının cezasını çekiyorlardır.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)