İçeriğe atla
Sebe' 31Cüz 22 · Sayfa 431

Sebe' Sûresi 31. Âyet

سبإ

Sohbete sor

Vekâle-lleżîne keferû len nu/mine bihâżâ-lkur-âni velâ billeżî beyne yedeyh(i)(k) velev terâ iżi-zzâlimûne mevkûfûne ‘inde rabbihim yerci'u ba'duhum ilâ ba'din(i)lkavle yekûlu-lleżîne-stud'ifû lilleżîne-stekberû levlâ entum lekunnâ mu/minîn(e)

İnkar edenler, "Biz bu Kur'an'a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız" dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hallerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk" derler.

Sebe' Sûresi

“İnkar( küfür) edenler” Hak’tan ve hakikatten perdeli olanlardır.

Küfür edenler, Hakk’ı ve hakîkati örtenler demektir. İki türlüdür bir kısım bilmeden örtenler, diğer kısım bilerek örtenlerdir. Bilerek örtenler de iki kısımdır bir kısım kötü niyetle örtenler diğer kısım değerini korumak için kötü ellere geçmesin diye örtenlerdir fakat bunlar gerektiğinde ehline açarak adaleti yerine getirirler işte bunlar âriflerdir. Hakk’ı gizleyen ehlullah’ın anlaşılması çok zor bir iştir, tâ ki kendisi biraz belli ederse anlaşılır.

Bu hususta şöyle bir söz vardır.

Küfrü bâtıl mutlak hakk’ı örtmüştür.

Küfrü Hakk kendini hakk’la örtmüştür.


Hakikat bilgisini inkar ederek küfrü bâtıl ile hakk’ı örtenler dediler ki, bu Kurâna da onun taşıyıcısı ve tebliğ edicisi olan Kâmil İnsan’a asla iman ederek tabi olmayacağız dediler. Aslında Allah’ın ve Kurân’ın ( Kitab-ı Nâtık) müdahil olmadığı bir hayat tasavvur ediyorlar. Oysa Ulûhiyyet mertebesi bütün alemleri kuşatmış ve hükümranlığı altına almıştır.

“Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hâllerini bir görsen!”

“Zalimler” Kendilerinde var olan ilahi hakikatin ne olduğundan bihaber yaşayarak nefislerine zulmedenler!

“Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hâllerini bir görsen!” Rablerini müşâhede sürecinde hakikatlerindeki esma kuvvelerini idrak ettiklerindeki hallerini bir görsen; Hakk’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar nihayet küçük kıyamet başlarına koptuğu zaman kaçırdıkları fırsatlardan dolayı pişman olacaklar, çeşitli varlıklara bağlanmanın yükünü, cismani sevgiden kaynaklı fiilleri ve maddi ihtiraslalrın vebalini sırtlarına yüklenecekleri için “ hallerini bir görsen” diye ibret alınması için vurgu yapılmıştır.

Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk" derler.” Zayıf ve güçsüz olanlar, Allah’ın verdiği aklı ve iradeyi kullanamayanlardır. Büyüklük taslayanlar ( ekâbir olanlar) ise, nefislerinin sıfatlarıyla hakk’ın sıfatlarını örtüp gizleyen-lerdir.

Kişinin bireysel varlığında olan akıl ve iradesi nefsi emmaresinin hükmü ve kontrolü altına geçerse bu durum ayette belirtilen zayıf ve güçsiz olanların ekâbir olanlarla konuşması şeklinde tasvir edilmektedir. Yani kişideki akıl tabi olduğu nefsi emmare ekâbiri ile konuşmaktadır ve ondan şikayet etmektedir. Sen olmasaydın biz kâmil bir davetçiye uyup önce iman ehli sonra da irfan ehli olurduk diye pişmanlığını dile getirmektedir. Kibir ve gurur nefsi emmare benliğine aittir. Kibriya ise, Yüce Allah’ın azamet ve yüceliğidir. Emmare benliklerde ekabir varken, Kâmil insan ve irfan ehlinde ise Kibriya sıfatı vardır.

وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

45.37 - Ve lehul kibriyâu fis semâvâti vel ard, ve huvel azîzul hakîm.

45.37 - Göklerde ve yerde ululuk(Kibriya) O'na aittir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.


Zat-ı İlahi bütün alemleri kibriyası ile kuşatmıştır. İhrâma girme esnasında erkekler iki parçadan oluşan ve tüm vücutlarını örten beyaz ihram elbiselerini giyerler. Bunun birisine “İzar” denir belden aşağısı için kullanılır. “Rida” ise belden yukarısı için kullanılan örtüye bürünürler.

Sâlikler kendi beşeri benliklerinden soyunarak ilahi benliğin örtüsüne bürünürler. Peygamber efendimiz bu konu hakkındaki bir kutsi hadislerinde şöyle buyurdular. ”Allah c.c şöyle buyurdu. Azamet benim izâr’ımdır, Kibriya da ridâmdır . Bunlardan biri konusunda bana ters düşen kimseye azab ederim."(Müslim,Ebu davud,Müsned” Hadiste ihram örtülerinden” azamet” “izar’a , Kibriya ise “rida”’ya teşbih edilmiştir.

“ Kibriya ve azamet” Allah’ın bütün Zat-ı Akdes’ini ve sıfatlarını kuşatan umumî bir mefhumdur. Yani Allah’ın Zâtı da sıfatları da isimleri de mutlak kibriya ve azamet içindedir. Allah’a ait bir elbiseyi, yani kibriya ve azameti henüz beşeriyetinden ve nefsaniyetinden soyunmmamış insanın giymeye kalkışması çok maskara ve büyük bir dalalettir.

Gönül kabesi için ihrama giren salikler, mahremiyetleri gereği “izar”ları ile, Hakk’ın Azametini, ”rida”ları ile Kibriyasını müşahede etmiş olurlar. İhram’ın 2 parça oluşu da Allah’ın azamet ve kibriyasının o kişi üzerindeki tecellisidir. Henüz ihramın ne olduğunu bilmiyen ya da gaflet ile ihramı giyenlerde bu durum kibir ve büyüklük taslama hastalığı olarak kendilerine yansır. Hadisi kutsî’nin son bölümünde olan “ Bunlardan biri konusunda bana ters düşen kimseye azab ederimilâhi ikaz ise sâlikler açısından uyarıcıdır. Size lütfedilen “Kibriya ve azamet” tecellilerini nefsinizin eline kaptırarak azaba uğramayın’dır. ÇHU


~~34.32~
قَالَ الَّذٖينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذٖينَ اسْتُضْعِفُوا اَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدٰى بَعْدَ اِذْ جَاءَكُمْ بَلْ كُنْتُمْ مُجْرِمٖينَ

34/32 - Kâlellezînestekberû lillezînestud'ıfû enahnu sadednâkum anil hudâ bağde iz câekum bel kuntum mucrimîn Diyanet Meali:

34/32 Büyüklük taslayanlar, zayıf ve güçsüz görülenlere, "Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olanlar sizlerdiniz" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır:

34/32 Diğer taraftan büyüklük taslıyanlar o zebûn edilenlere şöyle demektedir: ya... Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik, hayır siz kendiniz mücrimdiniz


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)