İçeriğe atla
Sebe' 39Cüz 22 · Sayfa 432

Sebe' Sûresi 39. Âyet

سبإ

Sohbete sor

Kul inne rabbî yebsutu-rrizka limen yeşâu min ‘ibâdihi veyakdiru leh(u)(c) vemâ enfaktum min şey-in fehuve yuḣlifuh(u)(s) vehuve ḣayru-rrâzikîn(e)

De ki: "Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."

Sebe' Sûresi

Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir. ve (dilediğine) kısar.

Demek ki, Allah Rab olarak her varlığının durumuna göre rızkı vermekte, geniş veya dar yapmakta, bununla onu terbiye etmektedir. O halde kime ne kadar verilmesi gerekiyorsa o kadar veriyor, kimden ne kadar kesilmesi gerekiyorsa da o kadar kesiyor.

Yani, Allah, her insanın maslahat ve menfaatinin, kendisine o kadar miktar vermesinde bulunduğunu bilir. Buna göre de “kullarının rızıkları hususundaki farklılık, kendisinin cimri olması sebebiyle olmayıp, tam aksine, onların menfaatlerini bilip, görüp gözetmiş olması sebebiyledir" demektir. Demek ki, ayet bunun hikmetsiz ve anlamsız olmadığına işaret etmektedir.

Allah her kulunun durumunu görür, bilir. Genellikle herkes zengin olmak ister, fakirlikten korkar. Fakat Allah, hikmeti uyarınca kimine az kimine çok verir. Ama ne çok vermesi mutlak anlamda hayır, ne de az vermesi mutlak anlamda şerdir.

Zenginlik yüzünden maddî veya manevî birçok şeyini, hatta inancını, sevdiklerini veya hayatını kaybedenler olduğu gibi fakirlik sebebiyle birçok kayıptan kurtulanlar, manevî kazançlara kavuşanlar da vardır.

Zenginlik kimini kurtarır, kimini de mahveder. Bununla birlikte varlık yokluğa yeğlenir. Onun için ayetlerde "Allah'tan fakirlik isteyin" anlamına gelebilecek hiçbir ifadeye yer verilmemiş; "mal, rızık, servet isteyin" denilmiş; fakat bunun da hakkının verilmesi gerektiği bildirilmiştir.

Kur'an’da rızık olarak verilen nimetler hayatın vazgeçilemez unsuru olan sudan ve gıdalardan ibaret sayılmamış, başta din, faydalı ilim, ve hidayet  olmak üzere Allah’ın manevî lütuflarını da rızık olarak nitelendirebiliriz. Esas rızık manevi rızıktır. HU'yu, kendi rahmetini, seçtiği bir gönüle verir. O gönül ile manevi rızık dağıtır. Allah o bilginin dağıtılmasını tasdik ediyor. O gönül noktası o’nun halifesidir. Kendisindeki ilâhi bilgiyi (rızıkları) insanlara dağıtıyor.

“Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlı-sıdır." Allah yolunda ( fî sebîlillah) harcamayı üç mertebede ele alabiliriz.

Birincisi: Mülk aleminde fiiller tecellisinden infak etmektir. Bu mertebede kişi, Allah’ın kendisine sevap vermesi için malını harcar, Allah’da verdiğinin yediyüz katını vererek onu ödüllendirir. Sonra bu ödülü dilediği gibi sonsuza kadar katlandırır. Çünkü Allah’ın eli, malını harcayanın elinden sınırsız şekilde geniş ve uzundur.

İkincisi: Rububiyyet mertebesi yönünden esmâ-i ilâhiyyeleri karşı tarafa infak etmektir. Burası da Allah’ın razılığını-rızasını elde etmek gayesi ile yapılan infaktır. Birincisinde nefsin razılığı ve menfeati olan bir harcama ve infak söz konusu iken, ikincisinde radıye-merdiyye mertebeleri söz konusudur. Keyfiyet yönünden bu harcama/infak türü birinciden daha faziletlidir.

Üçüncüsü: Allah ile Allah için yapılan harcama/infak türüdür. Müşâhede makamından yapılan infak ile, Vechullah, beytullah, habîbullah sıfat mertebesinden sıfatı ilahiler ile ehil olan muhtaçlara infak edilir. En yüce ikram ve infak budur. Bu infak ile sâlikler Sıfatı ilahiler ile muttasıf olurlar.

“Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça birre/iyiye eremessiniz “ 3/92 Bir başka ayeti celilede ”Kazandıklarınızın iyilerinden hayra harcayın” buyurulmaktadır. İnfakı nefsiyle olan kişi, nefsin cimriliğinden ve mala düşkünlüğünden dolayı en şerefli en üstün olan şeyi infak edemez. Nefis en şerefli şeyi Allah’a özgü kılmaktansa kendine ayırır. Bu yüzden nefisle olan infak birre/iyiliğe ulaştırmaz.

“O, rızık verenlerin en hayırlısıdır." En hayırlı rızık veren odur. Çünkü her mertebedeki rızık zâtından kaynaklanır. Yararlı olan ayan-ı sabitelere uygun olan rızıkları veren odur. ÇHU


~~34.40~
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمٖيعًا ثُمَّ يَقُولُ لِلْمَلٰئِكَةِ اَهٰؤُلَاءِ اِيَّاكُمْ كَانُوا يَعْبُدُونَ

34/40 - Ve yevme yahşuruhum cemîan summe yegûlu lilmelâiketi ehâulâi iyyâkum kânû yağbudûn.

Diyanet Meali:

34/40 Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, "Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?" diyeceği günü bir hatırla!

Elmalılı Hamdi Yazır:

34/40 O gün ki hep onları birlikte mahşere toplıyacağız, sonra Melâikeye diyeceğiz: şunlar size mi tapıyorlardı


~~34.41~
قَالُوا سُبْحَانَكَ اَنْتَ وَلِيُّنَا مِنْ دُونِهِمْ بَلْ كَانُوا يَعْبُدُونَ الْجِنَّ اَكْثَرُهُمْ بِهِمْ مُؤْمِنُونَ

34/41 - Gâlû subhâneke ente veliyyunâ min dûnihim, bel kânû yağbudûnel cinn, ekseruhum bihim mué'minûn.

Diyanet Meali: -

34/41 (Melekler) derler ki: "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu." Elmalılı Hamdi Yazır:

34/41 Demişlerdir: Zati sübhanına arzı tenzih ederiz, sensin onlara karşı bizim sığınacak veliymiz, hayır onlar cinlere tapıyorlardı, ekserisi onlara inanmışlardı


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)