Kul inne rabbî yebsutu-rrizka limen yeşâu min ‘ibâdihi veyakdiru leh(u)(c) vemâ enfaktum min şey-in fehuve yuḣlifuh(u)(s) vehuve ḣayru-rrâzikîn(e)
De ki: "Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
De ki: "Gerçekten Rabbim kullarından dilediği kimseye rızkı hem genişletir, hem daraltır. Her neyi hayra harcarsanız O, onun yerine başkasını verir. Hem O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Bu ayet, Allah'ın rızık üzerindeki mutlak kudretini, dilediğine genişletip dilediğine daraltmasını ve infak edilenin karşılığını vermesini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, rızkın dağıtımı, infak ve Allah'ın rızık vericiliği etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bast (بسط), bir şeyi yaymak, genişletmek ve açmak anlamına gelir. Ayetteki 'yebsuṭu' fiili, Allah'ın kullarından dilediğine rızkı genişletmesi, yani maddi imkanları artırması ve bolluk vermesi anlamında kullanılmıştır. Bu, Allah'ın kudretinin ve cömertliğinin bir tezahürüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yebsuṭu (يبسط), mecazi olarak rızkı genişletmek, bollaştırmak demektir. Bu ayette, Allah'ın dilediği kuluna rızkı genişletmesi, yani ona daha fazla mal ve imkan vermesi kastedilmektedir. Bu, Allah'ın takdirinin ve hikmetinin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Bast (بسط) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın rızık ve nimetleri genişletmesi bağlamında kullanılır. Bu ayetteki 'yebsuṭu', Allah'ın insanlara bahşettiği maddi imkanların bolluğunu ve genişliğini ifade eder. Bu, Allah'ın mutlak egemenliğinin ve lütfunun bir yönüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rızk (رزق), devamlı olarak verilen şeydir. Hem dünyevi hem de uhrevi nimetleri kapsar. Bu ayetteki 'er-rizk', Allah'ın kullarına bahşettiği maddi geçim kaynakları, mal ve mülk gibi şeyleri ifade eder. Allah'ın rızkı genişletmesi veya daraltması, bu nimetlerin miktarını belirlemesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rızk (رزق), Allah'ın canlılara verdiği her türlü faydalı şeydir. Bu ayette, 'er-rizk' kelimesi, Allah'ın kullarına takdir ettiği ve onlara ulaştırdığı maddi ve manevi tüm imkanları kapsar. Allah'ın rızkı genişletmesi veya daraltması, O'nun mutlak iradesinin bir sonucudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rızk (رزق) kavramı, Kur'an'da Allah'ın insanlara ve tüm canlılara sağladığı geçim kaynakları ve yaşam için gerekli olan her şeyi ifade eder. Bu ayette, 'er-rizk', Allah'ın kullarına verdiği maddi nimetleri ve yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan her şeyi kapsar. Bu, Allah'ın yaratıcılığının ve besleyiciliğinin temel bir yönüdür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yakdiru (يقدر), rızkı daraltmak, kısmak anlamına gelir. Ayetteki 've yakdiru lehu' ifadesi, Allah'ın dilediği kuluna rızkı daraltması, yani ona daha az mal ve imkan vermesi anlamında kullanılmıştır. Bu, Allah'ın hikmetinin ve imtihanının bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadr (قدر), bir şeyi ölçmek, belirlemek ve sınırlamak anlamına gelir. 'Yakdiru' fiili, Allah'ın rızkı belirli bir ölçüye göre vermesi, yani daraltması veya kısıtlaması anlamında kullanılır. Bu, Allah'ın her şeyi bir hikmetle ve ölçüyle yarattığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kadr (قدر) kökünden türeyen 'yakdiru', Kur'an'da hem güç yetirme hem de bir şeyi ölçüyle, takdirle belirleme anlamlarında kullanılır. Bu ayetteki bağlamda, Allah'ın rızkı dilediği kuluna daraltması, yani belirli bir ölçüde vermesi anlamındadır. Bu, Allah'ın mutlak iradesinin ve adaletinin bir yansımasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnfak (إنفاق), malı tüketmek, harcamak anlamına gelir. Kur'an'da genellikle Allah yolunda harcamak, sadaka vermek anlamında kullanılır. Ayetteki 'enfaktum' fiili, müminlerin Allah rızası için harcadıkları her türlü malı ifade eder. Bu, Allah'ın vaat ettiği karşılığın alınacağı bir eylemdir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İnfak (إنفاق), malı Allah yolunda harcamak, tüketmek demektir. Bu ayette, 'enfaktum' kelimesi, insanların Allah'a yakınlaşmak ve sevabını kazanmak amacıyla yaptıkları harcamaları kapsar. Allah, bu harcamaların karşılığını misliyle vereceğini vaat etmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnfak (إنفاق) kavramı, Kur'an'da sıkça geçen ve İslam ahlakının temelini oluşturan bir eylemdir. Genellikle Allah yolunda mal harcamayı, ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi ifade eder. Bu ayette, 'enfaktum', müminlerin Allah'a olan imanlarının bir göstergesi olarak yaptıkları maddi fedakarlıkları vurgular ve Allah'ın bu fedakarlıkları karşılıksız bırakmayacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhlâf (إخلاف), bir şeyin yerine başka bir şey koymak, bir şeyin karşılığını vermek anlamına gelir. Ayetteki 'yuhlifuhu' fiili, Allah'ın infak edilen malın yerine daha iyisini, daha fazlasını veya bereketlisini vereceğini ifade eder. Bu, Allah'ın cömertliğinin ve vaadinin bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yuhlifuhu (يخلفه), yerine koymak, karşılığını vermek demektir. Bu ayette, Allah'ın infak edilen her şeyin yerine daha iyisini veya daha fazlasını vereceği kastedilmektedir. Bu, Allah'ın müminlere olan lütfunun ve kereminin bir ifadesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İhlâf (إخلاف), bir şeyin ardından gelmek veya bir şeyin yerine geçmek anlamındadır. Kur'an'da 'yuhlifuhu' fiili, Allah'ın infak edilen malın karşılığını kat kat vermesi, yani dünyada veya ahirette daha hayırlısını bahşetmesi anlamında kullanılır. Bu, infak etmenin bereketini ve Allah'ın vaadinin doğruluğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râzık (رازق), rızık veren demektir. 'Er-Râzikîn' kelimesi, rızık verenlerin genelini ifade ederken, ayette 'Hayru'r-Râzikîn' (rızık verenlerin en hayırlısı) ifadesiyle Allah'ın mutlak ve eşsiz rızık verici olduğu vurgulanır. Diğer rızık verenler, aslında Allah'ın rızkını ulaştıran vasıtalardır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Râzık (رازق), rızkı yaratan ve onu kullarına ulaştıran demektir. Ayetteki 'Hayru'r-Râzikîn' ifadesi, Allah'ın rızık verme konusunda hiçbir ortağı ve dengi olmadığını, O'nun rızkının kesintisiz, eksiksiz ve en mükemmel olduğunu belirtir. İnsanların rızık vermesi ise sınırlı ve Allah'ın iznine bağlıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Râzık (رازق) ismi, Allah'ın temel sıfatlarından biridir ve O'nun tüm canlıların geçimini sağlayan, onlara rızık veren olduğunu ifade eder. Bu ayetteki 'Hayru'r-Râzikîn' ifadesi, Allah'ın rızık verme konusundaki üstünlüğünü ve mutlak yetkisini vurgular. Diğer rızık verenler sadece birer aracıdır, gerçek rızık verici yalnızca Allah'tır.
Sebe' Sûresi
Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir. ve (dilediğine) kısar.
Demek ki, Allah Rab olarak her varlığının durumuna göre rızkı vermekte, geniş veya dar yapmakta, bununla onu terbiye etmektedir. O halde kime ne kadar verilmesi gerekiyorsa o kadar veriyor, kimden ne kadar kesilmesi gerekiyorsa da o kadar kesiyor.
Yani, Allah, her insanın maslahat ve menfaatinin, kendisine o kadar miktar vermesinde bulunduğunu bilir. Buna göre de “kullarının rızıkları hususundaki farklılık, kendisinin cimri olması sebebiyle olmayıp, tam aksine, onların menfaatlerini bilip, görüp gözetmiş olması sebebiyledir" demektir. Demek ki, ayet bunun hikmetsiz ve anlamsız olmadığına işaret etmektedir.
Allah her kulunun durumunu görür, bilir. Genellikle herkes zengin olmak ister, fakirlikten korkar. Fakat Allah, hikmeti uyarınca kimine az kimine çok verir. Ama ne çok vermesi mutlak anlamda hayır, ne de az vermesi mutlak anlamda şerdir.
Zenginlik yüzünden maddî veya manevî birçok şeyini, hatta inancını, sevdiklerini veya hayatını kaybedenler olduğu gibi fakirlik sebebiyle birçok kayıptan kurtulanlar, manevî kazançlara kavuşanlar da vardır.
Zenginlik kimini kurtarır, kimini de mahveder. Bununla birlikte varlık yokluğa yeğlenir. Onun için ayetlerde "Allah'tan fakirlik isteyin" anlamına gelebilecek hiçbir ifadeye yer verilmemiş; "mal, rızık, servet isteyin" denilmiş; fakat bunun da hakkının verilmesi gerektiği bildirilmiştir.
Kur'an’da rızık olarak verilen nimetler hayatın vazgeçilemez unsuru olan sudan ve gıdalardan ibaret sayılmamış, başta din, faydalı ilim, ve hidayet olmak üzere Allah’ın manevî lütuflarını da rızık olarak nitelendirebiliriz. Esas rızık manevi rızıktır. HU'yu, kendi rahmetini, seçtiği bir gönüle verir. O gönül ile manevi rızık dağıtır. Allah o bilginin dağıtılmasını tasdik ediyor. O gönül noktası o’nun halifesidir. Kendisindeki ilâhi bilgiyi (rızıkları) insanlara dağıtıyor.
“Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlı-sıdır." Allah yolunda ( fî sebîlillah) harcamayı üç mertebede ele alabiliriz.
Birincisi: Mülk aleminde fiiller tecellisinden infak etmektir. Bu mertebede kişi, Allah’ın kendisine sevap vermesi için malını harcar, Allah’da verdiğinin yediyüz katını vererek onu ödüllendirir. Sonra bu ödülü dilediği gibi sonsuza kadar katlandırır. Çünkü Allah’ın eli, malını harcayanın elinden sınırsız şekilde geniş ve uzundur.
İkincisi: Rububiyyet mertebesi yönünden esmâ-i ilâhiyyeleri karşı tarafa infak etmektir. Burası da Allah’ın razılığını-rızasını elde etmek gayesi ile yapılan infaktır. Birincisinde nefsin razılığı ve menfeati olan bir harcama ve infak söz konusu iken, ikincisinde radıye-merdiyye mertebeleri söz konusudur. Keyfiyet yönünden bu harcama/infak türü birinciden daha faziletlidir.
Üçüncüsü: Allah ile Allah için yapılan harcama/infak türüdür. Müşâhede makamından yapılan infak ile, Vechullah, beytullah, habîbullah sıfat mertebesinden sıfatı ilahiler ile ehil olan muhtaçlara infak edilir. En yüce ikram ve infak budur. Bu infak ile sâlikler Sıfatı ilahiler ile muttasıf olurlar.
“Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça birre/iyiye eremessiniz “ 3/92 Bir başka ayeti celilede ”Kazandıklarınızın iyilerinden hayra harcayın” buyurulmaktadır. İnfakı nefsiyle olan kişi, nefsin cimriliğinden ve mala düşkünlüğünden dolayı en şerefli en üstün olan şeyi infak edemez. Nefis en şerefli şeyi Allah’a özgü kılmaktansa kendine ayırır. Bu yüzden nefisle olan infak birre/iyiliğe ulaştırmaz.
“O, rızık verenlerin en hayırlısıdır." En hayırlı rızık veren odur. Çünkü her mertebedeki rızık zâtından kaynaklanır. Yararlı olan ayan-ı sabitelere uygun olan rızıkları veren odur. ÇHU
~~34.40~
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمٖيعًا ثُمَّ يَقُولُ لِلْمَلٰئِكَةِ اَهٰؤُلَاءِ اِيَّاكُمْ كَانُوا يَعْبُدُونَ
34/40 - Ve yevme yahşuruhum cemîan summe yegûlu lilmelâiketi ehâulâi iyyâkum kânû yağbudûn.
Diyanet Meali:
34/40 Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, "Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?" diyeceği günü bir hatırla!
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/40 O gün ki hep onları birlikte mahşere toplıyacağız, sonra Melâikeye diyeceğiz: şunlar size mi tapıyorlardı
~~34.41~
قَالُوا سُبْحَانَكَ اَنْتَ وَلِيُّنَا مِنْ دُونِهِمْ بَلْ كَانُوا يَعْبُدُونَ الْجِنَّ اَكْثَرُهُمْ بِهِمْ مُؤْمِنُونَ
34/41 - Gâlû subhâneke ente veliyyunâ min dûnihim, bel kânû yağbudûnel cinn, ekseruhum bihim mué'minûn.
Diyanet Meali: -
34/41 (Melekler) derler ki: "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu." Elmalılı Hamdi Yazır:
34/41 Demişlerdir: Zati sübhanına arzı tenzih ederiz, sensin onlara karşı bizim sığınacak veliymiz, hayır onlar cinlere tapıyorlardı, ekserisi onlara inanmışlardı