Vekad keferû bihi min kabl(u)(s) veyakżifûne bilġaybi min mekânin be'îd(in)
Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.
Halbuki daha önce (dünyada) O'nu inkâr etmişlerdi. Uzak yerden gayba taş atıyorlardı.
Sebe' Suresi 53. ayet, inkarcıların geçmişteki tutumlarını ve gayba yönelik asılsız iddialarını ele almaktadır. Ayet, 'küfür', 'gayb' ve 'uzak mekan' kavramları üzerinden, hakikati reddetme ve bilinmeyene dair spekülasyon yapma eylemlerini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin aslının bir şeyi örtmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, inkarcıların Allah'ın ayetlerini ve peygamberin getirdiği hakikati bilerek örtbas etmeleri, gizlemeleri ve reddetmeleri anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece inanmamak değil, aynı zamanda hakikati gizleme ve ona karşı çıkma eylemini de içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramını Kur'an'ın temel zıtlıklarından biri olarak ele alır ve 'iman'ın karşıtı olduğunu vurgular. Bu ayetteki 'keferû' fiili, inkarcıların geçmişte Allah'ın birliğini ve peygamberin risaletini reddetme, yani hakikate karşı kör ve sağır kalma durumlarını ifade eder. Bu, sadece bir inançsızlık değil, aynı zamanda aktif bir reddediş ve karşı duruştur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr' kelimesinin mecazi anlamlarına da değinir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, onların daha önce peygamberin getirdiği mesajı ve mucizeleri görmezden gelmeleri, onları yalanlamaları ve böylece hakikati örtmeleri anlamında mecazi bir kullanım taşır. Bu, sadece inkar değil, aynı zamanda hakikate karşı bir körlük ve direnç göstermektir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kadf' kelimesinin 'atmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yakzifûne' fiili, inkarcıların gayb hakkında, yani bilmedikleri ve hakkında hiçbir delilleri olmayan konularda asılsız sözler söylemeleri, tahminlerde bulunmaları ve iftiralar atmaları anlamında kullanılmıştır. Bu, hakikate dayanmayan, boş ve temelsiz iddialarda bulunma eylemini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kadf' kelimesinin 'bir şeyi uzağa atmak' anlamının yanı sıra, 'iftira atmak' ve 'asılsız sözler söylemek' anlamlarına da geldiğini açıklar. Ayetteki 'yakzifûne bi'l-gayb' ifadesi, inkarcıların gayb hakkında, yani gelecekteki olaylar veya ahiret gibi bilinmeyen konularda, hiçbir bilgiye dayanmadan, sadece zan ve heva ile konuşmaları, iftira atmaları ve yalan söylemeleri anlamındadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kadf' fiilinin Kur'an'da genellikle olumsuz bir bağlamda, 'iftira atmak', 'suçlamak' veya 'asılsız iddialarda bulunmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı da, inkarcıların gayb hakkında, yani Allah'ın bildiği ve insanlara bildirmediği konularda, kendi zanlarına dayanarak uydurma sözler sarf etmeleri, hakikati çarpıtmaları ve böylece insanları yanıltmaya çalışmaları eylemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'gayb' kelimesinin 'gözden kaybolan, gizli kalan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bi'l-gayb' ifadesi, inkarcıların Allah'ın ilmine ait olan, insanların duyuları veya akıllarıyla idrak edemeyecekleri, gelecekteki olaylar, ahiret halleri gibi bilinmeyen konular hakkında konuşmaları, asılsız iddialarda bulunmaları anlamında kullanılmıştır. Bu, insan bilgisinin ötesindeki alanlara dair spekülasyon yapmayı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'gayb'ı 'insanların duyularıyla veya akıllarıyla ulaşamadığı, ancak Allah'ın bildiği şeyler' olarak tanımlar. Bu ayette 'bi'l-gayb' ifadesi, inkarcıların, Allah'ın kendilerine bildirmediği, dolayısıyla hakkında kesin bilgiye sahip olamayacakları konularda, yani gelecekteki olaylar, kıyamet, ahiret gibi meselelerde, zan ve tahminlere dayanarak konuşmaları ve asılsız iddialarda bulunmaları anlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'gayb' kavramının Kur'an'da 'insan algısının ötesindeki gerçeklik' olarak merkezi bir rol oynadığını belirtir. Ayetteki 'bi'l-gayb' ifadesi, inkarcıların, Allah'ın varlığı, ahiret, peygamberlik gibi iman esaslarını oluşturan ve insan aklının doğrudan kavrayamayacağı bu 'gayb' alanına dair, hiçbir delile dayanmadan, sadece kendi heva ve hevesleriyle asılsız iddialar ortaya atmalarını ifade eder. Bu, hakikati reddetmenin bir uzantısıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mekân' kelimesinin 'yer' anlamına geldiğini ve 'ba'îd'in 'uzak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'min mekânin ba'îd' ifadesi, mecazi bir anlam taşır. İnkarcıların gayba dair asılsız iddialarda bulunurken, hakikatten, doğru bilgiden ve vahiyden çok uzak bir konumda olduklarını, yani delilsiz ve dayanaksız konuştuklarını ifade eder. Bu, onların bilgiye değil, zanna dayalı konuşmalarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ba'îd' kelimesinin hem fiziksel uzaklığı hem de mecazi olarak 'hakikatten uzaklık', 'doğruluktan sapma' anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'min mekânin ba'îd' ifadesi, inkarcıların gayb hakkında konuşurken, doğru bilgiye, vahye ve akla uygun delillere dayanmaktan çok uzak bir noktada olduklarını, yani tamamen zan ve heva ile hareket ettiklerini mecazi olarak anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ba'îd' kelimesinin Kur'an'da sadece mekansal uzaklığı değil, aynı zamanda 'hakikatten uzaklık', 'doğruluktan sapma' gibi soyut uzaklıkları da ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'min mekânin ba'îd' ifadesi, inkarcıların gayb hakkında söyledikleri sözlerin, hakikatten, vahiyden ve sağlam delillerden ne kadar uzak olduğunu, yani tamamen temelsiz ve asılsız olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır.
Sebe' Sûresi
Bu zümrede olanlar daha önce yani dünya hayatında iken bizim elçimizi ve davetçimizi inkar edip yalanlamışlardı. Hatta “Hadi” olarak size gönderilen dönemin İnsan-ı kâmilini inkar etmenin yanında taş atıyordunuz. Yani bilgisizlik ve cahilliğiniz yüzünden onu tahkir edip hor ve hakir görüyordunuz. Hatta o kadar ileri gidiyordunuz ki gayb aleminin sırları size kapalı olduğu halde ahkam kesim fetvalar veriyordunuz.
Ayeti kerime çok açık olarak bugün irfan ehlini tanıyamadığı için inkar eden ve ona karşı fütursuzca iftiralarda bulunan sözde bilgili ve alim kişilerin kıyamet günü perdeler gözlerinin önünden indirildiğinde düşecekleri elim verici durum haber veriliyor.
Buraya özel bir not düşelim: Bu durumu anlatan ayet 53 numaralı ayettir. Ve hususi bir sesleniş vardır. 53 şifre sayısı ile Terzi Baba dilinden ve kelamından o gün bunun yaşanacağını bu yazdıklarımızla bizlerin de şahid olacağını, okuyan ve idrak eden kardeşlerimizin de şahid olacağını belirtelim bu husus aynıyla yaşanacaktır. Bu konu hakkında yıllar önce yaşadığım bir tecelliye burada yer vererek bir sonraki ayete geçelim. ÇHU
Konu ile ilgili olan, yaşadığım bir hâtıraya burada yer vermek istedim. Kendi görev yaptığım câmide bir öğlen namazını cemaatle birlikte edâ ediyorken müezzinin kâmet okuyuşuyle birlikte namaza girildi. Namazın hemen başında fâtihadan sonra zammı sûre olarak kıyâmet sûresinin ilk âyetlerini okuyor iken, “Lâ uksimu bi yevmil kıyâmeh Velâ uksimu binnefsil levvâmeh” 75/1-2 Mealen,” Kıyâmet gününe yemin ederim. Kusurlarından dolayı o gün pişmanlık çeken nefse de yemin ederim.” Kıyame sûresi 1-2 75/1-2… 51+2=53 Namaz esnasında bu âyeti kerimelerin ifade ve ma’nâları Terzi Babamın ruhâniyeti, varlığımı sararak kalbime ilkâ olundu. Kıyâmet günü pişmanlık duyan nefse edilen kasem bir yönüyle de Terzi Babamın zamanında iyi anlaşılamaması, değer ve kıymetinin iyi bilinememesinin nefislerin tadacağı bir sonuç olduğu düşüncesi ile irkildim. Halbuki onu zekâsının genişliği, asırlarca sonrasını gören uzak görüşü, engin ilmi irfânı, onu anlayanları dün olduğu gibi, bu günde, ve hattâ yarında hayretten hayrete düşürecek seviyededir. ÇHU
~~34.54~
وَحٖيلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَا يَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِاَشْيَاعِهِمْ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا فٖى شَكٍّ مُرٖيبٍ
34.54 - Ve hîle beynehum ve beyne mâ yeştehûne kemâ fuıle bieşyâıhim min gabl, innehum kânû fî şekkim murîb.
Diyanet Meali:
34/54 Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler.
Elmalılı Hamdi Yazır:
34/54 Artık kendileriyle arzularının arasına sed çekilmiştir, tıpkı bundan evvel emsallerine yapıldığı gibi, çünkü hepsi işkilli bir şek bulunuyorlardı