Vemâ yestevî-l-ahyâu velâ-l-emvât(u)(c) inna(A)llâhe yusmi'u men yeşâ(u)(s) vemâ ente bimusmi'in men fî-lkubûr(i)
Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.
Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.
Bu ayet, diriler ve ölüler arasındaki temel farkı vurgulayarak, Allah'ın dilediğine hidayet verme gücünü ve Peygamber'in bu konudaki sınırlılığını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Özellikle 'işitme' fiili üzerinden mecazi ve hakiki anlamlar iç içe geçirilmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayat' (حياة) kelimesinin asıl anlamının 'kuvve-i nâmiye' (büyüme gücü) ve 'kuvve-i hassâse' (duyma gücü) olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-ahyâ' ise mecazi olarak, hakikati idrak eden, öğüt alan ve Allah'ın davetine icabet eden kimseleri ifade eder. Bu bağlamda, kalbi diri olan, hakikati kabul etmeye hazır olan kişileri temsil eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hayat'ın zıddının 'memât' (ölüm) olduğunu ve Kur'an'da hem hissi (bedensel) hem de manevi (kalbi) hayat için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'el-ahyâ', manevi hayatı olan, yani iman ve hidayetle diri olan kişileri ifade eder ki bunlar Allah'ın davetine kulak verenlerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'hayat' kavramının sadece biyolojik bir durumu değil, aynı zamanda manevi bir canlılığı, Allah'a yönelişi ve hakikati idrak etme yeteneğini de ifade ettiğini belirtir. 'El-ahyâ', bu bağlamda, Allah'ın mesajına açık olan, kalbi uyanık ve idrak sahibi insanları simgeler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mevt' (ölüm) kelimesinin Kur'an'da bazen 'küfür' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-emvât', küfür ve cehalet içinde olan, hakikati işitmeyen ve dolayısıyla manen ölü olan kimseleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ölü' kelimesinin Kur'an'da mecazi olarak 'küfür ehli' için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'el-emvât', kalpleri mühürlenmiş, hakikati kabul etmeyen ve hidayet çağrısına sağır kalan kimseleri temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mevt'in 'hayat'ın zıddı olduğunu ve Kur'an'da hem bedensel ölüm hem de manevi ölüm (küfür, cehalet) için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'el-emvât', manevi olarak ölü olan, yani iman ve hidayetten yoksun kimselerdir ki bunlar Allah'ın davetine kulak tıkarlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'semâ'' (işitme) fiilinin Kur'an'da bazen 'idrak etme' ve 'kabul etme' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yüsmi'u', Allah'ın dilediği kimselere hakikati anlama ve ona icabet etme yeteneği bahşetmesini ifade eder, bu da hidayetle eş anlamlıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'işitme' fiilinin Kur'an'da hem duyma organıyla algılama hem de anlama ve itaat etme anlamında kullanıldığını açıklar. Burada 'yüsmi'u', Allah'ın hidayetini kabul etmeye elverişli kalplere hakikati ulaştırması ve onların idrakini açmasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'semâ'' fiilinin Kur'an'da sadece fiziksel işitme değil, aynı zamanda 'anlama, idrak etme, kabul etme ve itaat etme' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu vurgular. Ayetteki 'yüsmi'u', Allah'ın iradesiyle bir kimsenin kalbinin hakikate açılması ve hidayeti benimsemesi anlamına gelir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'işittirme' fiilinin olumsuz bağlamda kullanıldığında, muhatabın hakikati kabul etmeyecek kadar inatçı veya idrakten yoksun olduğunu ifade ettiğini belirtir. 'Bimüsmi'in', Peygamber'in, kalpleri mühürlenmiş, hidayete kapalı olanlara zorla hidayet veremeyeceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ismâ'' (işittirme) fiilinin, bir şeyi duyurmak ve idrak ettirmek anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'bimüsmi'in' ifadesi, Peygamber'in, Allah'ın hidayet vermediği kimselere, ne kadar çabalasa da hakikati idrak ettiremeyeceğini, onların manevi sağırlığını gideremeyeceğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da peygamberlerin görevinin sadece tebliğ etmek olduğunu, hidayetin ise tamamen Allah'ın elinde olduğunu vurgular. 'Bimüsmi'in', Peygamber'in bu ilahi yetkiye sahip olmadığını, yani kalpleri mühürlenmiş olanlara zorla iman ettiremeyeceğini açıkça belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kabir' kelimesinin Kur'an'da bazen mecazi olarak 'küfür ve cehalet hali' için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-kubûr', manevi olarak ölü olan, yani küfür ve gaflet içinde bulunan, hakikati işitmeyen kimseleri simgeler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kabirlerde olanlar' ifadesinin mecazi olarak 'küfür ehli' için kullanıldığını açıklar. Bu, onların manevi olarak ölü olmaları ve hakikate karşı duyarsız kalmaları nedeniyle, fiziksel olarak kabirde yatan ölüler gibi bir tepki vermediklerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kabir'in asıl anlamının 'ölülerin gömüldüğü yer' olduğunu, ancak Kur'an'da bazen mecazi olarak 'gaflet ve cehalet hali' için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-kubûr', manevi olarak ölü olan, yani hidayet çağrısına kapalı olan kimseleri temsil eder.
Fâtır Sûresi
Beden kabirlerinde manen ölü hükmünde yaşayanlara işittiremezsin.
Zâhiren ise kabirlerde olanlar zâten işitseler dahi bu durum onlara bir fayda sağlamaz. Kabirlere girmiş olanlar bir bakıma işitip, duyuyorlar ancak cevap veremiyorlar.[94]
“ İz- -T-B- ”
"Allah dilediğine işittirir" ifadesi, ilham ve keşif yoluyla kalbe gelen ilahî bilgiye işaret eder. Bu işitmenin "hakikat ehli"ne mahsustur.[95]